1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. (Cumhur)başkanlık seçiminin tansiyon yükselten kampanyası
(Cumhur)başkanlık seçiminin tansiyon yükselten kampanyası

(Cumhur)başkanlık seçiminin tansiyon yükselten kampanyası

Nasıl olsa kendilerinden bir cumhurbaşkanına, başbakana, hükümete ve yöneticilere sahip oldukları gerekçesiyle olan bitene eleştirel akılla bakmayı bırakmış muhafazakâr yazar-okur kalabalıklar, bizim e

A+A-

Nasıl olsa kendilerinden bir cumhurbaşkanına, başbakana, hükümete ve yöneticilere sahip oldukları gerekçesiyle olan bitene eleştirel akılla bakmayı bırakmış muhafazakâr yazar-okur kalabalıklar, bizim eleştirel değerlendirmelerimizi kronik hastalık olarak görüyor. Oysa Kur'an'da defalarca ve ısrarla tekrarlanan “akletmiyor musunuz” sorusundaki eleştirel akıldır bu. Kur’an’ı Müslüman oligarşinin kitabı zanneden, dolayısıyla içindeki hitap ve ikazlardan alınganlık yapmayan muhafazakâr akıl, “akletmiyor musunuz” suçlamasının muhatabının, aklını kullanmayan, eleştirel bakmayan ve sunulan herşeyi sorgulamaksızın kabul eden kendisi değil, kâfirler olduğunu düşünecektir tabii ki!

Ama zaten iktidar tekelinin herşeyi ve herkesi kuşatıcı boyutlara vardığı (otoriter) rejimlerde muhalif ve eleştirel düşünce hiç hoş karşılanmaz. Nitekim eski Sovyetler Birliği’nde eleştirel davrananlara akıl hastası muamelesi yapılırdı. Hitler ve Mussolini faşizminde de muhaliflerin ve eleştirel aklı terketmek istemeyenlerin karşılaştığı tepki aynıydı.

Emevi hilafetinin, Arap olmayan Müslüman milletleri aşağı görüp bu milletleri adeta kendisine kul köle etmeye kalkışmasına karşı özellikle İran’da yaşanan isyanlar Arap ırkçılığını hedef almasına rağmen hilafet sarayına ilişik ulema tarafından çarpıtılıp akla hayale gelmeyecek suçlamalarla itham edilebilmişti.

Bu memlekette de Alevilere “mum söndü” ve başka iftiralarla yapılan saldırılar, Sünni saraya muhalif geleneği temsil etmeleriyle alakalıdır. Keza, 70’li yılların başında SEKA kâğıt fabrikasında çalışmak üzere İzmit’e gelen Kürtlerin kuyruklu olduğu laflarını çocukluğunda bizzat işitmiş biriyim. Şafii mezhebinden olan Kürtlerin namazda rükuya giderken ve rükudan kalkarken ellerini kaldırması cemaatte huzursuzluk yaratır, insanlar şaşkınlıkla bu durumu izlerdi. Kürtlerin kıldığı namazın geçersiz olduğunu hem kendi aralarında konuşmayı, hem de onlara söylemeyi ihmal etmeden!

Muhalif olmak ve eleştirel aklı terketmemek zorlu ve çetin bir iştir. Bizdeki muhafazakâr iktidar zamanlarında icraatlara eleştirel bakan ve eleştirel aklı daha iyisine ulaşmak amacıyla istihdam edenlerin hoş karşılanmaması bu bakımdan anlaşılır bir şeydir. Hele eleştirel değerlendirmeler yapan biri dindarsa, muhafazakâr iktidar katından ve iktidar aygıtına ilişmiş kesimlerden göreceği tepki, ya iktidarın nimetlerinden menfaatlenemediğinden (dünyalarında başka bir değer yoktur çünkü!) ya da aklından zoru bulunduğundan böyle yaptığıdır. Nitekim 2002’de başlayan AK Parti iktidarının politikalarına başından beri eleştirel yöntemle bakmış bu satırların yazarı da bundan başka bir tepkiyle karşılaşmadı hiç. İktidarın politikalarının iyileştirilmesi, veyahut özellikle liberal çevrelerin baskısıyla iktidarın AB(D) vesayet sisteminin talimatlarıyla hareket eder hale gelmemesi için yaptığımız eleştiriler, hatırlatmalar ve öneriler iktidara ilişik kesimlerin sadece övgüye ve iltifata dayalı desteğinden farklı olduğundan mutlaka tepkiyle karşılandı.

