1. YAZARLAR

  2. İsmet ÇİĞİT

  3. Dünyanın dengesi bozuk
İsmet ÇİĞİT

İsmet ÇİĞİT

Yazarın Tüm Yazıları >

Dünyanın dengesi bozuk

A+A-
Çok iyi bilirim ki, benim günlük yazılarımın yıllardır en iyi takipçilerinden biri Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu’dur. Başkan Karaosmanoğlu’nun beni takibi, taa Yuvacık Belediye Başkanlığı döneminden başlar. Hiç kesintisiz de devam etmiştir. 
Zaman zaman arar, yazılarımla ilgili değerlendirmeler yapar, “Şurada haklısın, burada haksızlık yapıyorsun” diye görüşlerini belirtir. Uzunca süredir Başkan’la görüşemiyoruz. O ciddi seçim telaşları içine girdi. Ben geçen yıl ekim ayında bir ay işten koptum. Bina değişti falan. Ama bütün samimiyetimle söylüyorum, Başkan’ın o şefkatli,  öğretmen üsluplu sesi ile eleştirilerini özlemiştim. Hatta bir ara, “Acaba artık beni okumuyor mu?” kaygısına bile kapılmıştım. 
Öyle değilmiş. Geçen sabah aradı, “Özledim. Yeni binaya gelmek istiyorum. Ama bir türlü fırsat bulamıyorum” dedi, ilk fırsatta geleceğini söyledi. Başkan’ın şu sıralar gündeminde iki önemli konu var.
Birincisi,  depremde hasar görmüş, ama yıkılması halinde yerine alçak katlı bina izni verileceği için sahipleri tarafından yıkılmayan binaların durumu. Büyükşehir Belediyesi, ilimizde sayıları 4 bine yaklaşan bu hasarlı binaların yerine özel imarla çok katlı bina yapılmasına yönelik çalışmayı çok önemsiyor. 
Başkan’ın gündemindeki ikinci konu,  “Çöp bertaraf tesisi” konusu. Körfez ilçe ile ilgili tartışmaların çok erken ve kötü niyetli başladığını söyledi. Karaosmanoğlu, “ Bu şehrin çöplerini geri dönüşüm için ayıracak, kalanları imha edecek yeni düzenlemeler yapmaya mecburuz. Elbette tartışacağız. Ama bunun bir üslubu olmalı. Şehrin geleceğini herkesin düşünmesi gerekiyor” diye devam etti. 
Karaosmanoğlu ile her halde yakında yüz yüze görüşeceğiz. Geçen gün telefonda sesini çok iyi buldum. Konulara vakıf ve içinde.  Yüz yüze görüştükten sonra Başkan’ın kafasındakileri sizlere daha detaylı anlatırım.

*Dünyanın dengesi bozuk
İsviçre Alplerinin karlarla kaplı tatil merkezi Davos’ta Dünya Ekonomik Forumu başlıyor. Londra merkezli Oxfam isimli kuruluş, çok ciddi bir raporu, Davos zirvesine sunacak.
Bu rapor gerçekten çok çarpıcı ve dünyanın dengesinin ne kadar bozuk olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Dünyanın en zengin insanlarından oluşan dünya nüfusunun yüzde 1’lik bölümünün servetinin, dünyanın geri kalan yüzde 99’unun toplam servetini geçtiğini vurguluyor.  Önceki yıllarda hazırlanan rapora göre, en zengin yüzde 1’lik bölümün servetinin geri kalan yüzde 99’un servetini 2016 yılının sonunda geçeceğini öngörüyordu. Bu ağır çarpık tablo, bir yıl önce gerçekleşti. Aynı rapora göre dünya nüfusunun yüzde 20’si aşırı yoksulluk sınırı olan günlük 1.90 Dolar gelirin altında gelirle yaşıyor. 
Bir tarafta çok zengin yaüzde1’lik azınlık, öbür tarafta  büyük bölümü açlık sınırında yüzde 99’luk yoksul kesim.. Bu dünyada huzur, bu dünyada güvenlik, demokrasi sağlıklı yaşam koşulları nasıl sağlanabilir. Davos zirvesinde de aslında dünya nüfusunun yüzdü 99’unun değil, çok zengin yüzde 1’lik kesiminin geleceği konuşuluyor.

