1. HABERLER

  2. İNSAN HİKAYELERİ

  3. Dr. Özveri: Zalimin sofrasına oturmadım
Dr. Özveri: Zalimin sofrasına oturmadım

Dr. Özveri: Zalimin sofrasına oturmadım

Hayatına ailesinin verdiği öğütlerle oluşturduğu ilkelerin yön verdiğini söyleyen Dr. Murat Özveri, babasının ‘Zalim sofrasına oturmayın, zalimin sofrasına oturan zalimin kılıcını çalar” sözlerinin işveren vekilliği yapmamasında etkili olduğunu belirtti

A+A-

BİR GÜZEL İNSAN: MURAT ÖZVERİ

Üniversite yıllarında işçi direnişlerinde Dr. Murat Özveri’yi tanıdım. Öğrencilik yıllarından sonra gazeteciliğe başladığımda bende sendika ve işçi haberleri yapmaya başladım. Murat abiyle yolumuz öyle kesişti. Makalelerini, doktora tezini, kitaplarını okudum. Bir kişi işten çıkartılsa hemen Murat abiye gönderirim. Hatta toplu işten çıkartmalarda gönderdiğim ve başına bela ettiklerim de oldu. Arada bana laf edecek diye “Aman benden telefonunu aldığınızı söylemeyin. Sürekli birilerini gönderiyorum valla kızacak bize” dediğim zamanlarda oldu tabi.

İnatçılığı, zekası ve her zaman işçinin yanında olan duruşu ile benim için örnek bir kişi. SEKA’da iki kere direnişi örgütleyen ve her SEKA işçisinin güzel andığı Murat abi bize hikayesini anlattı. Murat abi hayatını şekillendiren ilkeleri nasıl edindiğini anlattığında gerçekten Anadolu insanı olmanın ne kadar güzel olduğunu bir kez daha gördüm. Murat abi birde çok güzel bir anlatıcı. SEKA direnişindeki kadınları anlatırken benim gözlerim doldu. Umarım bir gün onu dinleme şansı elde edersiniz… 

 

ŞARKIŞLA’DA BAŞLADI

Her zaman işçi sınıfının yanında yer alan, asla onları yalnız bırakmayan Dr. Murat Özveri 1964 yılında Sivas Şarkışla’da doğdu. İlkokulu ikinci sınıfa kadar Şarkışla’da, 1 yıl Ankara’da daha sonra lise 2’inci sınıfa kadar da Kayseri’de okudu. Lise öğrenimini Kayseri’de yarıda bırakıp Şarkışla’ya geri gidişini anlatan Özveri, “Lise 2’inci sınıftayken Maden-İş Sendikası’nın 8 Mart’a pahalılığı protesto mitingi vardı. 8 Mart o zaman Kadınlar Günü olarak pek kutlanmazdı. Miting öncesi Maden-İş’e gitmiştik.

 

buyuk-izmit-mitingi-oncesi-hazirlik.jpg

BÜYÜK İZMİT MİTİNGİ ÖNCESİ HAZIRLIK: Murat Özveri ve avukat arkadaşları Şinasi Yeldan, Atakan Sonugelen, Sendikalar Birliğinin 23 Haziran 1990 yılında yaptığı Büyük İzmit mitingi öncesi hazırlıkları yapıyor.

 

OKULDAN SÜRÜLÜNCE

Orada sivil bir ekip tarafından arkadaşla gözaltına alındık. Epey bir falakadan geçirildik. Kayseri’nin girişinde trafik ekipler amirliği olan yer bir inşaattı. Şubat ayının sonunda inşaat ve yol arasında kot farkı vardı. Orada su birikiyordu. Gece su buz olunca bizi falakaya yatırıp buz tedavisi için o alanda sopalarla koştururlardı. O olaydan sonra okuldan sürülme kararı verildi. Sürülseydim gittiğim yerde o dönem ki siyasi konjonktür gereği okumam imkansızdı. Babam gelip tasdiknamemi aldı. Şarkışla’ya, başladığım yere geri dönüp liseyi bitirdim.

 

SINAVDAN SONRA ALINDIM

İstanbul Üniversitesi Hukuk fakültesine gittim. Sınava girdim, polis kimlik kontrolü yapıyor. 12 Eylül Darbesi de yapılmış. Sınavdan çıkarken göbekli, tonton bir polis beni aldı. Araman var seni alacağız dedi. Eğer sınava girmeden alınsaydım belki İstanbul Hukuk okuyamayacak, bambaşka bir kaderim olacaktı. Sonra 1985 yılında mezun oldum. 1986 yılında avukatlık ruhsatını aldım. 1998 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Çalışma Ekonomisinde yüksek lisans yaptım, aynı bölümde 2012 yılında doktoramı yaptım. Doktora tezime Prof. Dr. Cahit Talas, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Sosyal Politika ödülünü verdi” dedi.

