1. YAZARLAR

  2. Ali GÜNDOĞDU

  3. Düdüklenmeyi seviyoruz!
Ali GÜNDOĞDU

Ali GÜNDOĞDU

Yazarın Tüm Yazıları >

Düdüklenmeyi seviyoruz!

A+A-

En son patlayan Çiftlik Bank oldu. Tosuncuk, paraları alıp Güney Amerika’ya tüydü. 
Bu ne ilk ne de son dolandırıcılıktır. 
Hatırlayanlar olacaktır. 1970’li yıllarda bir Banker furyası vardı. Bankerler, bankalardan daha yüksek faiz veriyorlardı. Abidin Cevher Özden diye birisi Banker Kastelli adıyla piyasadan yüklü miktarda para topladı. Üstelik tek kanallı TRT’de yayınlanan Banker Kastelli reklamlarında o dönemin solcu artistleri Cüneyt Arkın, Fikret Hakan da oynuyor, hep birlikte halkın gözünün içine baka baka “Banker Kastelliii” diyorlardı. Halk, solcu artistlere daha çok güvendi, Banker Kastelli’ye daha çok para yatırdı. 
Sonra Abidin Cevher Özden, bir anda sırra kadem bastı. Çok sonra, MİT görevlileri gidip kendisini Libya’da buldular, derdest edip Türkiye’ye getirdiler. Abidin Cevher Özden, kimseye beş kuruş ödemeden ahirete göçtü. 

Uzan ailesinin İmar Bankası, Adabank gibi bankalarında açılan off-shore (kıyı bankacılığı) hesaplarında da yüklü miktarda para birikmişti. Off-Shore hesabı daha çok faiz veriyordu. 
Sonra Kemal Uzan, Cem Uzan ve Hakan Uzan sırra kadem bastı. Kimse parasını alamadı. Hatta Off-Shorezedeler diye bir de dernek kurulmuştu. Parasını kaptıranlar deniz kıyılarında birer bardak su içti…
… 
Ya İhlas Finans? 
Helal, faiz değil kar payı adı altında muhafazakar kesimin bütün parasını topladı. Batmasına yakın dönemde bu gazetedeki Meydan adlı köşemde “İhlas Finans helalinden batıyor” başlığıyla bir yazı yazmış, buraya para yatıranları paranızı çekin diye uyarmıştım. İsim vererek yaptığım bu uyarı, Bankacılık ve Ticaret Kanunlarına göre suç teşkil ediyordu. İhlas Finans’dan 10 avukat imzalı bir tekzip metni gönderdiler. Hakkımda dava açacaklarını, beni sürüm sürüm süründüreceklerini söylüyorlardı. Açıklamayı yayınladığımın ertesi günü İhlas Finans kapandı. Abdurrahman Yüksel Caddesindeki şube binasının önünde yüzlerce insan, günlerce bekledi. Hepsi avucunu yaladı. Tosuncuk Mücahit Ören de Amerika’ya kaçtı, İncil’in üzerine yemin ederek ABD vatandaşı oldu. 

Kamuoyunda Jet Fadıl olarak bilinen Fadıl Akgündüz’ün ilk vurgunu Jet Pa şirketiyle olmuştu. Necip Milletimiz bir türlü akıllanmıyordu. Bu üç kağıtçıya daha sonra haritada yerini bile gösteremeyecekleri Maldiv adalarında yaptıracağını iddia ettiği “Ebu El Ensari Hazretleri House” villalarına paraları yatırdılar. Oysa orada hiçbir zaman öyle bir yatırım olmamıştı. Yetmedi, İstanbul Bayrampaşa’da Caprice Gold devre mülk otele de paralar yatırıldı. Hepsi hayaliydi. Jet Fadıl bir hayal taciriydi. Hapse girdi çıktı. Hiçbir şey olmamış gibi şimdi yeni vurgunlar peşinde. 

İlimizde de benzeri olaylar yaşanmıştır. Geçmiş yıllarda Almaşık Menkul Değerler’in sahibi Ermiş ailesi de tüyüp gitmişti. 
Tüysüzler Kuyumculuk’a parasını yatıranlar avucunu yaladı. 
İslam Kadıçeşme de ortada yok. 

İnsanların fazla paraya tamah edip elindekini avucundakini yasal olmayan veya güvensiz kişi ve kuruluşlara yatırmaları, ne ilk ne de son olacaktır. Halkın böylelikle dolandırılmalarını aslında Nasreddin Hoca çok iyi vurgulamıştır: 
-Kazanın doğurduğuna inanıyorsun da öldüğüne neden inanmıyorsun?

