1. YAZARLAR

  2. İsmet ÇİĞİT

  3. Doğru üslup bu olmamalı
İsmet ÇİĞİT

İsmet ÇİĞİT

Yazarın Tüm Yazıları >

Doğru üslup bu olmamalı

A+A-
Türkiye çok zor, çık sıkıntılı günlerden geçiyor. Ulusça ülkemizde yaşanan olayların şoku içindeyiz. Öfkeliyiz. Umutlandığımız barış Süreci konusunda karamsar, ülkenin geleceği açısından kaygılıyız.
 
Doğrusu pek çoğumuz, ne olup bittiğini de anlaşabilmiş değiliz. Suriye’de bizim sınırımızın hemen yanı başındaki Kobani isimli Kürt kentine, radikal dinci terör örgütü IŞİD’in saldırdığını, Kobani’deki Kürt sivillerin IŞİD tarafından katledildiğini anladık. Kobani’deki Kürtlerin ülkemizdeki yakınlarının acısını, kaygısını, tepkisini de anlıyoruz. 
Ama bölgede Atatürk büstlerini, Türk bayraklarını yakmak; bölgede yine Kürt vatandaşlara ait işyerlerini, devlet dairelerini, belediye binalarını, okulları yakıp, yıkmak; güvenlik güçlerini otomatik tüfeklerle taramak; İstanbul’da belediye otobüslerini ateşe vermek, masum insanları hedef almak, Kobani’deki savaşlarla nasıl izah edilebilir. 
Bir akıl tutulması var. Böylesi bir ortamda ülkeyi yönetenlerin, Türkiye siyasetinin zirvesindeki insanların daha mantıklı, daha soğukkanlı olmasını, daha uzlaşmacı bir dil kullanmasını beklemek de hakkımız değil midir?
……..
Bu süreçte, HDP Genel Başkanı Demirtaş’ın önceki gün Diyarbakır’da yaptığı açıklamaları önemli buluyorum. Ne kadar samimidir bilemem, ama Demirtaş savaşın değil, barışın dilini kullandı. Aklı başındaki bütün Kürt vatandaşlarımızın ve onların fanatik olmayan temsilcilerinin de bu gelişmelerden çok rahatsız olduklarını fark ediyorum. 
Yine siyasi sorumsuzluk iktidar ile ana muhalefet arasında ortaya çıkıyor. 
IŞİD’in Kürt kenti Kobani’ye yönelik saldırıları yaklaşık bir ay önce başladı. Terör örgütü IŞİD’in Türkiye sınırına bu denli yaklaşması, Türkiye ile çok yakın ilişkideki insanların yaşadığı sınır kenti Kobani’nin düşmesinin Türkiye için çok ciddi sıkıntılar yaşatacağı bir aydır konuşulan bir konuydu. 
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, o günlerde açıklama yaptı, “Hükümetin IŞİD ile mücadele konusunda atacağı her adıma destek vermeye hazırız” dedi. 
Ekim ayı başında hükümet yurt dışına Irak ve Suriye’ye gerektiğinde asker göndermek için Meclis’e bir teskere getirdi. CHP bir kısmı tutarsız, en azından halka izahı çok zor olan gerekçelerle bu teskereye ret oyu verdi, HDP ile birlikte hareket etti. 
Sonra olaylar büyüdü, Türkiye’ye sıçradı. Dün bu yazı kaleme alınırken, Türkiye’deki olaylarda ölenlerin sayısı 30’u bulmuştu. Türkiye’de Güneydoğu’da çok uzun yıllar sonra sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş, asker şehirlerin caddelerinde mevzilenmek zorunda kalmıştı. 
Belki de Kobani’deki savaştan daha büyüğü, daha kanlısı, ülkemiz toprakları üzerinde yaşanıyordu. 
……….