 

egitim-calismalari.jpg

EĞİTİM ÇALIŞMALARI: Murat Özveri Selüloz-İş Sendikası eğitim çalışmalarını yürüttü. Eğitim çalışmalarında sendika yöneticileri, iş yeri temsilcileri ve işçilere sendikal mevzuat ve işçi yasaları ile ilgili eğitimler verildi.

 

HARMAN SÜPÜRÜRKEN DERS ALDI

Bugüne kadar hiç işveren temsilciliği yapmayan, ilkeleri olan, bunların dışına çıkmayan Murat abiye, “Murat Özveri’yi Murat Özveri yapan nedir?” diye sorduk. O da anlattı tam bir Anadolu insanı gibi. Babasından ve annesinden aldığı derslerle oluşturduğu ilkeleri şöyle anlattı: Dördüncü sınıfta harman süpürüyordum köyde. Bizde harman süpürülen alete çalgı derler. Karamuk çalısından yapılır. Karamuk çalısı çok dikenli ve zor kesilen bir bitkidir. O yüzden çalgı kıymetlidir. Harmanı süpürürken hiç farkında değildim buğdaylar karşıya sıçrıyormuş.

 

HER İŞTE TIRMIĞIN ACISINI HİSSEDERİM

Babam tırmığın sapıyla belime vurdu. Tabi iyi ayarlayamamış ben yüzükoyun yere kapaklandım. Ne olduğunu anladım. “Bir şeyi yapıyorsan ya doğru dürüst yap ya da yapma” dedi. 90 derece eğilecekmişim, çalgının ucuyla değil gövdesiyle süpürecekmişim, hem çalgı yıpranmayacak, hem de buğday sıçramayacakmış. Sonra babam beni kaldırdı. Ben öyle bir darbeyi beklemiyordum boş bulundum, o öyle bir ayarsızlık beklemiyordu. Sonraki hayatımda ne yaptıysam o tırmığın acısını sırtımda hissettim ve hep bir şeyi yapıyorsam o işe ruhumu vererek yaptım. Para kazanmak, kariyer yapmak, ünlü olayım diye çalışmadım. Sadece aklımın yettiğini işime yansıtmaya çalıştım. İşin kendisini amaçlayarak yaptım.

 

ZALİMİN SOFRASINA OTURMAYIN

İyi ya da kötü, doğru ya da yanlış, insanın bir takım ilkeleri olmalı ve o ilkelerin istisnası olmaması lazım. İşaret fişeği gibi ona yol göstermeli. Çok fazla ilkem yok. Onu da babam belirledi. Babamın belirlediği ilkeler üzerinden ilerledim. “Aç mezarı yok, daş yiyin. Zalim sofrasını oturmayın, zalimin sofrasına oturan zalimin kılıcını çalar”. Bunu bir önerme anlamında söylemiyorum. Doğru ya da yanlış da demiyorum. Orta 3’üncü sınıftaydım. Köyde biriyle kavga ettim. Dirgeni savurunca kavga ettiğim çocuğun kolu çizildi. Çocuğun kolunu kestim diyerek korktum. Bir yakınımızın İsveç’ten geldiğinde bana 20 Frank vermişti. Kendimi zengin hissediyordum.

 

ŞİLTE DİKTİ

Kaçtım Kayseri’ye gittim. Bir süre okul bahçesinde, kamyonda yattım. Bir şilte imalathanesinde çalıştım. Orada yatıp kalkıyordum. Bir hafta geçti. İşi iyice kaptım. Ustamda beni sınadı tabi kendince. Beni sevdi. Havanın güzel olduğu bir gün şilteyi kapının önünde dikiyordum. Biri kolay gelsin evlat dedi. Kafamı kaldırdım babam. Elimde şilte, iğneyle kala kaldım. Esprili bir şekilde, “İnsan bir buyur der, bir çay söyler. Neden öyle bakıyorsun” dedi babam. Kalktım babamı patronumla tanıştırdım. Babam, patronumdan müsaade istedi biraz gezelim diye.