*Bırakın, şu bina onarılsın
İzmit’in hala şöyle büyüklüğüne, canlılığına  yakışacak bir kongre ve kültür merkezi yok.. Şehrin en merkezi yerinde İzmit Halk Eğitim Merkezi binamız var. 
Bu şehir için Halk Eğitim Merkezi binası önemlidir. Her gün binlerce insan girip çıkar.. Bu binada çok önemli meslek kursları, sanat kursları düzenlenir. İzmit Halk Eğitim Merkezi binasının bir de 460 kişi oturma kapasiteli salonu vardır. Öyle sahnesi, kulisi falan yeterli değildir ama, bu salon büyük işler görür. Pekçok sivil toplum örgütü, okullar Halk Eğitim Merkezi salonunu kullanırlar. 
Bina hayli eski. Öyle doğru dürüst onarım, tadilat da görmemişti. Kocaeli Valiliği geçtiğimiz yıllarda Halk Eğitim Merkezi binasının onarımı, tadilatı için Tüpraş ile anlaştı. Tüpraş, Halk Eğitim Merkezi binası için 2 milyon TL harcamayı kabul etmişti. Bina yenilenecek. Salonu yenilenecek, İzmit önemli bir tesis kazanacak.
Ama Anıtlar Yüksek Kurulu “Bu bina tarihidir. Dokunamazsınız” diyor, tadilata izin vermiyor.. Olacak iş değil. Halk Eğitim Merkezi binası gözümüzün önünde yok olup gidecek. Oysa, izin verilse, tadilat yapılsa, İzmit şehir merkezinde çok güzel bir bina kazanmış olacak. Tarih de korunacak. 
Çok yıpranan, çok eskiyen Halk Eğitim Merkezi binasında artık okulların gösterileri dışında hiçbir toplantıya, etkinliğe izin verilmeyecekmiş. Bu durum, İzmit için ciddi sıkıntı olacaktır. Eğer onarım yapılmazsa, 1-2 yıl sonra Halk Eğitim Merkezi salonu okullara da verilemez hale gelecektir. Birileri, Anıtlar Kurulu’nu ikna etmeli. Hazır sponsor bulunmuşken, bu binanın onarımına izin verilmeli. Zaten şehrin yeterince salonu yok, elimizdeki en güzel salonlardan birini de kaybetmeyelim.

*Seymen Hurdalığı kalacak mı? 
Büyükşehir Belediyesi, birkaç yıl önce, “Makine Kimya Endüstrisi (MKE) ile protokol imzaladık.    MKE için yeni hurdalık yapacak, Seymen sahilini bu pislikten temizleyeceğiz” demişlerdi. 
Çok sevinmiştim. Seymen sahilini o MKE hurdalığından kurtarmak, bu şehirde yapılabilecek en güzel işlerden biriydi. Ancak geçen aralık ayındaki Büyükşehir Meclisi toplantısında  “Yeni hurdalık yapmanın maliyeti 30 milyon TL’yi buluyor. MKE ile protokolü iptal ettik” denildi. 
Başkan Karaosmanoğlu’nun kafasında büyük bi hayal var. Sekapark’tan  Başiskele’ye kadar sahilde yürüyüş yolu yapmak, olduğu gibi bu eski bataklık alanını plaj haline getirmek. Hatta, İzmit Körfezi’nin bitimindeki sahil yolunda faytonlar çalışacaktı. Seymen hurdalığı orada durdukça,  bu hayali hayata geçirmek de mümkün değil. 30 milyon TL’lik yatırıma Büyükşehir’in gücü yetmiyorsa, bunu devlet yapsın. Artık İzmit Körfezi’nin o en güzel yerinde MKE hurdalığı durabilir mi?..Bu şehir için, İzmit Körfezi için  o Seymen sahilindeki hurdalığı  kaldırmak para ile ölçülmemeli. MKE, protokol iptal edildikten sonra, Seymen sahiline daha fazla yerleşiyor. Yazık, devlete olukla para akıtan bu kent, Seymen’den o hurdalığı kaldıramıyor. 

