1. YAZARLAR

  2. Sevcan TAMER

  3. DOĞRUYU SÖYLEMEK, YANLIŞI ELEŞTİRMEK BU KADAR ZOR MU?
Sevcan TAMER

Sevcan TAMER

Yazarın Tüm Yazıları >

DOĞRUYU SÖYLEMEK, YANLIŞI ELEŞTİRMEK BU KADAR ZOR MU?

A+A-

  Bizim  millete  has  bir  şey mi,  yoksa  tüm  toplumlarda  geçerli  bir  durum mu  bilmiyorum   ama şu “Doğru  Söz” kavramına  karşı  takınılan  tavrı  hiç mi  hiç  sevmiyorum.. Neymiş  efendim..?  “Doğru  söz  söyleyeni  dokuz  köyden  kovarlarmış.. Doğru  söz acı  olurmuş.. Doğruyu  gelin  etmişler  alan  olmamış mış. Mış mış mış..
 Allah  Allah.. Ne  garip  değil mi  sevgili  dostlar.. Doğruluk  yaşamımızın  olmazsa  olmazı  değil midir  aslında.? Fakat  görünen  asla  öyle  değil.. Gel de  bu  hayat  düsturunu  anlat  insanlara..
İşin  en  kahredici  yanı,  yanlış  olduğunu  bile  bile  ya  istikrarla  o istikamette ilerlemeye  devam  ediyor, ya da  susuyorlar.. Tıpkı  beyinleri  birilerinin  kumandasıyla  çalışan teneke  robotlar  gibi.. Bu  kurallaşmış  yanlış  davranış  şekli  bizlerin  tüm  hayatına  yansıyor  ve  güncel  yaşamımızdaki  bütün  unsurlara  sinsi  sinsi  işleyerek  esir  alıyor.. Ve  bundan  sonra hiç  bir  konuda  gerçeği  göremiyor  ve  konuşamıyoruz.. Eğer  böyle  bir  korkumuz  olmasa, gerçekleri  kırmadan,  incitmeden  yapıcı  bir  dille  o  çekindiğimiz  kişilere  söyleyebilsek,  inanılmaz  toplumsal  bir  kazanım  elde  etmiş  olabilirdik.. Ancak  biz  bırakınız  kırıcı  eleştiriyi,  yapıcısını,  uyarıcısını  hatta  naçizane  yol  göstericisini  dahi  becerip  kullanamıyoruz.. Keşke  herkesin  çekindiği,  korktuğu,  küsmesinden  veya  diş  bilemesinden  endişe  ettiği  insanlara  doğru  olanı  söyleye  bilseydik.. Belki  o  kişiye  iyiliklerin  en  büyüğünü  yapmış  olurduk.. Keşke  o  insanlara  toplumun  kendisine  yönelik  bakış  açısını  bir  kaç  uyarıyla  aktarabilseydik.. Belki  gerçekleri  daha  çabuk  ve daha net görebilirlerdi.. Bu  yazdıklarım bana  bir  zamanlar  ilimizde  çok  sevilen  ve  bir  o  kadarda  insanların  hedefinde  olan  güçlü  bir  yerel  yöneticiyi  hatırlattı.. Kulağı  çınlasın.. Kendisinin  etrafında  fırıldak  gibi  dönen  o  kadar  çok  şak  şakçı  vardı ki, adamı  daima  göklere  çıkartırlar,  sonra  oradaki  hassas  ve  kırılgan  sırça  tahta  oturtarak  gerçeklerden  uzaklaştırırlardı.. Belki de  arkasından  kuyusunu  kazanlarla  tatlı  tatlı  sohbetleri de  vardı.!  Bu  durum  öyle  bir  hal  almıştı ki, o  günkü  yerel  yönetici   gerçeklerden  bir  haberdi.. Ya da  şak  şakçılar  öyle  sanıyorlardı.. Ancakkk  ufku  geniş  bir  yapısı  vardı  kendisinin.. Böylesi  bel  bağlayıp,  el  ovuşturmanın  ne  anlama  geldiğini  bildiği  için  bizi  çağırır  ve   “ Ya  arkadaşlar  siz  tarafsız  gözle  bana  etrafta  olan  biteni,  halkın  gerçek  sözlerini,  nelerden  şikayetçi  olduklarını  anlatır mısınız.? .  