1. HABERLER

  2. MEKTUP

  3. Daktilomu özlüyorum
Daktilomu özlüyorum

Daktilomu özlüyorum

İtiraf ediyorum.. Utanarak değil,  gururla itiraf ediyorum.

A+A-

Ben çağdışı bir adamım. Geçmişe özlem duyan, her şeyin otomatik, ekran üzerinden yapıldığı dönemlerin değil, her şeyin manuel, gürültülü ve klasik olduğu dönemlerin adamıyım.

Bu kentte, bu mesleğin en eski temsilcilerinden biriyim. Benden eski, bir Tanju Cılızoğlu vardır.  Benim bu işe başladığım dönemlerde,  ustaların ellerinde tuttuğu “Kumpas” adı verilen bir metal alet vardı. Önlerine harf kasasını açar,  ellerine verilen metindeki yazıyı, kasadan tek tek harfleri seçerek o kumpasa dizerlerdi. Sonra o metinler kumpastan çıkartılır, kalıba alınır,  üzerine mürekkep sürülüp, kağıda basılarak prova çıkartılırdı.

Yazıların başlıkları kasalardan seçilen harflerle kumpasa dizilirken, metinler “Entertip” denilen erimiş kurşun madenine satır basan dizgi makinelerinde dizilirdi. Şimdi hepsi müzelerde. Gençlere tavsiye ederim.. Gitsinler Büyükşehir Belediyesi’nin Seka Park içindeki müzesine bu aletleri, harf kasalarını, entertipi, prova tezgahını, baskı makinalarını görsünler. Akılları almaz.

İşte ben de o dönemlerden kalan, kendisini eleştirmeyen antika bir adamım. Hani, beni buradan ÖZGÜR KOCAELİ’nin başından alıp, Matbaacılık Müzesi’nin içine konu mankeni olarak koysalar daha çok yakışırım.

…………….

Değerli okurlar.. Benim bu mesleğin içinde geçirdiğim 40 küsur yıl içinde dünyada belki de en çok değişen, gelişen ve farklılaşan sektör basın sektörü, gazetecilik sektörü oldu.

40 yıl önce eldeki “Kumpas” adı verilen aletin içine, kasalardan tek tek alınan kurşun harfler dizilerek gazete yapılırdı. Bugün tamamen elektronik ortamda gazete yapılıyor, bir bilgisayar tuşuna basılıyor, gazete sayfaları kilometrelerce ötedeki baskı makinasının merdanelerine sarılıyor.

Eskiden İstanbul’daki bir haberin fotoğrafları çekilir, film otobüs muavinine verilir, otobüs Halkevi önündeki durakta karşılanır, otobüs muavinine verilen küçük bir bahşiş karşılığında alınırdı.

Ya da kilometrelerce öteye “Faks” adı verilen cihaz yüklenip götürülür. Telefon kablosuna bağlantı yapılır. Çekilen film karta basılıp, bu faks cihazı ile gazetenin merkezine siyah-beyaz fotoğraf atılırdı.

Artık film falan yok.. Elektronik makinelerle elektronik fotoğraf çekiliyor. Bir düğmeye basılıyor, fotoshop da yapılmış rengarenk fotoğraf, birkaç saniye içinde gazete merkezine gönderiliyor.

Eskiden “Teleks” diye bir cihaz vardı.  Oturup, haberi banda alırdık. Tuhaf delikler açılmış şerit bantla haber metni karşı tarafa gönderilirdi. Şimdi whatsapp diyorlar, instagram, tweet diyorlar, ne bileyim ben e-posta diyorlar. Birkaç saniye içinde çok uzun metinleri, dünyanın öbür ucuna gönderebiliyorlar.

…………………

Akademik kariyer olarak Elektronik ve Haberleşme Mühendisiyim. Annemin hala övündüğü, çerçeveletip evinin duvarına astığı kocaman diplomam var.

Ama yukarıda anlattığım olağanüstü gelişmeye alışamadım. Öğrenmek için en küçük bir çaba harcamadım. Etrafımdaki herkes-ailem dahil- elindeki kocaman telefonlarla sürekli parmaklarını oynatıp bir şeyler yaparken, ben onların haline acıyarak bakıyorum.

Pek çok dostum ve elbette beni çekemeyen pek çok kişi, bu tavrımı yadırgıyor, beni eleştiriyorlar. Ama ben geçmişin çok daha samimi, çok daha dürüst, çok daha emeği üstün gören ve çok daha insani meziyetleri ön plana çıkartan dönem olduğuna, bu kadar fazla elektronik içine bulaşmanın mertliği, insanlık kalitesini bozduğuna inanıyorum.

