1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Depremzedeler halen travma yaşıyor
Depremzedeler halen travma yaşıyor

Depremzedeler halen travma yaşıyor

Uzmanlar depremzedelerin yüzde 1’inin halen travma yaşadığını, en büyük ruhsal sıkıntının yakınları kaybolanlarda bulunduğunu ve erkeklerde travmanın daha yoğun olduğunu vurguladı.

A+A-

17 bin insanın yaşamını yitirdiği 17 Ağustos deprem felaketinin üzerinden 20 yıl geçse de, yakınlarını kaybedenlerin yaşadığı travmanın izleri tamamen silinmiş değil. İstanbul Bilgi Üniversitesi Travma ve Afet Çalışmaları Uygulamalı Ruh Sağlığı Yüksek Lisans Program Koordinatörü Prof. Dr. Tamer Aker, 17 Ağustos sonrası 3 yıl boyunca yıkım yaşayan bölgelerde çalışma yapan uzmanlardan. 17 Ağustos felaketinin 20. yılında, hem depremzedelerin, hem olası büyük deprem korkusunu taşıyanların ruhsal durumunu Milliyet’e yorumlayan Prof. Dr. Aker, depremzedelerin yüzde 1’inin halen deprem travması yaşadığını söylüyor.

En zor grup

Enkaz yığınlarının aylarca şehirlerde kalmasının korkuları sürekli olarak tetiklediğini ve en büyük ruhsal sıkıntıyı yakınları kaybolan insanların yaşadığını belirten Prof.Dr.Aker; “Yakınları kaybolan kişilerin zaman içerisinde yakınları ölenlerden bile daha fazla acı çektiğini gördük. Bir yanda hüzün ve umutsuzluk, bir yanda her şeye rağmen umut. Deprem bölgesinde psikolojik destekte en çok zorlandığımız grup kayıp yakınları oldu” diyor. Prof. Dr. Aker’in şöyle devam ediyor:

“Gölcüklü 3 çocuk sahibi ebeveynlerin yaşadıkları çok çarpıcıydı. Anne ve baba, 17 Ağustos’tan önce büyük bir heyecanla ev almış. Ailenin 2 çocuğu ise İngiltere’de eğitim görüyor. Depremden 2 gün önce, tüm aile yeni alınan evde buluşuyor. Depremde 3 çocuk hayatını kaybediyor. Anne ve baba, depremzedeler arasında gördüğüm en ağır travmayı yaşıyordu. Travmanın yıkıcı etkisine karşı çok mücadele ettik. Yaşanan böylesi bir acıya rağmen hayata tutundular. Bir terapi seansında birlikte aşure yaparak, yedik. Aşure ölen çocukların en sevdiği tatlıydı. Anne, 13-14 yıldır aşure yapmamıştı. Yıllar sonra aşure yapmak bile aileye iyi gelmişti. 3 evladını kaybeden ebeveynlerin eskisi gibi mutlu olmasını bekleyemeyiz. İnsanların her şeye rağmen hayata tutunmaları, yaşamlarını devam ettirmeleri çok önemli.

5d5a353e55428423e827d15b.jpg

‘Hastalıklar arttı’

Çadırkentlerde kalanların yüzde 45’i ciddi psikolojik sorun yaşıyordu. Depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, kaygı-korku bozukluklarının yüksek orandaydı. Yıllar geçtikçe bu oran azaldı. Çadırkentlerde depremin 5’inci yılında ruhsal travma yaşayanların oranı yüzde 5-10 arasına geriledi. 17 Ağustos’un 10’uncu yıldönümünde psikolojisi düzelmeyen hasta sayısını yüzde 3 çıktı. Bu oran günümüzde yüzde 1’e gerilemiş durumda. Migren, kas iskelet sistemi hastalıkları, cilt hastalıkları, bağışıklık sisteminin zayıflamasına bağlı enfeksiyonlar, ülser, kalp-damar sorunlarında yüzde 10-15’lik artış oldu. Özellikle enkaz altında kalan ancak kendisi sağ kurtulup yakını enkaz altında ölen insanların tedavileri daha uzun sürdü.

