1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. (Cumhur)başkanlık seçiminin tansiyon yükselten kampanyası (2)
(Cumhur)başkanlık seçiminin tansiyon yükselten kampanyası (2)

(Cumhur)başkanlık seçiminin tansiyon yükselten kampanyası (2)

İktidara ilişik yazar-okur kalabalığının Erdoğan-Gül farklılıklarından sözeden tahlillerden hazzetmediği biliniyor. Fakat Erdoğan’ın, 2001'deki partileşme sürecinde Ankara’da siyasi faaliyetlerin başın

A+A-

İktidara ilişik yazar-okur kalabalığının Erdoğan-Gül farklılıklarından sözeden tahlillerden hazzetmediği biliniyor. Fakat Erdoğan’ın, 2001'deki partileşme sürecinde Ankara’da siyasi faaliyetlerin başında bulunan “Abdullah'ı”, İstanbul’da Ömer Çelik espiyonajıyla yakın takibe aldığı günlerden süzülüp gelen, zaman içinde de muhtelif zamanlardaki değişik tutumlarla dallanıp budaklanan ahvalden sözediyoruz.

Ayrıca meselenin bundan ibaret kalmadığını, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun da kendi etrafıyla birlikte, Erdoğan’ın (cumhur)başkanlığı koşullarındaki başbakanlık için yoğunlaştırılmış bir kampanya yürüttüğünü görebiliyoruz. Çünkü onun dışa dönük ve tekrara dayalı görünürlük kampanyasının büyük rakibi, Babacan’ın görünmezliğe dayalı ve itaat vadeden alternatif kampanyası adım adım yol alıyor ve son dönemeçte Davutoğlu, bugünlerde istekle katıldığı kampanyaların sadece ağır yükü, kamburu ve vebaliyle ortada kalabilir. Obama ile görüşmede Erdoğan’ın hemen sağına oturmayı başarmış Babacan ile ancak ondan sonra yine sağa oturabilmiş Davutoğlu’nun rekabetini, (cumhur)başkanlık geriliminin daha fazla gizlenemeyeceği günlerde çok kişinin yazacağını biliyoruz. Yine, aradan sıyrılmanın yolunun bu tür rekabetleri teşvikten geçtiğini genç yaşta keşfetmiş Ömer Çelik’in yaratıcı kaos girişimlerinin detaylarını da o günlerde kulis yazılarında okuyabiliriz.

Bu satırların yazarının, yaşadığımız herşeyin (cumhur)başkanlık seçimiyle ilgili ve ilişkili olduğundan hiç kuşkusu yoktur ve bu yüzden de endişeye mahal yoktur; çünkü Erdoğan savaşa değil (cumhur)başkanlık seçimine hazırlanıyor. Bu sebeple, iç kamuoyunu hareketlendiren İsrail kampanyası ve AB(D) vesayet sistemine hitap eden Suriye kampanyasında tansiyon daha da yükselecektir. Ta ki Türkiye (cumhur)başkanlık seçimini tamamlayana dek.

Eleştirel aklı tatile çıkarmış muhafazakâr, Başbakan Erdoğan BM konuşması sırasında Filistin'den bahsederken Abbas'ın salonda olmadığına sitem ediyordu hani. Muhafazakârın idrak istidadı bu kadardır! Abbas'ın, Filistin meselesinin Erdoğan'ın (cumhur)başkanlık kampanyasındaki yerini bildiğini aklına bile getiremiyor.

Erdoğan'ın dışpolitikada bir ayak frendeyken gazı köklemesi, (cumhur)başkanlık seçiminin 2012'de olacağı hissimizi güçlendiriyor. Bunu engelleyecek bir aksilik çıkmaz ve mesela Gül’ün BM Genel Sekreterliği’ne seçtirilmesi kesinleşirse Erdoğan’ın önünde herhangi bir mani kalmamış olacaktır.

Akdeniz üçlemesiyle (Tunus, Mısır, Libya) başlayan ümmi isyanları küresel sisteme entegre edebilmek için gösterilen çabalara yeni Ankara’nın da (“yeni Türkiye”) katılması büyük hayal kırıklığıdır. Haziran 2012 genel seçimlerine AB(D) vesayet sistemine meydan okuyarak giden (bu başlangıca büyük değer vererek oyumuzu emanet ettiğimiz) Erdoğan, daha işin başında yola devam etmekten vazgeçerek liberallerin ve onların muhafazakâr hoparlörlerinin NATO sistemine biat etme yönlendirmesine tabi oldu. Şimdilerde Erdoğan, Araplar için servis edilen Amerikan rüyasının şiarlarına (Arap baharına kimlik, İsrail'e destek, Filistinlileri uzlaşmaya teşvik) hararetle sahip çıkıyor. “Yeni Türkiye”, on yıllardır liberal demokrasilerin kuvvetli desteğiyle laiklik namına uygulan zorba rejimlerin baskısı altında canından bezmiş Araplara, sorunun “otoriter laiklik”te olduğunu, aslında “liberal laiklik”le hayatın daha iyi olacağını vadediyor. Ama Arap aydınlarının, neden meseleyi batı tipi laiklik içinde konuşmaktan başka seçeneği düşünemediğimizi, Müslüman halkın kendi tarihsel ve kültürel tecrübesini neden yok saydığımızı, yeri geldiğinde bizim büyük bir medeniyete sahip olduğumuzu söyleyen Erdoğan’ın neden o medeniyet içindeki çözüm yeteneğine hiç başvurmadığını sormasına kulak tıkıyor. “Yeni Türkiye”, sömürgecilerin işgali altındaki Filistin topraklarında yerli halkın etnik arındırılması, terör, baskı, yıldırma ve göçettirme politikalarının sonucu olarak emrivaki ile kondurulan İsrail’in 1967’ye gelinceye kadarki genişlemesini tartışmaya kapatıp 1967’de ulaşılan işgali meşru kabul ederek İsrail'i normalleştiriyor. Fetih’in liderliğinde meşru HAMAS hükümetinin dışlandığı uzlaşmaya tam destek veriyor. 1967 çerçevesinin tek sabitesinin İsrail’i meşrulaştırmak ve normalleştirmek, bunun dışındaki bütün konuların ise tartışmaya açık olduğunu kimse gizlemiyorken, tam da buna itiraz eden HAMAS’ın dışlanarak “Filistin devleti” kurulmaya çalışılmasının Filistinlilere herhangi bir hayrı olmayacağını kestirmek çok mu güç? Ama eğer (cumhur)başkanlık kampanyası için Erdoğan’a yeni bir “Kıbrıs” gerekiyor da Gazze veya Filistin devleti bu ihtiyacı karşılayacak seçim posteri ise gözümüzün önündeki hiçbir soru, kaygı, sorun, tuhaflık ve acaiplik mevzubahis olmayacaktır.