Böylesi dönemlerde demokratik ülkelerde siyaset, siyasette rant hesapları bir kenara bırakılmalıdır. Birbirlerine rakip olan siyasetçiler, birbirlerini suçlayıp, laf yetiştirmek yerine, uzlaşmanın, ortak akılın öne çıkartılması, ulusa “Böylesi musibetlerde biz tek yumruk oluruz” mesajının verilmesi gerekir. 
Ama ne acıdır ki ülkemizdeki siyaset çok kalitesiz ve seviyesiz. Türkiye hiç hak etmediği, toplumu dehşete düşüren olaylar silsilesi içinden geçerken Türkiye siyasetinin zirvesinde karşılıklı suçlamalar devam ediyor. 
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, önceki gün olayları değerlendiren açıklamalar yaptı. Kılıçdaroğlu,  ekim başındaki teskereye neden ret oyu verdiklerini, kendi partisi açısından izah etmeye çalıştıktan sonra, “Hükümet yeni bir teskere geçirsin. Sadece Kobani’deki IŞİD saldırılarını önlemek, İŞİD’i buradan kovmak için özel teskere hazırlansın. Bu tezkerede hükümet, Kobani’den İŞİD’i temizleyince askerin geri çekileceğini taahhüt etsin. Biz de hemen destek verelim” dedi.
Savaşa, askeri müdahaleye ya topyekün, her şekilde karşı olursunuz, ya da hepsini birden desteklersiniz. CHP Genel Başkanının hükümetin 1 Ekim teskeresine karşı çıkıp, şimdi salt Kobani’de savaş için hazırlanacak teskereye destek vereceğini söylemesi büyük bir çelişkidir.
Ama Kılıçdaroğlu’nun bu önerisine karşı Başbakan Davutoğlu’nun-üstelik terörist kurşunu ile ağır yaralanıp, ameliyat için Ankara’ya getirilen Bingöl Emniyet Müdürü’nü ziyaret ettikten sonra-  “Kılıçdaroğlu sussun, akıl vermesin. Sesini kessin” şeklinde yanıt vermesi de Türkiye’nin içinden geçtiği sürece hiç uygun değildir diye düşünüyorum. 
AKP iktidarı hala ve ısrarla, “Benim için IŞİD ne kadar düşmansa, tehlikeyse, Suriye Lideri Esat da aynı şekilde düşman ve tehlikedir” havasında. 
Üstelik herkes biliyor ki, bütün dünyanın mücadele etmeye hazırlandığı terör örgütü IŞİD, Suriye Devlet Başkanı Esad’ın en büyük düşmanı. 
Üstelik, Çin, İran, Rusya çok açık biçimde Esat’ın yanında. Türkiye’ye her fırsatta  “Esat’a dokunursan, karşında beni bulursun” mesajı veriyorlar. Türkiye’nin müttefiki ABD ısrarla, “Bu aşamada bizim sorunumuz Esat değil, IŞİD’dir “ diyor. 
Muhalefet lideri ne kadar saçma, tutarsız ve çelişkili açıklama yapıyor olursa olsun, demokratik bir ülkede Başbakan’ın, “Muhalefet sussun. Sesini kessin” demesi anlaşılabilir değildir. Bu üslup demokrasiye uygun değildir.
Bu süreç, Türkiye açısından çok önemli, çok hayati bir süreçtir. Gerektiğinde iktidar ile muhalefet kafa kafaya vermeli, ortak aklı, barış dilini ortaya koymalı ve ülkeyi bu giderek derinleşecek gibi görünen girdaptan çıkartacak önlemleri birlikte almalıdır. 
Çok açık biçimde iktidarın bu yaşananlar konusunda önemli hataları ve saplantıları bulunuyor. Muhalefet de bu durumdan siyasi rant çıkartmanın değil, yangını söndürmenin gayreti içinde olmalıdır. Çünkü içinde bulunduğumuz ulusal tehlike ve tehdit, bugüne kadar karşılaştıklarımızdan çok daha büyük ve tehlikelidir. 
 
Bu yazı toplam 200 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.