1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Dayanın az kaldı
Dayanın az kaldı

Dayanın az kaldı

İzmit Lisesi’nde okurken(1970’li yılların ortaları) bir gün okul yönetiminden bir tebligat almıştım. O sıralar, yabancı ülkelerle öğrenci değişimi hareketleri bugünkü gibi yaygın değildi.

A+A-

İzmit Lisesi’nde okurken(1970’li yılların ortaları) bir gün okul yönetiminden bir tebligat almıştım. O sıralar, yabancı ülkelerle öğrenci değişimi hareketleri bugünkü gibi yaygın değildi. İlk kez Türkiye’den lise öğrencisi düzeyinde çok sınırlı sayıda genç değişim programı kapsamında bir ya da iki aylık süreyle, yaz tatilinde ABD’ye götürülecek, ailelerin yanında misafir edilecekti. Amaç, Türk gençlerinin küçük bir bölümüne de olsa, Amerikan kültürünü yerinde göstermek, belki de onları Amerikan hayranı haline getirmekti.

Üniversite eğitimi dışında hep başarılı bir öğrenciydim. Ayrıntıları hatırlamıyorum ama, sanırım İzmit Lisesi’ne 3-4 kişilik kontenjan verilmişti. Okulun başarılı, zeki kabul edilen öğrencilerinden olduğum için, okul yönetimi beni de adaylar arasına seçmişti. “Falanca pazar günü şu saatte okula gelecek, kantinde mülakata gireceksin” dediler.

O yıllar, liseli gençlerin bile politize olduğu, Türkiye’deki olağanüstü karmaşık siyasi yapı içinde kendilerini bir tarafta görmeye mecbur olduğu yıllar. Ben de kendimi “Solcu, sosyal demokrat görüşlü” öğrenciler arasında görüyordum. ABD’ye gitmek, orada bir-iki ay kalmak gibi bir hedefim, isteğim de yoktu.

Mülakat öncesi hiç heyecan yaşamadım. Belirtilen gün geldi. Sanırım, böyle bir kıştan ilkbahara geçiş dönemindeydi. Yağmurlu bir pazar günü evden çıkıp, mecburen İzmit Lisesi’ne gittim. Tam belirtilen saatte, kantine çok şık giyimli, Yuppi tipli bir grup genç geldi. İçlerinde çok zarif bayanlar da vardı.  Okulun önerdiği 7-8 öğrenciyi tek tek mülakata aldılar.  Ailemizi sordular, siyasi görüşümüzü, yaşam biçimimizi, nasıl bir dünyada yaşamak istediğimizi sordular.

Biraz da kasten, Amerika’nın kapitalist, yayılmacı sisteminin sonsuza kadar sürmeyeceğine inandığımı, her bireyin özgür olduğu, dünyanın bütün zenginliklerinin paylaşıldığı, para kazanmak adına kimsenin doğayı kirletmediği, emeklerin sömürülmediği bir dünyada yaşamak istediğimi anlatmıştım.

Tabii, bu mülakat sonunda, ABD’de ekmek elden, su gölden ağırlanma şansını yitiren ilk aday olmuştum. Başka arkadaşlarım gitti, üstelik çok memnun, çok fikren değişmiş olarak döndüler.

Bu mülakatı hiç unutmam. Bunun dışında, eğitim hayatım boyunca pek çok sözlüye kalktım. Dersine göre, edebiyatsa edebiyat, tarihse tarih, matematikse matematik kara tahtanın önüne çıkıp, öğretmenin sorduğu soruyu yanıtladım, tahtada problem çözdüm.

Bizim eğitim sistemimizde, bir dönem içinde üç yazılı, bir sözlü yapılırdı. Sözlüdeki performans, öğretmenin kanaati üzerinde çok daha etkiliydi. Ama sözlü bittiğinde, öğretmen not defterini çıkartır, bütün sınıfın önünde  “Otur sıfır” diye bağırarak, ya da “Tebrik ederim çocuğum, aferin sana 10 puan” diyerek, performansınızın sayısal değerini  bu not defterine kaydederdi.