Muhafazakâr Ankara'nın İsrail'e dair sahne performansı mevsimliktir. (Cumhur)başkanlık seçimi sonlandığında oyuncular sahneden inecektir!

Böyle olmasa, İsrail konusunda sesini bu kadar yükselten “yeni Türkiye”nin İsrail’i koruma amaçlı Amerikan radarlarının Türkiye’ye yerleştirilmesi dayatmasına karşı dünyayı ayağa kaldırması icap ederdi. NATO’nun sözkonusu sistemine imza atarken metinde “hedef ülke” adının yazmamasını meselenin halledilmiş olmasına denk bir takdimle kamuoyuna sunan iktidara, muhafazakâr okur-yazar kalabalığından itiraz çıkmaması neyi değiştirir? İktidar sarayına bağlılığına halel getirmemeye özen gösteren muhafazakâr okur-yazar kalabalığı, Emevi-Abbasi sarayının etrafında kümeleşmiş “cemaat ve gelenek toplumu”nun itaatkâr tepkileriyle hareket ettiğinden, hiçbir şeyi sorgulamadığı gibi Amerikan radarlarını da sorgulamıyor. Ne NATO’ya itirazı var, ne NATO operasyonlarına, ne de NATO marifetiyle Müslüman memleketinde rejim devirip rejim kurulmasına, kaynakların yağmalanmasına, Ramazan’da bile ahalinin bombalanmasına. Küresel kampanya gereği Suriye’de Ramazan’da Baas rejiminin halkın üzerine ateş açmasına hararetli kampanyalar düzenlerken, Libya’da aynı günlerde NATO’nun çoluk çocuk demeden onlarca insanı katletmesine tek damla gözyaşı bile dökmemiş bir kitledir muhafazakâr okur-yazar kalabalığı!

“Eski Türkiye”nin NATO himayesinde batılılaşmaya çıpalı vesayetçi yönelimden iç iktidara imkân üretmeye bakan fırsatçılığında bayrağı “yeni Türkiye” devralmıştır.

Halbuki muhafazakâr da, laik de yeri geldiğinde NATO sisteminin darbeler ve provokasyonlarla bizi ne hale getirdiğini anlatmakla bitiremez! Gladyo, Ergenekon ve başka yeraltı örgütlenmelerinin hep gayri nizami harp kapsamında NATO desteğiyle yürütüldüğünü söyleyenler de aynı dillerdir.

“Yeni Türkiye”nin, NATO sisteminde bulunmanın kaçınılmaz sonuçlarını medyatik kampanyalarla korkutma amaçlı kullanmak yerine, milli irade üzerindeki vesayete son vermek için vesayetin kaynağıyla ilgili kalıcı kararlar alması gerekmez mi? NATO sisteminin yolaçtığı vesayetçi rejimden kurtulabilmek, o kaynakla ilişkiyi kesmeyi, siyasi ve iktisadi rejimi baştan kurmayı gerektiriyorken “yeni Türkiye”nin bu yolda adım atmak bir yana, NATO ve AB(D) vesayet sisteminde yeralmanın gerekliliğini propaganda etmesine muhafazakâr okur-yazar kalabalığının hiç mi itirazı yoktur?

NATO, Türkiye için manasız bir askeri ittifaktır. Türkiye’nin hangi tehdide karşı kendisini NATO ile güvencede hissettiğini bilmiyoruz. NATO sisteminde kalmayı hararetle savunan liberaller ve onların muhafazakâr hoparlörleri bunun geçerli gerekçesini açıklamalıdır.

Muhafazakâr iktidar, (cumhur)başkanlık kampanyasında gerilimi yükselten stratejisiyle Türkiye’nin önünü açacak gerçekten yeni, yapısal ve kalıcı kararlar mecrasına girmiş değildir. “Eski Türkiye” ne idiyse “yeni Türkiye” de odur. Değişen sadece siyasi ve bürokratik personeldir. Dolayısıyla gündemimizdeki soru hiç değişmeyecektir: İktidara nasıl geleceğimizi değil, o iktidarla ne yapacağımızı tartışmalıyız!

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.