1. HABERLER

  2. MEKTUP

  3. Deprem günlerinde gazetecilik
Deprem günlerinde gazetecilik

Deprem günlerinde gazetecilik

17 Ağustos 1999 büyük felaketi ile ilgili acı-tatlı, trajikomik pek çok anım var. Bunların pek çoğunu, hatta belki hepsini, geride kalan 18 yıl içinde mutlaka bir şekilde yazmışımdır.

A+A-

17 Ağustos felaketinin 18’inci yıldönümünü geçirdik.  17 Ağustos’un yıldönümü gazetesini hazırlarken, Metin Karan o günlerin gazetelerini arşivden çıkartmış..  Kağıtları sararmış, simsiyah  gazeteler.. Korkunç felaketin haberlerini koymuşuz. Enkaz fotoğrafları, depremde hayatını kaybedenlerin listeleri, enkazlardan yaralı çıkartma çalışmaları…

Gazetelere bakarken o günler aklıma geldi.  “Deprem günlerinde gazete yapmak” nasıl bir şeydi?...

……………

ÖZGÜR KOCAELİ gazetesinin 1975’e uzanan geçmişinde yayınlanmadığı bir tek gün vardır: 18 Ağustos 1999 Çarşamba günü gazete çıkmadı.

Aslında saat 03.02’de meydana gelen korkunç deprem felaketinin ardından, o sabah yine gazetenin bütün çalışanları işe gelmişti. Gazete yapmaya hazırdık. Ayağımızın altında yer sürekli sarsılıyor, arka arkaya artçı depremler oluyordu. Buna rağmen Karabaş Mahallesi Cebesoy Sokak’taki bugün artık bulunmayan 3 katlı binaya girecek, ertesi günün gazetesini yapacaktık. Ama şehrin elektrikleri kesikti.

Aslında o kadar büyük depreme rağmen, elektrik şebekesinde de sorun yoktu. Ama şehirde enkazlar vardı. Enkazların altında insanlar vardı. Elektrik verilirse yangın çıkabilirdi. Enkazlardaki insanlar kopmuş tellerden zarar görebilirdi. Bu nedenle bilinçli olarak elektrik verilmedi. Biz de 17 Ağustos günü, 18 Ağustos tarihli gazeteyi yapamadık.

……………

18 Ağustos 1999 günü bizim açımızdan depremle ilgili sorun bitmişti. Tamamen İzmit’in deprem bölgesinde olduğu ve yakın gelecekte büyük bir deprem yaşayacağı bilimsel gerçeğinden yola çıkılarak yapılmış küçük binamızda sıva bile dökülmemişti. Spor servisi, ilan servisi, yazı işleri, teknik servis,  makine dairesi, herkes işinin başına geçmişti. Biz bir toplantı yaptık. Zaten renkli gazeteyi çok kötü basıyorduk. Deprem dönemi, yas dönemiydi. Ben toplantıda, gazetenin matem nedeniyle tamamen siyah-beyaz olmasını önerdim. Hiç itirazsız kabul edildi. O günlerde şehirde ticaret durmuştu. Gazeteyi parayla satmanın bir alemi yoktu. Birkaç gün, en az bir hafta gazeteyi bedava dağıtma teklifi de kabul edildi.

Zaten gazetenin kuruluşundaki büyüğümüz, başımızdaki kişi Cevat Çetin depremden bir ay önce tedavi için gittiği Londra’da hayatını kaybetmişti. Biz daha Cevat Çetin’in ölümünün şokunu atlatamadan büyük deprem felaketini yaşamıştık.

Her an yeni bir artçı oluyordu. Artık artçıların şiddetini Richter ölçeği gibi bilir hale gelmiştik. Bu artçı 3.3 diyorduk. Biraz sonra daha şiddetli bir artçı meydana geliyordu. Bu defaki 4.2 diyordu bir arkadaşım. Ben makalemi yazıyordum. Deprem bölgesinden feryatları haykırıyordum. Haberleri yazıyordum. Resmi ölüm listeleri, hala kalkmayan enkazlar..

Bu arada Londra’dan BBC Türkçe servisinden arıyorlardı. Mülakat veriyordum. Akşam saatlerinde ulusal televizyon kanallarının Kocaeli Devlet Hastanesi önünde konuşlanmış canlı yayın arabalarında davet ediliyordum. TRT, Show TV,  TGRT, Kanal-7 diğerleri.. Ana haber bültenlerindeki röportajlarda canlı yayın konuğu haline gelmiştim..

Ana haber bülteni programını tamamlıyor, palamut veya hamsi ızgara yemek için Yelken Kulübünün veya Papağan Birahanesinin yolunu tutuyorduk.

………………..

Kurallar koymuştuk kendimize.. Örneğin eski binanın zemin katındaki tuvalete girerken mutlaka binanın zemin katındaki arkadaşları “Bakın ben tuvaletteyim” diye kendimizi deklare ediyorduk. Hani büyük bir deprem daha olur da  tuvalette enkaz altında kalırız falan diye..