Ben  gerçekleri  istiyorum.. Ne  diyor  bu  insanlar.? Ne  istiyorlar.? Siz  ne  siyasi,  nede  beklentisi  olan  insanlarsınız.. Bana tam  anlamıyla  doğruları  söyleyin.. Öğrenmek  istiyorum.. Bıktım  her  dediğime  ve  yaptığıma  doğru  diyenlerden”  derdi.. Bizlerde  üzülürdük  bu  duruma.. Çevremizden  şahsı  hakkında,  çalışmaları  hakkında,  yaşanan  olumsuz  gelişmeler  hakkında  duyabildiklerimizi  eksiksiz  anlatırdık  kendisine.. Adam  hakkında  kötü  söz de  duysa  rahatlardı  adeta.. Bunu  neden  yazdım  biliyor musunuz.? İşte  bir  yöneticiye,  bir  siyasetçiye,  bir  arkadaşa  doğruları   söylememenin  verdiği  sıkıntıyı  o  dönemde  canlı  canlı  gördüm  ve  yaşadım..
Ne  yazık ki  bu  insanların  gün  geçtikçe  artarak  büyüdüğünü de   her  ortamda  yakinen  görüyoruz..    Özellikle  her  hangi  bir  yönden  veya  kişiden  çıkarları  olduğunu  düşünenlerin  çoğaldığı  yerde ve  fedakarlıkların  azaldığı  yerde  yalan,  dolan,  hile,  ahlaksızlık   artıyor.. Sonunda  insanlar  iki  yüzlü  oluyorlar.. İşte  böylesi  bir  ortamda  doğru  konuşan,  haklı  eleştiri  yapma  cüretini   gösteren  kişiyi  tabi ki  sevmezler.. Hatta  onu  kınarlar,  yanlarında  istemezler.. Aksi  taktirde   iki  yüzlülük  suratlarında  şaklayan  bir  kamçı  olarak  canlarını  acıtacaktır..  Daha  doğrusu  kendileriyle  yüzleşmekten  ve  hesaplaşmaktan  çok  korkar  bu  tip  insanlar.. İşte  burada  çıkarak  birileri  doğru  söylersen  sevilmezsin,  dışlanır,  hor  görülürsün  demişler.. Haaa,  bu  kişisine  göre  değişebilir  pek  tabi ki.. Sözünü  esirgemeyen,  doğru  bildiğinden  şaşmayan  bazı  insanlarında  toplumda  değeri  bir  başkadır.. Toplumun  hangi  kesimine  girerlerse  girsinler  ne  davranışları,  ne  alışkanlıkları  ne de  söyleyecekleri  asla  değişmez.. Belki  çok  azlar  bu  alemde.. Ama  ne  yapalım,  hiç  yoktan  iyidir..
Geçen  hafta  sevgili  kardeşim  İsmet  Çiğit’ le  Saatçi  Ali  Efendi  Konağında  tatlı  bir  sohbet  yaptık.. Sohbetimizin  büyük  bir  bölümü  insanların  bu  yanıyla  ilgiliydi.. Çünkü  İsmet  Çiğit  bu  devirde  ender  bulunan   huysuzlardan.. Son  söyleyeceğini  en  baştan  söyler.. Kimseye  eyvallahı  olmadığı  gibi  korkusu da  yoktur  benim  tanıdığım  kadarıyla.. Kimsenin  etlisine  sütlüsüne de  karışmaz.. Görüşünü  açıkça  söyler,  doğru  bildiğinden  şaşmaz.. O  söyleşide de  aynen  böyleydi.. Gerçek  olduğuna  inandığını  ve  doğru  olduğuna  emin  olduğunu  açık  ve  net  anlattı..  Biraz  içim  huzur  buldu  İsmet’le  konuştuktan  sonra.. Oh  be  dedim.. Aksi,  dik  başlı,  doğru  bildiğinden  şaşmayan,  az  ama  öz  konuşan  bir  adamla  sohbet  ne  güzel  oluyormuş.. Sağ  ol  be  kardeşim..  Tadına  doyamadım.. Eğer böyle  bir  sohbet  olasılığı  bulursanız  kaçırmayın  sakın..  İnsana  insan  olduğunu  hatırlatıyor..      

Bu yazı toplam 648 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.