1. YAZARLAR

  2. M.Zeki CANŞİ

  3. Çuvaldızı başkasına batırmadan önce iğneyi kendimize batıralım!
M.Zeki CANŞİ

M.Zeki CANŞİ

Yazarın Tüm Yazıları >

Çuvaldızı başkasına batırmadan önce iğneyi kendimize batıralım!

A+A-

07 Ocak 2015 tarihine damgasını vuran olay, hiç şüphesiz Fransa’nın başkenti Paris’te “Charlie Hebdo” isimli karikatür dergisine karşı yapılan katliam oldu. Tabi ondan önce, benzer bir olay da ülkemizde gerçekleşti. Lakin sayısal olarak bizimki bu boyutta olmadığından, dünya kamuoyunca bu olay pek ses getirmedi. Zaten söz konusu Müslümanlar olunca, batı toplumu tarafından pek de ciddiye alınmadığımız bilinir. Nitekim aynı gün Nijerya’da “Boko Haram” isimli benzeri örgütün 2 bin nüfuslu Baga Kasabasını basıp yaşayan herkesi katletmesi hiç kimsenin dikkatini çekmemiştir. Batı tarafından habere değer bile bulunmamıştır!

Gelelim konumuza:

Şu kadarını ifade etmek isterim ki, -amasız, fakatsız ve Lâkinsiz- bu ve benzeri menfur olayları şiddetle kınadığımı özellikle belirtmek isterim. Tabi bu kınama, olaya kaynaklık eden ve onu doğuran bu ve benzeri olayları tetikleyen ve tedhişçi örgütleri tahrik ve tazyik eden batı toplumunun içine düştüğü çıkmazı ve İkiyüzlülükleri de masaya yatırmamız lazım. Keza, sözde İslam adına hareket eden bu tedhişçi örgütlerle batı toplumunun söylem ve eylemleriyle karşılıklı olarak birbirlerini nasıl da adeta şarj ettiklerini, tutum ve davranışlarını da konuşmak lazım. Yani olayı tel’in etmek, (lanetlemek) karşılıklı değerlendirmeler yapmaya mani değildir. Bu çerçevede olup bitenleri analiz etmek istediğimizde, çuvaldızı başkasına batırmadan evvel, önce iğneyi de kendimize batırmanın -zamanı geldi ve geçti- diye düşünüyorum.

            İsterseniz önce kendimizden başlayalım:

İslam tarihinde, kanlı olaylara sahne olan tutum ve davranışlar; sadece gayrimüslimlere karşı yapılmış tutum ve davranışlar değildir. Müslümanlar, kendi aralarında da, kâh koltuk ve iktidar devşirme adına, kâh dini saiklerle, bir birlerini kırıp geçtiklerini ve boğazladıklarını ne yazık ki gördük ve görmeye de devam ediyoruz. Muaviye’nin, oğlu Yezid’in halife olma sevdası uğruna, Yezit ve avenesinin Peygamberimizin torunlarından Hz. Hüseyin’i ve arkadaşlarını hunharca şehit etmelerinden tutun, El-kaide, Taliban, Boko Haram ve Işid gibi benzeri örgütlerin gayri insani ve pek fena muamelelerine varıncaya kadar, birçok kötü örneklere tanıklık ettiğimizi ve bunlardan hicap duyduğumuzu/duymamız gerektiğini ifade etmek isterim. Dolayısıyla, bu çerçevede İslam tarihinin karnesi; batı ve batıl toplumunun karnesinden daha lekesiz olduğunu söyleyemeyiz. Tabi, bunu söylerken, bu tür örgütlerin huruç noktaları her ne kadar orijinal İslam gibi lanse edilse de, temelinde “tekbiri” istismar eden “tekfirci” (kendilerinden olmayanları kâfir ilan edici) “selefilik” inancının yattığını, yani muharref bir İslam anlayışının ürünü olduğunu söylemek yanlış olmasa gerektir. Bunun da, gerçek İslam ile alakasının olmadığı gibi, İslam’a zarar vermemesi gerektiğini de ifade etmeden geçemeyeceğim.

İslam dışı devletlerin ve organizasyonların yapıp ettiklerine gelince:

Hiçbir muhalif tavır, karşı koyuş, başkaldırı ve isyan, sebepsiz değildir. Onu doğuran, ona kaynaklık eden, karşılıklı birbirini tetikleyen ve birbirini şarj eden davranışlar bu tür olumsuz sonuçları doğuruyor.

11 Eylül 2001 tarihinde ABD’nin ikiz kulelerine yapılan saldırı olaylarının ardından İslam coğrafyasında başlatılan sürek avını bir hatırlayın bakalım. ABD’nin bu saldırıyı bahane ederek yaymaya çalıştığı İslamifobia yaygarası adına Guantanamo Adası’nda esir tuttuğu Müslümanlara reva gördüğü işkenceleri gözlerinizin önüne getirin. Turuncu elbiseler giydirerek ellerini arkadan bağlayıp gözlerini kapatmak suretiyle işkencelere çeken Müslümanları nasıl da perişan edip yok ettiklerini hatırlayın. Kendilerinin besleyip büyüttükleri Işid, eğer bu gün kurbanlarına turuncu elbise giydirip boğazlarını kesiyorsa, bu, ABD ve türdeşlerinin yapıp ettiklerinin bir yansıması/ürünü değil midir?

Bu gün Fransa’da katledilen o karikatüristler, İslam Peygamberi Hz. Muhammed’i aşağılayan o iğrenç karikatürlerini yayınlandıklarında, batı toplumunun yöneticileri, Bremen mızıkacıları gibi ağız birliği yapmışçasına, yapılanları “düşünceyi ifade etme özgürlüğü” temeline dayandırmaları, bu gün maruz kaldıkları ölümlerin baş sorumluları olduklarının resmidir.

Bu karikatüristler, sadece İslam’a saldırmakla kalmamışlar; aynı iğrençliklerini Hz. İsa’nın başı yerine; bir domuz başını monte ederek O’nu, -sözüm ona- adeta bir domuza benzetmeleri, keza bir papazı da, genelevde bir fahişe ile birlikte fuhuş yaparken gibi göstererek din adamlarına karşı iğrençliklerine yenilerini eklemeleri kabul edilebilir davranışlar değildir.  Bu davranışları, bir gün böylesi vahşetlere kaynaklık edeceği besbelliydi… Bunlar, bu iğrençliklerini yaparken, Batı toplumunun aymaz yöneticileri, ifade özgürlüğü teraneleriyle, şimdi ağlama duvarına çevirdikleri ülkelerini olası felaketlerden kurtarma çabaları içine girdiler. Bu da inandırıcı değil. Peki ya Samuel Huntington’un o “Medeniyetler Çatışması” zırvaları düzleminde “Batı Medeniyeti”ni merkeze alan ve “İslam Medeniyeti”ni canavara dönüştüren saçma tezine ne demeli? Ya da, Batının topyekûn bir biçimde Antisemitizm hamiliğine soyunup; ürettikleri İslamifobia’yı bir korku anaforuna dönüştürme gayretlerine ne demeli?

Ezcümle, herkesin aklını başına alması, maşa olarak kullanmak istediği illegal örgütlerden medet umma hastalığından ve çifte standarttan uzak durması gerekir. Düşmanının düşmanını besleyerek sahili selamete ulaşmak mümkün değildir. Bumerang etkisiyle geri dönüp kendisini vurabileceğini akılından çıkarmamalıdır.      

Bu yazı toplam 419 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.