Bir annenin depremden sonra oğlu kayıptı. Kadıncağız, bir süre sonra oğlunun İstanbul’daki kimsesizler mezarlığında olduğunu öğrendi. Oğlunu aile kabristanına defnetmesi bile az da olsa teselli olmuştu. 17 Ağustos depreminde hazırlıksızdık. Ancak deprem kulağımıza küpe oldu. Artık ne yapmamız gerektiğini biliyoruz.”

‘Deneyimler aktarılmalı’

İstanbul Bilgi Üniversitesi Travma ve Afet Çalışmaları Uygulamalı Ruh Sağlığı Yüksek Lisans Programı ve Travma ve Afet Ruh Sağlığı Çalışmaları Derneği (TARDE) geçen nisanda düzenlenen, “Türkiye’nin Depreminde 20. Yıl: Bellek, Yapılanma, Gelecek” başlıklı çalıştayın sonuçlarını rapor olarak yayınlandı. Raporda özetle şu görüşlere yer verildi: “Bu sarsıcı afetin toplumsal hafızada yeterince yer edememesi önemlidir. Bu deneyimler gelecek kuşaklara aktarılmalıdır.”

‘Erkeklerde daha yoğun’

17 Ağustos deprem felaketinden sonra, travmazedelerin acılarını hafifletmek için çalışan isimlerden biri de Kocaeli Üniversitesi Çocuk Psikiyatri Bölümü’nden Prof. Dr. Ayşen Coşkun’du. 20 yıl önceki felaketin ardından Kızılay çatısı altında yürütülen ‘Afetlerde Psiko-Sosyal Destek Birliği’nin çalışmalarının önemine değinen Prof.Dr.Coşkun, oluşumun Kızılay sekreteryasından AFAD’a geçmesiyle çalışmalarda eksiklik yaşandığını söyledi:

“AFAD, bünyesinde afet travmasına yönelik hizmet verecek, koordine olacak birimler konusunda sıkıntılı. Psikolog ve psikiyatri uzmanlarımız 20 yıl önceye göre çok daha iyi bir seviyede. Önemli olan iş bölümünün doğru yapılması. Travma Derneği altında kendi çabalarımızla bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Ne yazık ki, afet anında organize olan müthiş yapı dağıldı.”

‘Destek almadılar’

Özellikle depremzede erkeklerin ciddi bir travmayla karşı karşıya olduğunu vurgulayan Coşkun şöyle devam etti: “Erkekler yıkımdan sonra, ‘erkek güçlüdür, destek almaz, duygularını dile getirmez’ denilerek en az destek alan grup oldular. Deprem bölgesindeki erkekler, yaşadıkları ruhsal travmalar ötelenmek zorunda kaldı. Yıllar sonra travma etkisi daha yoğun görüldü. Bölgede, ilk 5 yıl insanlar büyük bir psikolojik yıkım yaşadı. 5 yılın ardından yavaş yavaş yaralar sarıldı. Günümüzde toplumsal anlamda dışa yansıyan travma gözlemiyoruz. Ancak farklı sorunlar nedeniyle danışan hastaların derinine indikçe mutlaka depremle ilişkili bir acı, kayıp veya korku gözlemliyoruz. Üstü örtülmüş travmanın izleri geçmiş değil. Bu durumdaki insanlar konuşmama eylemleri içinde günlük yaşamı devam ettiriyorlar. Enkaz altından çıkarılan, yakınına hiçbir zaman ulaşamayan mağdurların yaraları çok daha derin. Deprem travmasını tümden yok etmek mümkün değil. 20 yıl öncenin anıları canlılığını sürdürüyor.”

Etiketler :
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.