Şehir Lokantası ve Kırbaş 
Ahmet’in hayat hikayesi

Günümüze kadar gelmiş ilk Cumhuriyet dönemi modern mimari eserlerinden Halkevi Binası’nı maalesef kurtaramıyoruz. CHP dönemini anımsattığı için kimse el sürmeye cesaret edemiyor. Ama o binada bu kentin tarihi gizli. Biz İzmit’iz grubunun kurucusu Hüseyin Erol, İzmit’in köklü esnaflarını tanıttığı kitabında Halkevi binasındaki eski Şehir Lokantası ve işletmecisi Ahmet Sakızlı’yı şöyle anlatır:

Ahmet Sakızlı, 1917 yılında İzmit’te doğdu. Baba adı Kerim, anne adı Ayşe idi. Sakızlı ailesi Hacıhasan Mahallesi’ndeki üç katlı ahşap bir konakta yaşıyordu. Babası Kerim Bey, Süleymaniye - Irak doğumluydu. Askerliğini subay olarak yaparken bir aşiret reisinin kızına aşık olmuş ve kızı ailesinden istemişti. Olumlu yanıt alamayınca, kızı kaçırıp evlendi. Aşiret reisi, Kerim Bey hakkında vur emri çıkarınca kendisine koruma verildi. Bunun üzerine Sultan Abdülhamit’in yaverinin yardımları ile Yunanistan’ın Sakız Adası’na Jandarma Komutanı olarak tayin oldu. Kısa bir süre Sakız Adası Valiliği de yaptı. 1915 yılında ailesi ile birlikte İzmit’e geldi. Yalı Hamam Sokak’ta toptan satış yapan bir bakkal dükkanı açtı. 
Ahmet Sakızlı çocukluk yıllarında babasıyla birlikte bakkal dükkanında çırak olarak çalıştı. Ticareti öğrendi. Yunan işgaline tanıklık etti. 1937 yılında İzmit Kolordu Komutanlığı’nda askerliğini yaptı. Askerliğini tamamladıktan sonra, 1939 yılında Eski Postane Caddesi’nin İzmit sahili ile buluştuğu yerde bulunan (günümüzde Otel Asya’nın bulunduğu yer) Belediye Lokantasını, ortağı Alaattin İkiz ile birlikte açtı. İzmitlilerin yemeklerini yerken körfezi seyrettikleri bu mekan, iki katlı ahşap bir binanın giriş katıydı. Hemen önü denizdi. On dört yıl faaliyetine devam etti. 1953 yılında bu ahşap bina yıkıldı. 
1953 yılında Halkevi Binası’nın, daha önce çayhane olarak kullanılan giriş katındaki salonunu kiraladı. Deniz kenarında İzmit’in en şık lokantasını açtı. Adını “Şehir Lokantası” olarak belirledi. Ahmet Sakızlı, hem İzmitlileri hem de şehir dışından gelen birçok müşterisini, zengin ve nefis tatları içinde bulunduran mutfağı ile ağırladı. Ahmet Sakızlı, 1970 yılları başında Kocaeli Defterdarlığı ile arasında çıkan bir itilaf sonucunda Halkevi binasını terk etmek zorunda kaldı. Şehir Lokantası, dönemin Belediye Başkanı Leyla Atakan’ın desteği ile Kocaeli Sanayi Fuarı’na taşındı. 1978 yılına kadar müşterilerine hizmete devam eden Ahmet Sakızlı, aynı yıl ortağı Alaattin İkiz’in vefatından sonra işe devam etmek istemedi. Şehir Restaurant’ı devretti. 
1963 yılında, Avni ve Uğurhan Öztüre ile birlikte Yurt Sinemasını (Eski Akademi Hastanesi) açtı. Şehir Lokantasını devrettikten sonra bir müddet daha sinemayı çalıştıran Sakızlı, Yurt Sineması’nı Sadun Atığ’a devrederek ticari yaşamına son verdi. 1959 yılında İpraş’ın ilk yemek müteahhiti oldu. Daha sonra Türk Kablo Fabrikası’nın da yemek işini aldı.
1938 yılında İstanbullu Meliha Hanım’la evlendi. Bu evliliğinden Ceyhan, Rebii ve Maruf adlarında üç çocuğu dünyaya geldi. 1947 doğumlu oğlu Rebii, çocukluk yaşlarında Şehir Lokantası’nda çalıştı. Babasına yardım etti. Mesleği öğrendi. 1967 yılında İstanbul’da askerliğini yapan Rebii Sakızlı, daha sonraki yıllarda kardeşi Maruf ile birlikte Demirerler, Phillips ve Bastaş Fabrikalarının yemek müteahhitliğini yaptı. Rebii Sakızlı 1980 yılında Demiryolu Caddesi’nde “Arkadaş Pub ve Bar”ı açtı. 1995 yılına kadar çalıştırdıktan sonra ticari yaşamına son verdi.

