1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Dünyanın Çivisi Çıktı
Dünyanın Çivisi Çıktı

Dünyanın Çivisi Çıktı

Ne demek istediğimi anlamışsınızdır. Afganistan, Irak ve şimdi de Libya. Neden hep Müslüman ülkeler? Bunun altını çizmeliyiz öncelikle. Herkesin aklında kocaman bir soru işareti olarak kalsı

A+A-

Ne demek istediğimi anlamışsınızdır. Afganistan, Irak ve şimdi de Libya. Neden hep Müslüman ülkeler? Bunun altını çizmeliyiz öncelikle. Herkesin aklında kocaman bir soru işareti olarak kalsın bu.

ABD ve yandaşları, yeni bir maceranın peşindedirler. Birileri, petrol değil amaç “demokrasi getirmek istiyor Amerika” diyor yazdıkları ve söyledikleriyle. Kocaman bir yalandır bu. “Sokma akıl yedi adım gider” diye bir atasözümüz vardır. Dışarıdan zorlamayla demokrasi olmaz. Bu bir kabulleniş sorunudur ve kültürle, algıyla olur.

Gelelim petrol konusuna. Libya’da Batılı şirketlerin zaten var olduğunu dile getirerek, amacın petrol olmadığına inandırılmak isteniyor dünya. Bir gerçeği göz ardı ediyoruz ama. Orada resmi kayıtların dışında, yani Batılı şirketlerin içinde olmadıkları ve Kaddafi’nin çok yakın çevresi tarafından pazarlanan petrol, Batılıların yararlandığından daha fazladır. İşte konu budur. Yani konu petroldür.

Irak’ta da öyle olmadı mı? Kitle imha silahlarının varlığı kılıf yapılarak Irak’a girildi ve 1,5 milyon Müslüman öldürüldü. Sonra kitle imha silahlarının var olduğunu bildiren raporun sahte olduğu ortaya çıktı.

Bu yazdıklarımdan Kaddafi’yi, yönetimini savunduğum anlaşılmasın. Kahrolsun her türlü diktatörlük; ama yabancı güçler aracılığıyla değil. Irak’a demokrasi mi getirdi ABD? Orada demokrasi mi var şimdi? Saldırgan güçler, emperyalistler Libya’ya da demokrasi getirmeyeceklerdir. Zaten demokrasinin böyle bir gelme biçimi yoktur. Büyük bir aldatmacadır bu.

“Uluslararası tehlike” olmadığı sürece devletlerin iç işlerine karışılamaz. Uluslararası hukuk böyle söylüyor.

Ülkemizin işi zordur. Nerede yer alacağız şimdi? “NATO’nun ne işi var orada?” diyen Başbakan Erdoğan, şimdiyse bazı koşullar içinde “uygundur” demeye getiriyor.

Ayrıca bir şey de gözümüzden kaçmamalı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin Libya’ya saldırı kararında, Rusya ve Çin tarafsız kaldılar. Alınan kararda veto etme hakları olan bu iki devlet, üzgünüm ki veto haklarını kullanmamışlar ve saldırı kararının çıkmasına böylece neden olmuşlardır. Şimdiyse Rusya da Çin de eleştiriye başladı. Kurnazca bir yaklaşım. Arap dünyası zaten bölük pörçük.

Dedim ya: Dünyanın çivisi çıktı.

CHP’de Farklılık ve Yükseliş

Görünen o ki tüm uğraşlarına rağmen, partisini birinci duruma getiremedi Kılıçdaroğlu. Getirmesi de olanaksız. Nedeni kendisi değildir. Biricik nedeni var bunun. Halkçılık ve devrimciliği buharlaşan bir CHP devraldı Kılıçdaroğlu. CHP’nin halkçı ve devrimci bir parti olduğu vurgusunu yaparak, yeni CHP’nin güçlenmesine yol açtı. Ve şimdi de yeni projelerini açıklıyor. İnsanımız daha mutlu olabileceği bir yönetimin varlığına inandırılmalı. Farkındaysanız gündemi belirleyen Erdoğan değil artık. Gündem belirlemede Kılıçdaroğlu öne geçmiş durumda.

Anketler MHP’nin TBMM’ye gireceğini, AKP’ninse oy kaybetmekte olduğunu gösteriyor. Önümüzdeki seçimde birinci parti unvanını kaptırmayacağı kesin gözüken AKP, tek başına Anayasa’yı değiştirecek milletvekili sayısına ise ulaşamayacak gibi.

Önümüzdeki günler, şu andaki tabloyu AKP’nin lehinde ya da aleyhinde değiştirebilir.

A. Kemâl Hızıroğlu’ndan “Trajedi Koğuşu”

Aziz Kemâl Hızıroğlu ve son kitabı Trajedi Koğuşu’nu (Siyah Beyaz yayınları, şiir, 64 sayfa, Şubat 2011) tanıtmak istiyorum bugün.

Dergilerde de birçok şiirini okuduğum Hızıroğlu üretken bir şair. İlk kitabını yayımladığı 1989 yılından bu yana, biri roman, diğerleri şiir olmak üzere toplam on beş kitap yayımlamış.

Bu kitap, adından da belli olduğu gibi, şairi huzursuzlukların savurduğu şiirlerle dolu. Dış dünyanın olumsuzlukları doğal olarak iç dünyamıza yansımaktadır. Bu kitaptaki şiirler, işte bu yansımanın şiirleri.

Hızıroğlu kendi şiirini üretebilmiş özgün şairlerimizden biri. Ne mutlu bunu başarabilen ve kendine özgü olabilene.