 

EKMEĞİNİ TAŞTAN ÇIKAR İFTİHAR EDERİM

Babam “niyetin ne” dedi. Çalışacağım dedim. Benim “itirazım yok ama koşullarım var” dedi. “Okulu bırakmayacaksın. Onun bunun namusuna dolanmayacaksın. Kimseyi dolandırmayacaksın. Muhsin’in oğlu bizi dolandırdı diye kapıma kimseyi getirmeyeceksin. Lağım temizle istersen. Ekmeğini taştan çıkarıyor diye iftihar ederim” dedi. Sonra evinin anahtarını verdi. “Git evinde yat. Ne zaman istersen orada senin baba evin ver gelirsin” dedi. Gözlerimden öptü ve gitti.

 

İLKELERİ İLKEMİZ OLDU

Sürekli zalimin sofrasında oturmayacaksın, kul hakkı yemeyeceksin denildi. Bir de anam var. 4 erkek kardeşiz. Hep aman el kızının ahını almayın der. İnsanlara karşı sorumlu olun. Hayır demeyi bilmeyen, herkese elindekini avucundakini paylaşan bir anne ile büyüdük. Doğal olarak farkında olmadan onların ilkelerini ilkemiz haline getirmişiz. İktidar odaklarıyla iktidarı paylaşmayı ret ettim. İşveren vekili olmayacağım dedim. Taraf olduğum için bunu yaptım. İşçi sınıfının her şeyi ile ilgilendim. Çok az şahsi hesaplaşmam olmadı” dedi.

 

3-kiz-babasi.jpg

3 KIZ BABASI: Avukat Nezaket Özveri ile evli olan Murat Özveri’nin 3 kız çocuğu var. İkiz olan Ceren ve Cemre ile Yağmur, Özveri’nin hayatta en büyük umudu…

 

İhanete uğramıştım

Sendika avukatlığı yaptığı dönemde en fazla etkilendiği olayı anlatan Murat Özveri, 1991 yılında Körfez krizi döneminde SEKA’nın grevinde yaşadığı olaydan çok etkilendiğini ve ihanete uğramış gibi hissettiğini söyledi.

 

BİZ DİRENİRKEN ONLAR ANLAŞMIŞTI

SEKA’nın 1991 grevinde, grevdeki işçilerin ürettiği ürünlerin çıkartılıp çıkartılmayacağı tartışması olduğunu söyleyen Özveri, “Mahkeme kararı ile çıkartılacaktı bende itiraz ettim. Mahkemede grevdeki işçinin yaptığı ürünün başkan bin işçiye yaptırılmamak şartı ile çıkartılabileceğini söyledi. Tabi o zaman nakliye işçisi de, yükleme boşaltma işçisi de grevde. SEKA kapısına gittik kamyonlar yüklenmiş. SEKA vekilleri “biz fiili durum yarattık” dedi. Gittim kamyonun önüne oturdum. Alın size fili durum dedim. Sonra Ergin Alşan 10 dakika içinde 600 işçi ham madde kapısının önüne getirdi. Biz bu kavgayı verirken sendika genel başkanı ile SEKA genel müdürü anlaşmış. Gece saat 23.00’te kararı duydum. O kadar kötü oldum ki başladım kusmaya, kusmamı durdurmak için iğne yaptılar. Ergin Alşan ağlıyordu. Çök kötü hissetim. İhanete uğramıştım. İlk olduğu için her halde çok etkilendim” dedi.

 

kadinlar-grevde.jpg

KADINLAR GREVDE: SEKA’nın 1990 yılındaki grevi Körfez krizi nedeniyle ertelendi. Greve çıkıldığında yine SEKA’da çalışan kadınlar ve işçilerin eşleri en ön safta yerlerini aldı.

 

Büroyu kapattı SEKA ile tanıştı

Gittiği bir haciz işleminden sonra avukatlığı bırakmaya karar veren ama Petrol-İş Genel Başkanı Cevdet Selvi’nin ısrarı ile Selüloz-İş’e hukuk bürosuna geldiğini söyleyen Özveri, toplu sözleşme görüşmelerinde işçi ile tanıştığını belirtti.

 

KİBARCA KOVDU

SEKA ile nasıl tanıştığını bize anlatan Özveri, “1988 grevinde genç ve solcu avukatlar olarak SEKA direnişine desteğe geldik. O zaman şube sekreteri Şükrü Kayacık’tı. O zaman ki çokbilmişliğimizle şöyle yapın böyle yapın diye akıl verirken Kayacık bize “Grevi siz mi yürüteceksiniz” diyerek kibarca gönderdi. Sonra Selüloz-İş’te muhalefet sendika yönetimine geçti. Hukuk ve eğitim servisi kurarak kurumsallaşmayı planlıyorlar. Petrol-İş’ten hukukçu istemişler. Petrol-İş’in Genel Başkanı Cevdet Selvi, Araştırma Dairesi Başkanı da İlyas Köstekli’ydi. Benim arkadaşım İsmail Hakkı Kurt eğitimciydi. Gidip geliyordum yanına.