Bendeniz Ahmet Sakızlı ile tanışmadım, ama Rebii ve rahmetli Maruf Ağabeyi yakından tanıdım. Arkadaş’ın son yıllarında sürekli müdavimiydim. Bu bile benim için bir şanstır.

sehir-lokantasi.jpg

Ahmet Sakızlı'nın, nam-ı diğer Kırbaş Ahmet'in mekanı. Bembeyaz masa örtüleri, papyonlu garsonlar. Leziz yemek ve tatlılar. Şehir Lokantası iç görüntüsü...Tarih...1960'lı yıllar...

ahmet-sakizli.jpg

İzmit’in bir dönem sosyal ve kültürel hayatına damgasını vuran kişiydi. Mekanı cennet olsun. 

2 bin yıllık lanet

Körfez ilçesine bağlı Sevindikli Köyü’nde bulunan, 2000 yıl önceki Roma dönemine ait olan mermer bir lahitten söz etmek istiyorum. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin bu antik eseri tescil altına aldığını sanırım pek çok kişi bilmiyordur. 
Bu lahitle ilgili önemli bir anımı da siz değerli okurlarımla paylaşmak istiyorum…
25 yıl kadar önceydi…
Bir pazar günü İzmit Müzesi arkeologlarından Akif Işın, Savaş Uçkun ve tarihe merakıyla tanınan Diş Hekimi Sedat Tuna Yalıncan ile bir çevre gezisine çıkmıştık…
Hiç unutmam, altımızda müzenin inceleme aracı olarak 1960 model bir Vosvos minibüs vardı ve ben, “Bu aracı artık müzeye kaldırsanız daha uygun olmaz mı, neredeyse Roma dönemine çok yakın görünüyor” demiştim. Ne yaparsınız ki Kültür Bakanlığı olanak ve tahsisatı bu kadardı işte…
Aracımız, Bağçeşme üzerinden Eski İstanbul Yolu’na çıkmış ve zorlanarak ilerlemekteydi.
Üçtepeler Köyü, İshakçılar sapağı, Karayakuplu Köyü geride kalmış ve yolun solunda bulunan Sevindikli Köyü sapağına girmiştik.
Kerpiç ve ahşaptan yapılı evleri, tarla ve sokaklarda gezinen tavuk, ördek ve küçükbaş hayvanlarla, tarladaki domates, sivri biber, kabak ve kavun bostanları ile Sevindikli Köyü sanki saygıyla bizi karşılamıştı…
Araçtan indiğimizde, köy anayolunun hemen altında bulunan bir tarla içindeki, asırlık bir ağaca yaslanmış ve altı iri taşlarla desteklenmiş, iri bir kamyonet cesametindeki taş yapı hemen dikkatimi çekti…
İşte bu yapı 2000 yıllık Roma taş lahdinden başkası değildi.
Eski Romalılar, bizim günümüzde kullandığımız tahta tabut kullanmaz, bunun ötesinde dev mermer veya taş tabutlar imal eder ve bunlara da lahit adı verilirdi…
Tarlayı geçerek dev lahite yaklaştığımızda, lahitin bir duvarının kırılarak, büyükçe bir delik açılmış olduğunu gördüm.
Arkeolog Akif Işın, bu lahitin eski yüzyıllarda kırılarak soyulmuş olduğunu söyledi. Çünkü 2000 yıl önceki dinsel inançlara göre, ölen kişiler, şahsi eşyaları ile beraber gömülürlermiş…
Böyle görkemli bir lahit içinde bulunması mümkün olan altınların, soyguncu iştahı kabarttığı da şüphe götürmez doğrusu…
Lahitin öbür yüzünde ise bir yazıt bulunmaktaydı…
Engin bilgisiyle Arkeolog Akif Işın, 2000 yıllık yazıtı çözdü ve aklımda kaldığı kadarı ile şunları tercüme etti:

“Ben Romalı kadın OKTABİA, Nicomedia (Antik İzmit) ve çevresinde mutlu bir hayat sürdüm. İyi evlilikler yaptım, güzel çocuklar doğurdum. Her kim ki benim bu lahtimi açar, bedenimi rahatsız eder ve ziynetlerimi çalarsa, en yakın Roma lejyonuna 40.000 gümüş sikke ödeyecektir. Ve tanrıların bütün laneti de sonsuza kadar onun olsun. Ve siz hayatta olanlar iyi yaşayın, güzel yaşayın, sizlere selam olsun.”

Düşünsenize 2000 yıl önce yaşamış varlıklı bir kadının mezar yazıtı günümüze ulaşmış, duygu ve düşüncelerini bize aktarmış ve ne güzel ki bu muhteşem eser hala sağlam bir biçimde ayakta…
Ne büyük bir tarih hazinesi üzerinde yaşadığımızı, ama bunun hakkını vermediğimizi anlamamdaki önemli bir dönüm noktası işte bu Oktabia Lahti ziyareti olmuştur.
Bilemeyiz, Oktabia’nın laneti, mezarını soyanları bulmuş mudur?

lahit-002.jpg

Eski Romalılar, bizim günümüzde kullandığımız tahta tabut kullanmaz, bunun ötesinde dev mermer veya taş tabutlar imal eder ve bunlara da lahit adı verilirdi…

Bu yazı toplam 1039 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.