Fakat bugün itibariyle elimizdeki somut gerçek, “yeni Türkiye” sıfatıyla farklı olduğu vurgulanan mevcut iktidarın kullandığı politik dil, üslup, araç ve yöntemleriyle “eski Türkiye”den hiç farklı davranmadığıdır. Ne muhafazakâr medya, ne de muhafazakâr toplum “eski Türkiye”nin devlet aygıtına ilişik medyasından ve sosyo-politik kesimlerinden hiç farklı değildir. Mesela “eski Türkiye”de olduğu gibi “yeni Türkiye”de de hemen hukuka havale edilmesi gereken hiçbir durum, medyada posası çıkana kadar kampanyası yapılmadıkça hukuka havale edilmiyor. Ergenekon meselesi, PKK konusu ve diğer sorun alanlarının tümünde süreçler böyle işliyor. Herşey tıpkı “eski Türkiye”de olduğu gibi. En son örnek, Cumhurbaşkanı Gül’ün, merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun bir helikopter kazasında hayatını kaybetmesiyle ilgili karanlığı aydınlatacak çarpıcı bilgileri kamuoyuna açıklamasıyla yaşandı. Anladığımız kadarıyla Cumhurbaşkanı, Yazıcıoğlu dosyasının detaylarına epeydir görüntüleriyle vakıfmış ama eline geçen bilgileri medyadan önce hukuka aktarmamış. Şimdi de bu bilgileri yine hukuka değil medyatik kampanyaya havale eden açıklamalarla gündeme geliyor. Keza Başbakan Erdoğan’ın İsrail ve Suriye meselelerinde uluslararası siyasetin yöntemiyle açıklamakta zorlandığımız medyatik tutumu da bir sorunla uğraşmaktan çok bir kampanya yürütüldüğü izlenimi bırakıyor.

Erdoğan ve Gül’ün eşzamanlı medyatik kampanyalarını, bu nedenle, 2009’daki yerel seçimden bu yana (cumhur)başkanlık rekabetinin gerilimi olarak adlandırmayı tercih ediyoruz. İktidara ilişik olmayan eleştirel aklın görebileceği ipuçlarını izlediğimizde eldeki somut verilerin dizilişi ve anlamı kuşkusuz farklı oluyor.

Cumhurbaşkanı Gül'ün (cumhur)başkanlık rekabetindeki halkla ilişkiler kabiliyeti, Yazıcıoğlu dosyası hakkındaki açıklamasıyla görüldü. Gül'ün, Meclis'in kapattığı Yazıcıoğlu dosyasını canlandırma çabası (cumhur)başkanlık rekabetinin hangi güzergâhta iyice gerileceğini ve eğer uygun bir uzlaşma bulunamazsa çatışmaya varabilecek sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor. Başbakan Erdoğan’ın İsrail kampanyasına ilişik zamanlamayla gündeme getirdiği 2012’deki seçimde BM Genel Sekreterliği’ne Türkiye’den bir ismin getirilmesiyle ilgili talebi, belki de Gül’ün BM Genel Sekreteri yapılarak (cumhur)başkanlık rekabetinden çıkarılması amacıyladır. Çünkü Erdoğan’ın 21 Eylül 2011’de ABD başkanı Obama ile görüşmesinin yüksek halkla ilişkiler değerine ve etkisine rağmen Gül’ün aynı günlerde “Yazıcıoğlu dosyası” çıkışıyla oluşturduğu halkla ilişkiler nüfuzu, Erdoğan’ın puanına denkti. Gül, halkla ilişkiler rekabetinin bu güç denemesinden memnun kalmış olmalıdır.

Bu haber toplam 901 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.