 

ETİMDEN ET KOPTU

Benim Kadıköy’de o zaman bürom vardı. Bir hacze gittik. Bir evde ne varsa hepsini kaldırdık. Yeni evli bir çiftti. Etimden et koptu. Boğa Heykelinin oraya gidip avukatlık buysa ben bunu yapmam dedim. Gittim Vergi Dairesine büromun kapanışını verdim. Makbuzlarımı almaya gittiğimde Petrol-İş’ten aradılar dedi, çalışan arkadaş. Aradım acil gel dediler. İlyas abi beni övüyor içeri girdiğimde. Genel başkan ne ücret veriyorsanız avukata da o parayı verin diyor. Ben büronun kapanışını verdim Sivas’a gideceğim dedim. Cevdet Selvi bağırdı. “Sivas kaçıyor mu git bir iki ay işleri hallet git” dedi.

 

150 SAYFALIK TASLAK

Kocaeli’ye geldim. Kapıyı Şükür Kayacık açtı. Neyse ki grev ziyaretimizi hatırlamadı. İkinci gün Corum Çöpikas örgütlenmesine gittim. Orası bitince toplu sözleşme taslaklarını hazırlamaya başladık. Acısu’daki eğitim salonunda bir kısım işçi, bu komünisti nereden buldu der gibi bakıyordu, solcular ise bizim çocuk diyordu. Taslak için 15 gün sendikada yatıp kalkarak hazırladım. 150 sayfalık bir rapor hazırladım. Kamu-İş’in Genel Sekreteri Naci Ünsal Kartepe Dergisine demeç verdi. ‘Selüloz-İş akrep sokmasına kadar idari maddelerin detaylarına girmişler. Sözcülüğü avukatlarına bırakmasalardı sözleşmeyi imzalardık’ dedi.

 

İŞÇİ PARAYI SEÇTİ

SEKA sinemasında işçiyi topladık ben neden idari maddelerin üzerinde neden durduğumuzu, iş güvenliğini, iş güvencesini anlattım. Bilal amca vardı işçi sağlığı ve güvenliği sorumlusu. “Hadi bir evet- hayır yapalım” dedi. Direniriz diyen 30-40 kişi. Diğerleri parayı versinler dedi. O ilk tanışmışlıkla SEKA işçisi ile ilişkimiz sınandı. Ben hiç işçiyi ayırt etmedim. Boş umutlar vermedim. Doğru bildiğim neyse onu yaptım” dedi.

 

toplu-sozlesme-hazirliklari.jpg

 

En güzel eseri Çalışma ve Toplum

Bu ülkede işçi sınıfı ve sendikacılık alanında çıkartılan en güzel yayın Çalışma ve Toplum dergisi. Dergiyi yayın kurulu ile birlikte çıkaran Murat Özveri, Birleşik Metal-İş sponsorluğunda çıkartılan derginin yayın politikasına sendikanın bir kez dahi laf etmediğini söyledi.

 

GÖRÜNCE UTANDIM

Selüloz-İş Sendikasına geldiğimde bir dergi çıkartılıyordu ama acemice ve kötüydü. İkinci sayıdan sonra ben çıkarmaya başladım. Ben gelince çıkardığımızı sanıyorum. Aradan yıllar geçti. Prof. Dr. Metin Kutal emekli oldu, odasını boşaltıyordu. Yüksek lisans ve doktorada hocamdı. Gittim masanın üzerinde dergiler vardı. Baktım Selüloz-İş Dergisi ve 1973 yılında çıkartılmış. Bizim çıkarttığımız dergiye 10 basar. Dergiyi görünce utandım ve mahcup oldum. Dergi A’dan Z’ye işçinin dünyası.

 

SİZ ÇIKARDINIZ DA BİZ Mİ OKUMADIK

1980 sonrası yayın işveren cenahına geçti. Binlerce dergi ve broşür basıp hakimlere, adliyelere gönderiyorlar. Türk-İş ve DİSK bir yayın çıkarsın istiyordum. Petrol-İş’in yıllığı da yetmiyordu. 4857 sayılı yasa çıktı ve ilk davalar görülmeye başlandı. Aliağa’ya gittim. Aliağa İş Mahkemesi Hakimi Uğur Bey tanıdığım biriydi. Orada onunla karşılaştım. Odasına gittim. ‘İlk dosyalar senin. Dersime çalıştım. MESS’in akıllı kitabından çalıştım’ dedi. ‘Sen buradan çalıştıysan yandık’ dedim. “Siz ne çıkardınız da biz okumadık. Daha mübaşirim yok ama MESS bana klasör şeklinde kitapları gönderdi’ dedi. Yarama bastı.