Daha yakından tanımanız için, şairin özgeçmişini aktarmak istiyorum: “Aziz Kemâl Hızıroğlu 1949 Adapazarı doğumlu. 1967 yılında Kuleli Askeri Lisesinden, 1971’de İÜ İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. 1980 yılına dek askeri kütüphane ve okullarda asker öğretmen olarak görev yaptı. 1980’de yüzbaşı rütbesindeyken siyasal gerekçelerle tutuklandı ve 1984’te TSK’dan ihraç edildi. 1985-1996 yılları arasında felsefe ve ekonomi politik çevirileri yapan Hızıroğlu, 1985’ten sonra çeşitli vakıf, dernek ve sendikalarda kurduğu İngilizce atölyelerini yöneterek, grup dersleri vererek ve yarı-gün çeviriler yaparak yaşamını sürdürüyor. Şiir ve yazıları pek çok dergi ve gazetede görünen şairin ilk şiiri, 1962’de Adapazarı’nın günlük gazetelerinden Gürses’te yayımlandı. Şair Türkiye Yazarlar Sendikası, Edebiyatçılar Derneği ve PEN Yazarlar Derneği üyesidir.”

Şairle iletişim kurmak isteyenler, elektronik adresine ([email protected]) yazabilirler.

Yazımı kitapta yer alan bir şiirle noktalamak istiyorum:

Gel-git

sen benim düşlerimi sevmiyorsun

ben senin düş görmezliğini

harita tuzlanırsa ne fark eder

nasıl çizeceğiz sevmediklerimizi

geldin gideceksin

karşıladım döneceğim

böylesi yalnızlıkla baş edilmiyor

ah çengel sevdiğim

yok yere ağlayacağımız uzun geceler var daha

ne çok mendil bekliyor

sen potkalını zorlayan karışık mektup

ben seyir defterine sancı çizen inci kaptanı

kaç denizyıldızı öldü bu gelgitte

tan vaktinden başka kimse bilmiyor

Aziz Kemâl HIZIROĞLU

Leyla Şahin İzmit’te

Günümüz şiiri denince akla gelen adlardan biridir Leyla Şahin. 1988 yılında Enver Gökçe Şiir Ödülünü kazanmıştı. Kendisi ve şiirinin hayata karşı duruşunu sevmişimdir hep.

Her ay gerçekleştirilen KYÖD (Kocaeli Yüksek Öğrenim Derneği) Sanat Akşamları etkinliğinin bu ayki konuğu Leyle Şahin. Etkinlik 24 Mart, Perşembe (bugün) saat 18. 00’de KYÖD’de gerçekleştirilecek.

Konuk şair Leyla Şahin

Etkinliğin herkese açık olduğunu belirtmek isterim. Şiir sevenlerin bu etkinlikte güzel dakikalar geçireceğine inancım tamdır.

Değerli arkadaşım Leyla Şahin’e hoş geldin diyor, KYÖD yetkililerini sanata yönelik çabalarından dolayı kutluyorum.

Fıkra

Huzurevinin bahçesinde iki tonton yaşlı adam bir bankta konuşuyorlar:

- Aaah ah... Yaş oldu seksen üç. Elim ayağım tutmuyor, her tarafım ağrıyor. Benimle aynı yaşta değil misin sen? Kendini nasıl hissediyorsun?

- Yeni doğmuş bir bebek gibi.

- Nasıl yani?

- Kafamda saç, ağzımda diş yok. Az önce de altıma kaçırdım galiba.

Almanya’da adamın biri, geleceğini öğrenmek için falcıya gider. Falcı, adama ileride milyonlarca kişinin ölümüne neden olacak bir günah işleyeceğini söyler. Adam falcıdan çıktıktan sonra, vicdan azabı içinde “bu kadar kişinin ölümüne sebep olacağıma, kendim ölürüm” diyerek tren yolunun üzerine yatar. Uzaktan trenin gelmeye başladığını görür; ancak ilerideki çocuk, hâlâ tren rayları üstünde oynamaya devam etmektedir. Koşarak çocuğu kurtarır. Sorar çocuğa:

- Oğlum, adın ne senin?

Çocuk yanıt verir:

- “Adolf” benim adım amca.

Sağlık

Beyindeki bir bölgenin hem kaygıya neden olduğu hem de kaygıyı yok edebildiği ortaya çıktı.

Standford Üniversitesinden bilim insanlarının fareler üzerinde yaptığı araştırma, beyindeki bir bölgede bulunan bazı yapıların kaygıya neden olup, uyarıldıktan sonra bunu yok edebildiğini gösterdi.

Bilim adamları, enerji için ışığı soğuran yosunlardaki bazı proteinleri enjekte ederek farelerin sinirlerinin ışığa duyarlı olmasını sağladı. Daha sonra hayvanların beynine, başta korku olmak üzere duyguların denetiminden sorumlu şakaklardaki amigdala bölgesini harekete geçirmek için optik lifler nakledildi.

Kaygı düzeylerinin belirlenmesi için hayvanlar bazı testlere tabi tutuldu. Işıklarla aydınlatılan beyaz bir çemberin ortasına bir parça peynir yerleştirildi. Sadece ''beyni uyarılan'' fareler, kaygılarını yenerek peynire ulaşabildi. Diğerleri ise ışıktan korktu.

İngiliz ''Nature'' dergisinde yayımlanan araştırmayı gerçekleştiren bilim adamları, araştırmanın büyük bir ilerleme olduğunu vurgulayarak, sonuçların insanlarda depresyon, kaygı ve iki uçlu duygu durum bozukluğunun tedavisinde, yeni yöntemlere ışık tutabileceğini belirtti.

Konuya ilişkin makale Fransız ''Le Point'' dergisinde de yayımlandı.

(Kaynak: www.gazeteport.com.tr, 17 Mart 2011)

Bu haber toplam 1012 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.