Eve gitmek yoktu. Makine dairesindeki bir bölümü piknik tüplü mutfak yapmıştık. Binanın bulunduğu sokağın bir başında Valilik binası, diğer başında Gimpa Market (şimdi Ankara Market) vardı. Mutfak için yumurta alıyorduk, ekmek, peynir, domates, meyve.. Karpuz falan.. Sonra, Cumhuriyet Caddesi’nde, gazeteye çok yakın konumdaki bayiden rakı.. Buzdolabında mutlaka 70’lik bir rakımız vardı. Et, balık falan da oluyordu. Akşam gazetedeki bayan arkadaşlar çilingir sofrasını kuruyordu. Gazete makineden, baskıdan çıktıktan sonra dağıtım minibüsüne yükleniyor, dağıtıma çıkıyordu. Ben de gazetenin ortağı, başyazarı, genel yayın yönetmeni olarak şoförün yanına oturuyordum. Bütün çadır kentlere, bütün insanların evlerinden kurtardıkları battaniyeleri sererek yattıkları parklara, konteyner kentlere girip çıkıyorduk. Gündüz satırı satırına yazdığım gazeteyi, akşam depremzedelere kendi ellerimle dağıtıyordum. Sonra gazeteye dönüyorduk. Boşalan dağıtım minibüsünün arkasında uyuyorduk.

O günlerde Valilik Bahçesi kriz bahçesiydi. Haber almakta hiç zorlanmıyorduk. Başımız sıkıştığında Valilik bahçesine giriyorduk. Vali, daire müdürleri, belediye başkanları, kimi ararsanız oradaydı,. Haberleri hep birinci ağızdan alıyorduk. Yabancı yardım ve kurtarma ekipleri de Valilik bahçesine geliyordu.

Eski gazete binasının önündeki küçük havuzun dili olsa da konuşsa. Kentin bütün yetkilileri her gün oraya gelirdi. Rahmetli Rektör Prof.Dr. Baki Komsuoğlu her gün oradaydı. Büyük tahribata rağmen, eylül ayında normal akademik takvimin başlatılması kararını orada almıştı. Belediye Başkanı Sefa Sirmen her gün oradaydı. Deprem bölgesindeki diğer kentlerin futbol takımları haklarını askıya alarak bir yıl için ligden çekilirken, Kocaelispor’un aslanlar gibi lige girmesi kararını orada vermiştik.

Türkiye’nin her yerinden yardım malzemeleri tencereler, tavalar, çocuk bezleri, kadınlar için hijyenik petler, aklınıza ne geliyorsa… Her şey gazeteye geliyordu. Oradan depremzedelere dağıtılıyordu.

İnanılmaz günlerdi o günler.. Müthiş bir hareket vardı. Bir yandan dayanışma hareketi, dostluk, kardeşlik, paylaşma hareketi. Bir yandan yer kabuğundaki hareket. Sürekli artçı depremler.. Sürekli sallanma hali….

Bir hafta, on gün sonra gazete yeniden normal fiyatından satılmaya başlandı. Siyah beyaz geleneği ise, mavi “ÖZGÜR KOCAELİ” logosu korunarak yıllarca devam etmişti. O zamanlar internet, sosyal medya falan da böyle yaygın değildi. Kocaeli’de her gün güncellenen tek internet sitesi ÖZGÜR KOCAELİ internet sitesiydi. Her gün çok büyük bölümü yurt dışından ve şehir dışından on binlerce kişi internet sitesine giriyordu. Ayrıca gazetenin değeri, önemi vardı. ÖZGÜR KOCAELİ 15-20 bin adetlik inanılmaz tiraj rakamlarına erişmiş deprem bölgesinin sesiydi, çığlığıydı. Kalıcı konutları, vergi ertelemelerini, hafif hasar, orta hasar yardımlarını, Irak’tan gelen bağışın nasıl kullanılacağını belirlemede, depremzede lehine her kararın içinde biz vardık. Bir yandan da gazete çıkartıyor, çaresizlik içinde son çare olarak gazeteye gelen herkese yardımcı olmaya çalışıyorduk. 17 Ağustos’ta deprem oldu. Eylülde okullar açıldı,  futbol sezonu başladı. Deprem sabahı arkalarına bakmadan İzmit’ten kaçanlar, daha kalabalık olarak geri döndü.  Çadır kentler, konteyner kentler kuruldu.  Çadırlar sökülmek istendi, gariban vatandaşla birlikte göğsümüzü siper ettik.  Ne kış oldu o kış.. Ne kar yağdı o kış..  Hayat devam etti. Deprem bölgesine şehir dışından gelen herkes, önce ÖZGÜR KOCAELİ’ye gelirdi.

Daha çok gazetecilik anısı var. Ama  bu yazı için yerim bu kadar.. Allah ömür verirse, aklımda kalan diğer anıları, büyük felaketin ilerleyen yıldönümlerinde sizlerle paylaşırım. Sağlam binada oturun. Ne olur ne olmaz, bir deprem çantasını elinizin altında hazır tutun.. Sağlıklı, bereketli günler dilerim.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.