1. HABERLER

  2. MEKTUP

  3. Demek ki; ben artık cezaevine girmem…
Demek ki; ben artık cezaevine girmem…

Demek ki; ben artık cezaevine girmem…

Değerli okurlar.. Her gün gazetenin bir tam sayfasını dolduracak kadar memleket ve kent meselesi yazabilirim de; pazartesi günleri bu sütunları doldurmak için kendime yaptığım eziyeti size sözlerle anlatamam.

A+A-

Pazartesi günleri MEKTUP sütunlarında, siyaset, spor, memleket meselesi, şehir meselesi falan yazmıyorum. Tecrübelerime dayanarak meslekle ilgili basit dersler vermeye, bu gazetedeki gelişmeleri samimiyetle okurlara aktarmaya veya kendimle ilgili gelişmeleri paylaşmaya özen gösteriyorum. Memleket meselesi çok. Yazmakla bitmez. Kocaeli’nin yerel meselesi daha çok. Yaz yaz bitmez. Ama konsepti sınırlı bu pazartesi mektupları için konu bulmakta inanın çok zorluk çekiyorum.

……………

Hasbelkader, ben de bu şehrin tanınan, takip edilen insanları arasına girdim. Hiçbir özelliği olmayan, yaşamı sıradan, hal ve hareketleri sıradan, ortalıkta gözükmemeye özen gösteren, işle evi arasında ömrünü tüketen bir adamım. Bir açıdan bakıldığında, kendimi yaptıklarımla, yapamadıklarımla kent kamuoyuna anlatmayı görev sayıyorum. Ama diğer açıdan baktığınızda yaptığım, ettiğim önemli bir şey yok. Renkli, maceralı bir hayatım yok. İnsanlar çeşitli nedenlerle benle görüşmek istemese, ben kalkıp kimse ile görüşmek için bir talepte bulunmam.

Sabah erkenden kalkıp işime geleyim, yazılarımı yazayım,  gazeteyi yapayım, yevmiyeyi hak edeyim, evime dönüp televizyon karşısında uykum gelene kadar maç veya film izleyeyim. Hayatımın bütün özeti bu… Ahmet Kobak “Hadi gelin şuraya gidelim” diyecek de, nazlana nazlana günü birlik aile gezmesine gideceğim. Ya da bizim “Apaçiler Grubu”nun aylık yemekli toplantısı olacak da akşam yemeğini ev dışında yiyeceğim.

Yılbaşından buyana ailemdeki sağlık sorunlarını, kendimle ilgili sağlık sorunlarını sizlerle paylaşıyorum. Emin olun, bunu da çok isteyerek, çok hevesli şekilde yapmıyorum. Pazartesi günleri bu sütunları doldurmayı kendime iş edinmişim, bu sütunlar için yazacak başka bir şey bulamıyorum ve bunları yazıyorum.

Size bahsettim; aslında çok uzun süredir sağlık sorunları yaşıyorum. Ama son bir-iki aydır artmıştı. Çok sıradan, çok monoton yaşayan biri olmama rağmen, kendime hiç bakmıyorum. Yıllardır günde iki kez insülin kullanan diyabet hastasıyım. Buna rağmen sigara içerim, içki içerim. Sevdiğim ve beni seven insanlar “Yapma, sigara içme, içki içme” dedikçe, daha çok içerim. Spor yok, yürüyüş yok. Belki kendi adıma yaptığım en iyi iş, fırsat buldukça balık yemektir. Ama sebze pek yemem. Evde özellikle enginar konusunda çok baskı görür, “Enginar faydalıymış. Yemem” diye geri çeviririm.

Tabii, yaş ilerledikçe vücut taşıyamaz hale geliyor. Birkaç ay önce vücudum şişmeye başladı. Kollarım, bacaklarım, ellerim ayaklarım su topladı. Nefes alamaz, ayağıma ayakkabı giyemez hale geldim. Bütün bunlardan size bahsetmiştim. Sonunda, “Ben hastaneye ancak ambulansla giderim” diye inat eden ben, tıpış tıpış Cihan Hastanesi’ne gittim. Tahliller yapıldı. Check-up yapıldı. Genel manada iyi çıktım. Kanser falan bulamadılar. Ama kalp zorlanıyormuş. Kalpte yetersizlik başlamış, vücut bu nedenle su topluyormuş. İdrar söktürücü verdiler. Bela bir iş. 10 dakikada bir tuvalete gidiyorsunuz. Ama vücudumdaki suyu atmaya başladım. Rahatladım. Yeniden muayene ettiler, “Uyku apnesine bakalım” dediler.