*Kılıçdaroğlu neden sertleşti 
Türkiye siyasetindeki sert üslubu, siyasetçilerin birbirine sürekli hakaret etmesi, bağırıp çağırması, hep benim içimi sıkmıştır. Türkiye zaten gergin, toplum bölünmüş.. Siyasi liderler birbirlerine hakaret ettikçe bu bölünmüşlük de keskinleşiyor. Kutuplaşma artıyor.
Aslında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, üslük değiştirmişti. Hem 7 Haziran, hem 1 Kasım seçimleri öncesinde özellikle Cumhurbaşkanı’na yönelik eleştirilerini askıya almıştı. Kılıçdaroğlu, seçim meydanlarında halka vaatlerini, projelerini anlatmayı tercih etmişti.
Şimdi, özellikle 35 nci kurultayla birlikte, CHP Genel Başkanı’nın üslubunun değiştiğini, Cumhurbaşkanı’na yönelik çok sert eleştiriler, hatta hakaretler kullandığını görüyoruz.
Elbette hoş değil. Siyasette hakaret hiçbir düzeyde hoş değil. Hele hele demokratik ülkelerde Cumhurbaşkanlığı makamının kesinlikle ayrı tutulması, sevgiyle korunması gerekir. AK Partililer, iktidara yakın medya, Kılıçdaroğlu’nu yerden yere vuruyorlar. Cumhurbaşkanı tazminat davası açtı, savcılar Kılıçdaroğlu için soruşturma başlattı. 
İyi de  işin bu  raddeye gelmesinde sadece Kılıçdaroğlu’nu suçlayıp, kınayarak vicdanımızı rahat tutabilir miyiz?.. Önce Cumhurbaşkanı’nın üslubuna dikkat etmesi, hala yürürlükte olan Anayasa’ya uygun biçimde tarafsızlığını en azından üslubunda koruması gerekmez mi.?.
Kılıçdaroğlu, üslubunu değiştirmişti. Cumhurbaşkanı’na yönelik ağır eleştirilerde bulunmuyordu. Seçim meydanlarında bile buna dikkat etmişti. Ama Sayın Cumhurbaşkanı’nın muhalefete yönelik üslubu hiç değişmedi. Kılıçdaroğlu da, partisinden ve muhalif kamuoyundan gelen baskılar karşısında üslubunu değiştirdi. Türkiye siyasetindeki bütün çirkinlikleri CHP Genel Başkanına yüklemek çok haklı olmasa gerektir.