Şimdi eğitim, cevap kağıtlarının bilgisayarlarda değerlendirildiği, hiç ruhu olmayan, insan karakteri, gerçek bilgi seviyesi konusunda hiçbir ölçüsü bulunmayan, ezberciliğe dayalı-ya da kuvvetli yerlerde bir yakının varsa ve soruları ya da yanıt anahtarlarını önceden alabiliyorsan- kopyaya endeksli test sınavları ile ölçülüyor. Oysa mülakat farklıdır. Mülakatta, sorulan sorunun net yanıtına nasıl ulaştığınızı da anlatmanız gerekir. Problemi kademe kademe tahtada çözmeniz, sonuca ulaşmanız gerekir. Mülakat sırasında sizi sınayan, satır aralarından mesajlar alabilir. Ana sorunun zaman zaman dışına çıkıp, yan sorularla karakterinizi, gerçek seviyenizi doğruya çok yakın şekilde belirleyebilir.

Bu nedenle mülakatlar önemlidir.

Mülakat kavramı,  artık siyasetimize de iyice girdi. Ön seçim yok, aday belirlemede kesinlikle demokrasi yok. Buna karşın, siyasette mülakat çok.

Önceki hafta AKP’nin 65 aday adayı mülakat için Ankara’ya gitmişti. Dönüşte pek çoğu ile görüşme imkanı buldum. Ne sordular diye sordum. Mülakata giden aday adayları o kadar heyecanlı gitmişlerdi ki, çoğu orada kendilerine ne sorulduğunu, kendilerinin ne yanıt verdiğini bile hatırlamıyordu.

Dün CHP’nin aday adayları mülakata girdi. Henüz CHP’li aday adayları ile mülakat sonrası görüşmedim. Ama çok merak ediyorum. Ne soruldu. Mülakat, yani sözlü bitince, bu sınavı yapan , aslında mülakata aldıkları aday adaylarından çok daha değerli, önemli olmayan, ama hasbelkader o görevi üstlenmiş kişiler açıp not defterine not verdiler ve bu notu da aday adaylarının yüzüne söylediler mi?..

AKP’li aday adayları şimdi muhtemelen bu hafta yapılacak ikinci mülakatı bekliyorlardı ki, son anda iptal oldu. Biz öğrenciyken, sınıfa giren öğretmen “Sözlü var” diyerek kaldıracağı kişiyi seçmek için not defterini açtığında, “Aman bizi çağırmasın” diye dua etmeye başlar, sıranın altına gizlenip; ortadan kaybolmak isterdik.

AKP’li aday adaylarının durumu tam tersi. “Aman elenmemiş olayım da, şu ikinci mülakata da davet edileyim” diye yatıp kalkıp dua ediyorlar. Çünkü Ankara’daki ikinci mülakata çağırılmayan, şimdiden elenmiş olacak. Bu yüzden sözlüye çağırılmak için can atıyorlar.

Ama hangi derse çalışacaklar? Hangi sorulara hazırlanacaklar bilmiyorlar.  O gün parti büyüklerinin önüne giderken hangi renk elbise giyseler, nasıl bir saç tıraşı olup, ne tür bir parfüm sıksalar, bilemiyorlar..

Günün birinde, biraz daha yaşlanınca, sırf şu mülakatları merak ettiğim için, beni sözlüye çeken parti büyüğüne zıt gidip, onunla kafa bularak “Sen kimsin de beni sözlüye çekiyorsun. Senin onayınla değil, milletin onayı ile seçilmek isterim” diye posta koyabilmek için,  bu abuk temayül yoklamaları, mülakatlarda herkesi aldatan partilerden birinden aday adayı olmak istiyorum.

Bir siyasi mülakatta bulunup, kendimi tartmak istiyorum.

Bugün 3 Nisan değerli okurlar. Çok büyük bir samimiyetle yazıyorum ki, AKP, CHP ve MHP’den aday adayı olan koca koca adamlara, zarif hanımefendilere çok üzülüyorum. Bu sistemde, bu aday adaylığı çekilmez bir kahırdır. İnsanın kendi kendisine yaptığı hakarettir. Ama bitiyor. Bir hafta kaldı. Önümüzdeki pazartesi akşamı listeler açıklanacak, işkence bitecek. Ondan sonra da kritik sıralara konulmuş adayların işkencesi başlayacak. Eminim pek çok aday adayı, partisi tarafından listeye alınmadığı için şükredecek. Ama nerede kaybettiklerini, mülakatta mı; yoksa yazılıda mı başarısız olduklarını, yoksa tiplerinin mi beğenilmediğini hiç bilemeyecekler.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.