 

64’ÜNCÜ SAYI ÇIKIYOR

Eylül 2003 yılında Birleşik Metal-İş Sendikası’nın yönetimi değişti. Avukat arkadaşım Ertuğrul Sakaoğlu beni çağırdı ve Adnan Serdaroğlu’nun kendisi ile görüşmek istediğini söyledi. Eğitimlerine katkı vermemi istediler. Benim Selüloz-İş dışında hiçbir sendika ile avukatlık yapmayacağımı biliyorlardı. Ücret istemedim. Tek koşulum dergi çıkarmak oldu. Dergiyi de çıkığında yönetim görecek dedim. Kabul ettiler. 2004 yılının Mayıs ayında Çalışma ve Toplum dergisinin ilk sayıyı çıkardık. Yayın kurulunu ben oluşturdum. Şimdi 64’üncü sayısını çıkarıyoruz ve sendika bugüne kadar bir kez yayın politikasına laf etmedi” dedi.

 

Kitabını yazacak

SEKA’nın iki kez kapanması eylemlerinin örgütlenmesinde yer alan ve direniş boyunca işçiyle birlikte olan Murat Özveri, 2004’teki direnişin kahramanlarının SEKA işçisinin eşleri ve çocukları olduğunu söyledi.

 

KURŞUN YEMİŞ GİBİYDİM

“Anlattıklarımın hepsini çıkar ama burayı mutlaka yaz” dedi Murat abi. SEKA’nin iki kez kapatılması ile ilgili büyük direnişine tanıklık etti ve direnişi örgütleyenlerden oldu. İlk direniş ile başladı anlatmaya, “1998 yılında saat tam 17.00’de telefonun çaldığını ve kendisini namuslu bir bürokrat olarak tanıtan birinin SEKA’nın kapatılma kararını geldiğini söyledi. O zaman Genel Başkan Davut Bozkan, yönetimi ve şube yönetiminin tamamı Ankara’da toplantıda. SEKA duruşta. Kimseye ulaşamadım. Fabrikaya geldim. Yerel televizyonlar kapıda. Kurşun yemiş gibiydim.

 

ÜRETEREK DİRENDİK

Ergin Alşan muhalefetti o zaman ona ulaştım. Bunu durdurmamız lazım. İşçilere ulaşmaya başladık. Televizyonlardan çağrı yaptık. Saat 22.00 civarında işçiler geldi. Derbent’ten bir teyze karınca duasını alıp gelmişti. Genel başkan geldi. Eline bir a4 kâğıdını 4’a katlayarak verdim. “Bu SEKA’nın kapatılma kararıdır” deyip yırtıp at dedim. Yaptı ve direniş başladı. 33 gün sürdü ve SEKA memurları da kazan kaldırdı. Üreterek direnmeyi tarihe geçirdik. Sonra Ankara yürüyüşü kararını alınca Mesut Yılmaz ve Bülent Ecevit kapatmama kararını açıkladı.

 

SAHNELERİ UNUTMUYORUM

2004 yılına gelinceye kadar hiç yatırım yapılmadı. Yeniden başladı süreç. Ergin Alşan Genel Başkandı. 41 TV’de programdaydım. Olayı duyar duymaz hemen programı SEKA’nın kapatılmaması için çağrı platformuna dönüştürdük. Kimsenin direnişten umudu yoktu. Ama SEKA’lı işçilerin eşleri ve çocukları ilk eylemi yaptı. Kadınlarla Büyükşehir Belediyesine yürüdük. O sahneleri unutmuyorum.

 

DİRENİŞİN KAHRAMANI KADINLARDI

51 gün süren direnişin kahramanları işçilerin çocukları ve kadınlardı. Polis biber gazı ile müdahale ettiğinde 60 kadınla saldırıyı püskürttük. Kadınlar gaz yediği halde öldürün bizi diye bağırarak ayağa kalkıyordu. SEKA kapatılmadı belediyeye devredildi. İşçiler tüm hakları ile belediyeye geçti. Belediye başkanı ve dönemin bürokratları altına imza attıkları protokolün arkasında durmadı. İnsana özgü her şey o işçide vardı. 51 gün tüm zaaflarından arınmış bir işçi vardı. Onun hikayesini de ben yazacağım” dedi.

Etiketler :
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.
5 Yorum