*Emekli maaşımın bir kısmı neden bankada kalsın 
Söylemesi ayıp.. 1999 yılından beri emekli statüsündeyim. Hiç unutmam..  17 Ağustos 1999 büyük deprem felaketinden 2 gün sonraydı. Ben emekli maaşımı Vakıfbank’tan alıyorum.. Her ayın 19’undu. Depremden 2 gün sonra-emekli olalı daha birkaç ay olmuş- İzmit sokakları bomboşken, elimde banka kartımda Vakıfbank’ın ATM’sine yönelmiştim. Banka makinasının bana maaşı ödeyeceği konusunda en küçük bir umudum yoktu. Ama, makine çalıştı, bana şakır yakır emekli maaşımı verdi. Hayatımda, cebime giren paraya bu kadar sevindiğimi hiç hatırlamam.
Sırf bu olay nedeniyle,  emeklilere maaş aldığı bankayı değiştirme hakkı tanınınca, hatta  bankalar “Emekli maaşını bana getir, sana altın vereyim” kampanyası başlattığında, çevremdeki baskılara rağmen  “Benim deprem döneminden Vakıfbank’a vefa borcum var. Değiştirmem” dedim ve kaldım.
Tam kaç para emekli maaşı aldığımı emin olun bilmiyorum. Sürekli ilaç kullanıyorum, kesintileri falan oluyor. Geçen aralık ayında,  emekli maaşı olarak 1.600 TL civarında para almıştım. Yıllardır, maaş çekmek için ATM’ye de gitmiyorum. Ya arkadaşlarıma, ya oğullarıma ATM kartını veriyor, maaşımı çektiriyorum. Zaten Vakıfbank hesabınıza girilip maaş çekildiğinde cep telefonuna hemen “Hesabınızdan şu kadar para çekildi. Sizin haberiniz yoksa, bilgilendirin” diye mesajda atıyor. 
Bu ay, emekli maaşıma-Allah devlete zeval vermesin- 200 TL kadar zam gelmiş. Bankadaki hesapta  1.789 TL para yatmış.  Maaşımı çekmesi için kartı oğluma vermiştim. Bana 1.500 TL getirdi. Paranın üstü bankada kalmış. Çünkü Vakıfbank ATM’lerinden 24 saat içinde en fazla 1500 TL çekebiliyorsunuz.  Zam öncesi hesapta 80-90 TL kalıyordu. Bu parayı da cebimdeki para tamamen bitince çekip kullanıyorum. Ama şimdi hesapta 280 TL civarında para kaldı. Vakıfbank’ın artan emekli maaşlarını dikkate alarak ATM’den para çekme limitlerini yükseltmesi lazım. Emekli maaşını iki taksitte ATM’den çekmek zorunda kalmak vatandaşa gereksiz eziyet değil mi? 

*Dün sabah (-7)’yi gördüm 
Sabahları erken kalkıyorum. Geceleri en geç saat 22.00 sıralarında uykum geliyor. Başımı yastığa koyunca rahat uyuyorum.  6-7 saat uyku da yetiyor. Sabahları 05.00 gibi uyanıyor,  kendime bir makine kahvesi hazırlayıp, televizyonda günün ilk haberlerine bakıyorum. 
Saat 07.00 gibi de evden çıkıyorum. Dün sabah,  İzmit’te yine kar yoktu. Ama arabalar donmuştu. Yerler takır takır buz olmuştu.  Eskiden daha az soğuklarda bile yerli arabaların kapıları açılmaz, hadi arabanın kapısı açılsa, motoru çalışmazdı.  Sevgili arkadaşım, rahmetli Akücü Nusret’i(Uğur) kış sabahlarının köründe insanlar çok uyandırmıştı. 
Neyse, arabanın kapısı açıldı. Motor da çalıştı. Ama her yer buz. Eritmeye çalışıyorum ama, donuyorum. Arabanın ekranında sıcaklığın (-7) derece yazdığını gördüm. 3-4 yıl önce bu mevsimde,  eşimle birlikte, askerdeki oğlumuzu ziyaret için Kars’a gitmiştik. Kaldığımız otelin kapı girişinde kocaman bir termometre totemi vardı. Işıklı tabelasında (- 30)’a yakın bir sıcaklık gözüküyordu da, önünde fotoğraf çekmiştik. Ama Kars’ta o  (-30) civarındaki soğukta dün sabahki kadar üşüdüğümü hatırlamıyorum. Bizim burada (-7) Kars’taki (-30)’dan daha fazla üşütüyor. Yaklaşık 10 dakika arabayı ısıtıp, camlardaki buzları eritmek için bekledim. İzmit’te dün sabahki kadar üşüdüğümü hiç hatırlamıyorum. Hastalanıp, yatmak gibi bir lüksümüz yok. Sabah işe gelince, hemen koruyucu ilaçlarla takviye yapmak zorunluluğu hissettim. Ama kar yağsın bir şey değil. O kuru soğuk, don çok daha büyük sorun.                 
Bu yazı toplam 523 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum