• BIST 106.942
  • Altın 141,866
  • Dolar 3,5300
  • Euro 4,1089
  • Kocaeli 26 °C

Demokratik uzlaşma iktidar paylaşımı değildir

İsmet ÇİĞİT

15 Temmuz günü gecesi Türkiye çok büyük bir musibet atlattı. Eğer darbeciler hedeflerine ulaşsaydı, hepimiz her şeyi kaybedecektik. Ülkemiz, cumhuriyetimiz, demokrasimiz, geleceğimiz uçurumun kenarından döndü.

Bu musibet Türkiye’nin önünde yeni ufukların açılmasına, yeni fırsatların doğmasına da sebep oldu.

Bugün, darbeye kalkışan devlet içindeki teröristlere fanatik AK Partili bir arkadaşım ne kadar kızıyor, nefret ediyorsa, ben de en az onun kadar kızıyor ve nefret ediyorum.

Bugün, AK Parti sevdalısı bir arkadaşım darbeye karşı duruşu nedeniyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ne kadar takdir ediyorsa, ben de en az onun kadar takdir ediyorum.

Bugün, AK Partili arkadaşım, 15 Temmuz’a kadar nefret ettiği, düşman gibi gördüğü CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nu sever hale gelmese de eskisi kadar nefret etmiyor.

Meydanlarda birlikteyiz.  Aramıza ekilen kin ve nefret tohumlarının hepimize diken batıran çalılarını temizlemeye başladık. Yakınlaştık. Birlikte bayrağımızı sallıyor, devlet millet düşmanlarını birlikte lanetliyor, türküleri, şarkıları, marşları birlikte söylüyoruz.

………….

Bu tablo, doğal olarak siyasetin zirvesine de yansıdı. Cumhurbaşkanı, muhalefet liderleri Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’yi Beştepe Külliyesi’ne davet etti.  Muhalefet liderleri, “Biz o kaçak saraya gitmeyiz” saçmalığını bu defa göstermediler.

Toplumun baskısı Cumhurbaşkanı’nın liderleri davet etmesinde faktördür.

Muhalefet liderlerinin “Biz oraya gitmeyiz” saçmalığından kendilerini arındırmış olması da toplumun baskısındandır.

Bu gelişmeler önemlidir. Oturdular Beştepe’deki büyük salonda. Cumhurbaşkanı, “Geçmiş olsun, teşekkür ederim” diyerek karşıladı muhaliflerini. Yaklaşık 3 saat konuştular. Anayasa’nın bazı maddelerinin hep birlikte değiştirilmesi konusunda anlaştılar. Kılıçdaroğlu, Taksim Meydanı’nda okuduğu “Demokrasi Manifestosu”nu Cumhurbaşkanı’na sundu. Cumhurbaşkanı, darbe girişimi gecesinin ayrıntılarını Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’ye anlattı. Bahçeli “Kurunun yanında yaş da yanmasın” konusundaki hassasiyetini Türk Silahlı Kuvvetleri’nin saygınlığının korunması konusundaki hassasiyetini,  FETÖ örgütüyle olduğu gibi PKK ile de savaşılması konusundaki hassasiyetini anlattı.

Bütün bunlar ülkemiz için, demokrasimiz için, hepsinden önemlisi bu ülkede kardeşçe birlikte yaşamamız ve aramızdaki büyük ayrışmanın hafiflemesi için önemli gelişmelerdir.

………….

Ancak kimse, bu gelişmelere bakıp, geleceğe yönelik yanlış değerlendirmeler ve abartılı beklentiler içine girmemelidir. Demokrasi uzlaşma rejimidir. Demokrasilerde iktidardaki kadrolara oy vermeyen, onları desteklemeyen, hatta onları sevmeyen insanların da hakları vardır.

Ama demokrasinin temel kurallarından biri de açıktır: Seçimde en çok oyu alan, iktidara gelen kadrolar ülkeyi-ya da kenti- yönetirler. İktidar paylaşılmaz. İktidarların muhalefeti dinlemesi, muhalefetten gelen eleştirilere kulak vermesi gerekir; denetlenebilir, şeffaf olması gerekir. Ama hiç kimsenin halkın seçtiği insanlara “İktidarını muhalefetle paylaş” deme hakkı olamaz.

Göreceksiniz;  ortalık biraz durulsun, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti İktidarı, Başkanlık sistemi içeren Anayasa değişikliği konusunda yeniden harekete geçecektir. Bu,  AK Parti’nin hakkıdır. 1 Kasım Seçimleri öncesinde halka  “Başkanlık sistemi” konusundaki talebini açıkça anlatmış ve destek almıştır.

15 Temmuz oldu. İktidar ile muhalefet aynı salonda oturdu, aradaki buzlar eridi, eh artık Tayyip Erdoğan da şu Başkanlık sistemi inadından vazgeçsin diyemezsiniz. Oturup konuşmak, birbirinize hakaret etmek yerine birbirinizi medeni insanlar gibi dinlemek ayrıdır, ülkeyi yönetmek ayrıdır.

Türkiye’nin öncelikli ihtiyacı, siyasi diyaloğun kurulması, toplumdaki çok derin ve çok keskin bölünmüşlüğün yumuşatılmasıydı. Bunu büyük ölçüde özellikle “Demokrasi Nöbeti” meydanlarında başarmış durumdayız. Demokrasi düşmanlarının hepimizin ortak düşmanı olduğunu, hepimizin onlardan aynı seviyede nefret ettiğini, hepimizin Cumhuriyet ve Demokrasi tarafında olduğunu gördük. Bu yumuşama ve diyalog ortamının elbette ülkenin huzuru için çok önemli katkıları olacaktır. Bu ortamı korumaya çalışmak da herkesin ortak sorumluluğudur. Ama muhalefetin, ya da bu iktidarı sevmeyenlerin  “Artık Cumhurbaşkanı da, hükümet de bizi her konuda dinlemek zorundadır” gibi bir hayale kapılmaması gerekir. AK Parti seçilmiş iktidardır. Cumhurbaşkanı birinci turda yüzde 50’nin üzerinde oy alarak seçilmiş Cumhurbaşkanı’dır.

Ne zaman ki ülkede bir başka seçimde bir başka siyasi parti halkın çoğunluğunun oyunu alır, iktidar olur, ya da bir başka lider halkın çoğunluğunun oyunu alıp Cumhurbaşkanı olur, işte o zaman onların kendi siyasetlerini uygulama hakları vardır.

………

Bu yumuşama ortamında belki yargının bağımsızlığı, medyanın özgürlüğü gibi konularda ortak bazı kararlar alınabilir. Bu başarılırsa, Türkiye adına çok önemli kazanç elde edilmiş olacaktır. Bir de bu siyasi yumuşamanın, toplumsal barışının yerel yansımaları olmalıdır.

AK Partili dostlar, bu ülkede ve bu kentte kendilerinden olmayanların ne denli dışlandığını, ne denli sıkıntılı hale düştüğünü fark edemiyorlar. Geçen gün bir televizyon programında bir önemli insan bir AK Partili’nin yüzüne şunları söyledi:

“- Eğer, FETÖ’cülere gösterdiğiniz anlayış ve toleransı laiklere göstermiş olsaydınız, ülke bu günleri yaşamazdı.”

Bu çok doğru bir yaklaşımdır. Muhalifler iş bulamaz hale geldi. Muhalifler iş yapamaz hale geldi. İktidar, kendilerinden olmayanları çok fazla dışladı. Eleştiriye karşı tahammülsüz hale geldiler. Kendilerinden olmayanları, “Ben laik, Atatürkçü, Cumhuriyet sevdalısıyım.” diyenleri dışladılar. O her fırsatta, her ortamda iktidara hakaret edenlerden söz etmiyorum. Sıradan insanları, temiz muhalifleri de dışladılar. İçlerine kapandılar. Kendi içlerine sonradan girenleri bile bir ölçüde sahiplendiler ama “Ben sizden değilim.” deme cesaretini sürdürenleri defterden sildiler.

İşte şimdi 15 Temmuz’la birlikte birbirimizi daha iyi tanımaya, daha iyi anlamaya başladık. Bu ülkede “Ben laik, Atatürkçüyüm.” diyen insanlar, FETÖ örgütü mensupları gibi darbeci, hain değildir. Bu ülkeyi seven, Cumhuriyet’e bağlı, demokrasiye sarılmış insanlardır. Hiç kimse, ortamdan vazife çıkartıp, iktidarın yetkilerini paylaşmaya kalkmasın, aklından geçirmesin. Ama iktidar kanadı da artık bu gerçeği görsün. Bu ülkede iktidar kim olursa olsun, günün birinde onların “Atatürkçü, laik, demokrasiye inanmış, Cumhuriyeti sahiplenmiş” kitlelere mutlaka ihtiyacı olacaktır.

Bu yazı toplam 1855 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKAN MARKALARIMIZ
  • TUANA EVLERİ 3. ETAP
  • TUANA EVLERİ 2. ETAP'TA YÜZDE 5 İNDİRİM
  • ROMATEM Kocaeli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi
  • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37