Bir ay kadar önce Cihan Hastanesi’nde bir gece uyku laboratuvarında yattım. Rapor çıktı, göğüs hastalıkları uzmanı hekim beni karşısına aldı. “Ben bugüne kadar binden fazla uyku apnesi hastasına baktım. Bu kadar kötü rapor görmedim. Sen bugüne kadar uykunda ölmemişsen bu bir mucize” dedi.

Ortaokul yıllarımdan beri, geceleri yatmadan önce dua ederim. Bildiğim bütün duaları birkaç kez okurum. Her gece 7-8 dakikalık ritüel içinde dualar bittikten sonra, kendim ve ailem için dileklerimi sıralarım. Ezbere okuduğum bu dileklerin bir cümlesi de, “Allah’ım canımı alacaksan, canımı acıtmadan uykumda al. Beni süründürme” şeklindeydi. Doktor, “Sen bugüne kadar nasıl oldu da uykunda ölmedin” deyince, dua ritüelimden bu cümleyi çıkarttım. Zaten uykuda ölme riskim varmış da yüce Yaradanı bu konuda teşvik etmenin anlamı var mı?. “Allahım beni süründürme” diyorum, o uykuda öleyim falan bölümünü artık söylemiyorum.

Neyse, birinci raporun ardından bundan böyle hayat boyu kullanmam gereken uyku maskesi için ikinci kez uyku laboratuvarına yatırdılar. Yine her yerime kablolar bağlandı, bir de yüzüme maske takıldı. İkinci rapor bu hafta çıkacak, bana uygun bir maske verecekler. Bundan böyle hayat boyu, geceleri yüzümde o maske ile uyuyacağım. Nasıl yapacağım bilmiyorum ama, iyi bir uyku ve ertesi gün yorgun değil, zinde uyanmak için sıkıntılara katlanmaya da hazırım.

………

Neyse, ben artık tescilli bir “Uyku apnesi” hastasıyım. Malum, FETÖ davasından tutuklanan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı‘nın damadı, işadamı Kavurmacı, geçenlerde tahliye edildi. Bizim ilimizden yakından tanıdığımız pekçok kişi, Türkiye genelinde binlerce kişi FETÖ sanığı olmaktan, By-Lock kullanmaktan aylardır içeride. Damat Kavurmacı’nın tahliye nedeni ise, “Sağlık sorunu”. Kavurmacı için “Uyku apnesi hastası” raporu verilmiş, “Bu şartlarda cezaevinde yatamaz” diye özel bir hastane hüküm vermiş. Hakim de, “Kavurmacı madem uyku apnesi, o halde gitsin evinde yatsın” diye karar vermiş.

Şimdi benim durumuma bakın. Uyku apnesinin en ilerisi var. Üstüne, yıllardır insülin kullanan diyabet hastasıyım. Üstüne kalp yetmezliği, karaciğerde yağlanma, akciğerlerde sigaradan ötürü işlev kaybı var. Omuzlarım, dizlerim ağrıyor.

Yani bu şartlarda, FETÖ’cü olmakla suçlanan-ki günümüzde en ağır suçtur- Kavurmacı uyku apnesi nedeniyle hapisten tahliye ediliyorsa, ben adam öldürsem, içeri girmem. Bir sağlık raporu, doğrudan “Yurt dışına çıkış yasaklı ev hapsi” kararı.

Kimseyle dalaşmaya, suç işlemeye, herhangi bir yasa dışı örgüt üyesi olmaya falan niyetim yok. Günümüzde basın özgürlüğünün arkasına sığınıp, kahramanlık yapmak adına kendimi ve ailemi sıkıntıya sokacak yazılar yazmak gibi bir hevesim de yok. Ama velev ki yaptım diyelim. Ben bu şartlar altında hapse falan girmem, tutuklanmam. Uyku apnesinin böyle bir faydası olduğunu da damat işadamı Kavurmacı sayesinde öğrenmiş oldum.

Bu nedenle, uyku apnesi teşhisi konuldu, hayatım boyunca geceleri yüzümde maske ile uyuyacağım, rahat rahat eşimi öpemeyeceğim diye de pek fazla kahretmiyorum. Bu bela hastalık sayesinde “Cezai ehliyetten” yoksun kaldım. “Deli” diye adımız çıkıp, cezaevinde yatmaktan kurtulmaktansa, uyku apnesinden yırtmak çok daha güzel ve onurlu olsa gerek. Adamın bütün bağırsaklarında delikler oluşmuş, iç kanamadan az kalsın gidecekti de, Sefa Sirmen’i yine de tahliye etmemişlerdi. Ama uyku apnesinden tahliye olabiliyormuş. Kimse beni fazla kızdırmasın. Nasıl olsa hapse atılamayacağımı biliyorum, bir çirkinleşirim ki, beni tutamazsınız. Sağlıklı, mutlu, bol kazançlı günler dilerim.

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.
1 Yorum