En çok özlediğim şey de daktilom. Şu an, ben bu yazıyı mecburen bilgisayar klavyesinde yazarken, eski daktilom, taa rahmetli babam Dündar Çiğit’ten kalan daktilom, karşıda dolabın üzerinde adıma verilmiş birkaç plaketin arasında bana göre çok mahzun duruyor.

Harfleri kırık. Şeridi yok.. Çalışmıyor.  Harfleri onaramadığınız, şerit bulamadığımız için kullanamıyorum. Bilgisayar klavyesinde yazıyorum ama yine inatla (Q) klavyeyi değil, eski klasik, daktilolarda geçerli (F) klavyeyi kullanıyorum.

Daktiloda çalışmak çok farklıydı. Gazetenin yazı işleri katında 3 kişi daktiloda yazı yazıyorsa,  salondaki ses insana ilham verirdi. Daktilo sesi nedeniyle, yanınızdaki insanla konuşurken sesinizi yükseltmek zorunda kalırdınız.

Şimdi 20 kişi aynı anda bilgisayarda yazı yazıyor olsa,  ortalıkta çıt çıkmıyor.

Sanki eskiden daktilo, yalan yazılanı kabul etmezdi. Yalakalığı, şantajcılığı hedeflediğiniz zaman bastığınız tuşların harfleri kağıt üzerine çıkmazdı.

Şimdi bir cahil aptal; bir küstah, ya da bir sürtük kaltak oturuyor bilgisayar başına, kafasına eseni yazıyor ve anında bu yazıyı herkes görebiliyor. Muhatabı istediği kadar inkar etsin, “İftiradır, yalandır” desin. Bir kere çamur atılmış, öyle kalıyor.

Daktilo öyle miydi?.. Samanlı kağıda yazardık. Yazarken, tuşların çıkarttığı seslerle adeta beynimizde fikirler dans ederdi.

Yanlış harfe bastığınızda şaryoyu geri getirir, yanlış harfin üzerine (X) basar, yazıya devam ederdiniz.

Şimdi, sabahın köründe geliyorum.  En verimli, en üretken saatler.. Bilgisayarı açıyorum. Şifre istiyor. Şifreyi yazıyorum, “Bilgisayarınız güncelleniyor. Bekleyin” yazısı çıkıyor. Bekliyorum. Ekranda noktalar dönüyor, daireler çıkıyor. Bir kararıp, bir mavileşiyor. Ben bekliyorum. Neyse güncelleme bitiyor, ekran boşalıyor. Yeniden şifreyi yazıyorum; “Şifrenizin süresi doldu, değiştirin” diyor.

Bilmiyorum. Teknik Servis’e dönüp, “Azem imdat” diye bağırıyorum. Gelip, bana yeni şifre yapıyor.

Daktilom öyle miydi. Sabah beni beklerdi. Hazırdı. Oturduğum gibi taka tuka taka tuka yazmaya başlardım. Yazdığım yazının girişini beğenmeyip kağıdı ucundan tutar, cart diye çekip alır, kıvırıp çöpe atar, yeni yazıya başlardım,.

O dönemler, daktiloda kullandığımız 3 üncü hamur kalitesiz teksir kağıtlarını kendimiz üretirdik. Gazete kendi binamızda basılırdı. Gazetenin basıldığı bobin kağıtlar, nakil sırasında, daha sonra makinaya katılırken, birkaç katı kırılırdı. Buna bobin patlağı denir. Bu patlak beyaz kağıtlar alınır,  matbaa bıçağına girer, A-4 boyutunda daktilo kağıtları hazırlanırdı. Şimdi, bilgisayar çıktısı kağıtları ithal. Beyaz kağıt. Ama 3 üncü hamur gazete kağıdı, yalan haber, uydurma haber taşımazdı gibi hatırlıyorum sanki..

Şimdi devir değişti. Şimdi her şey kolaylaştı, şimdi her şey  güzelleşti diyorlar ya..

Bence öyle değil. Şimdi işler kolaylaştı, ama çirkinleşti. Ben 35 yıl daktiloda yazdım. Son 5 yıldır, mecburen bilgisayarda yazıyorum. Ama bütün samimiyetimle itiraf ediyorum: Daktilo günlerimi özlüyorum. Saygılar, sevgiler. Sağlık ve mutluluk dilerim.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.