1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Dünden Bugüne Anadil Yasağı
Dünden Bugüne Anadil Yasağı

Dünden Bugüne Anadil Yasağı

22. 10. 1983 tarihinde 18199 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren "Ana Dil Yasağı", totaliter yönetimlere özgü bir düzenlemeydi. Öyle ki, ülkemizde isyanların sık sık görüldüğü tek parti d

A+A-

22. 10. 1983 tarihinde 18199 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren "Ana Dil Yasağı", totaliter yönetimlere özgü bir düzenlemeydi.

Öyle ki, ülkemizde isyanların sık sık görüldüğü tek parti döneminde dahi böylesine bir akıl tutulması yaşanmamıştı.

Deniz Baykal'ın 13 Kasım 2009'da TBMM'de "açılım"la ilgili konuşmasında vurgu yaptığı gibi, "... dünyada faşizm rüzgarlarının estiği 1930'lu yıllarda bile düşünülmemiş anadil yasağının 1980'den sonra getirilmiş olması, bu dönemdeki kestirmeci ilkel politikaların başlıcalarından biridir."

Yaradılış, Allah'ın takdiridir; hiç kimse biyolojik tercihini, ırki yönelişini kendi kendine yapamaz.

Doğan çocuğun hangi dili öğreneceği biyolojik ve fiziksel özelliklerine göre değil, yetiştiği aile ya da çevre ortamına bağlıdır.

Bu aile-çevre ortamının dili, doğal olarak insanın ana dilidir.

2932 Sayılı Kanun , insan fıtratının en tabii neticesi olan bu

realiteyi bile kavramaktan uzaktı.

Evrensel değerlere aykırı, Türkiye'nin veya çağdaşlığın gerçeklerini red ve inkar eden bu yasal düzenleme, resmi dilin dışında, kendi

anadilleriyle konuşan insanlarımızı görmezden gelme basiretsizliğini "hukuk" (!) adına kanunlaştırmıştır.

Yani, evrensel dünyanın ayıp saydığı bir uygulama, kendi insanımıza reva görülmüştür.

Bu bağlamda, 2392 Sayılı Yasa ile birlikte, Türkiye'de Türkçe 'den farklı anadillerde konuşan yurttaşlara, temel bir insan hakkı çok

görülmüştür.

Düşünülmemiştir ki, her normal çocuk, tabii bir şekilde, yetiştiği ailenin ve sosyal çevrenin dilini öğrenecektir.

Bu akıl tutulmasının uzun sürmesi elbette düşünülemezdi.

Çağımızda böylesi bir "insanlık suçu"  sadece sömürge coğrafyalarında mümkün olabilirdi.

Kürtçe, Arapça, Gürcüce, Boşnakça, Çerkezce, Arnavutça vb. dillerde konuşan yurttaşlarımızı "ötekileştiren" bu mantık, çeşitliliği ve değişik kültür gerçeklerini yok saymaktaydı.

Bu doğrultudaki yasak, "kaderde, kıvançta ve tasada ortak" yurttaşlık anlayışını adeta dinamitleme demekti.

Çünkü "Anadil yasağı", doğrudan doğruya, kişi dokunulmazlığına tecavüz eden bir insan hakları ihlalidir.

Neyseki, "darbe" sonrasının ilk sivil yöneticisi Turgut Özal, "Türkiye'de kendi kültürel kimliklerini ifade etme ve geliştirme durumunda olması gereken farklı etnik grupların" varlığından söz etme cesaretini gösterdi.

Nitekim, Özal'ın bu açılımından sonra 12 Nisan 1991'de Türkçe'den

Başka Dillerde Yapılacak Yayınlar Hakkında Kanun yürürlülükten kaldırılırken, Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri 3 Ekim 2001'de anadille ilgili yasaklardan arındırıldı.

Günümüzde ise, devlet televizyonu farklı dillerde yayın yapabilmekte.

Özetle; 12 Eylül 1980 Darbesi'nin ürünü olan "anadil yasağı", ülkemizdeki pek çok sosyal sorunu tetikleyerek, istikrarsızlığın en önemli etkeni oldu.

"Darbe"nin ülkemize en büyük kötülüğü de bu oldu.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.