• BIST 83.048
  • Altın 146,881
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • Kocaeli -6 °C

Dünyanın en güzel şehrinde yaklaşan ‘Bahar’ın ayak izleri

İsmet ÇİĞİT
Bu mesleğe girdikten 40 yıl sonra, ilk defa bu yılın başından itibaren pazar günleri çok zorunlu olmadıkça işe gitmemeyi başarabildim. Pazartesi günkü gazetede çıkan yazılarımı bir gün önceden yazıyorum. Pazar günü, evde aile fertleri ile kahvaltı sofrasına oturuyoruz. Pazar kahvaltısının spesiyallerini-evde en erken kalkan ben olduğum için- kendim hazırlıyorum. 
Kahvaltı bitince, ekstra bir çay koyuyorum. Sigaramı yakıyor;  gazetelere gömülüyorum. Pazar sabahları kahvaltı sonrası, Hürriyet’te Ahmet Hakan, Ertuğrul Özkök ve ilavesinde Ayşe Arman okumaya bayılıyorum. 
Sizi de şu anda, Pazar sabahı ailece kahvaltınızı bitirmiş, ekstra çayı yudumlarken hayal ediyorum. Yaslanın arkanıza.. Bu sabah size biraz bu şehri gezdireceğim. 

ÇARŞAMBA GÜNÜ BAHARI GÖRDÜM

2016’ya girdiğimizden beri çok soğuk günler gördük. Büyük olasılıkla, bugün de hava kapalı, yağışlı ve soğuk. Önümüzde hala soğuk günler var. Ama bu ay,  havaya, toprağa, suya cemreler düşmeye başlayacak. Bakın, 21 Aralık’tan beri günler uzamaya başladı. Gelecek ay, saatleri tekrar geriye alacağız. 21 Mart’ta gece gündüz eşitlenecek, Allah sağlık ve ömür verirse, bir kez daha bahara erişeceğiz. 
Geçen Çarşamba (3 Şubat)  yaklaşan yeni bir bahar mevsiminin aslında ilk izlerini, ilk ışıltılarını yaşadım. Bugün size bunu anlatmak istiyorum. Çarşamba günü öğlen saatlerinde gazetedeki işimi bitirdim. Arabama bindim. Pırıl pırıl bir hava var. Arabanın gösterge panosunda,  dışarıdaki ısının 25 derece olduğu görülüyor. 
Çok sevdiğim, birlikte olmaktan hep keyif aldığım, üstelik fiilen emekli oldukları için her teklife açık olacaklarını bildiğim üç dostumu (aslında hepsi ağabeyim sayılır) aradım. Fikret Efe’yi Kozluk’taki evinden, Hazım Özbay’ı Bahçecik’ten, Nazif Çanakçılı’yı Değirmendere’den topladım. Şubat ayının ilk günlerinde böylesine bir bahar havası.. Kaçırmamak gerekir diye düşündüm. Daha önümüzde kaç bahar var, bilemeyiz ki.. 

TÜPRAŞ’A NAZARIMIZ DEĞDİ 
Aslında bir ara, “İstanbul Veliefendi’ye at yarışına mı gitsek” fikri şöyle bir dolaştı. Ben İstanbul’a araba kullanamayacağımı söyleyip, itiraz ettim. Rotayı doğrudan Karamürsel’e çevirdim. Tabii Karamürsel’e gideceğiz de, hiç çıkmadan D-130’dan gideceğiz diye bir kural yok. 
Değirmendere’ye Yüzbaşılar’dan girdim. Hava pırıl pırıl, Çok hafif, meltem seviyesinde esen Lodos var. Lodos böyle estiğinde, İzmit Körfezi  üzerindeki havayı temizler., Deniz masmavi, dümdüz. Karşı sahil, sanki elinizi uzatsanız dokunacakmışsınız gibi yakın gözüküyor. 
Gözümüz Tüpraş’a takıldı. Çok yakın, çok güzel gözüküyordu. Bunu konuştuk. Günün bitiminde Karamürsel’den dönerken, Tüpraş’a yangın çıkmıştı. Nazarımız değdi diye üzüldüm.
Değirmendere’ye Yüzbaşılar’dan,  Migros yanından inip,  Donanma kapısından batıya dönerek girdik, Kuruçeşme’den, Değirmendere Kültür Merkezi binasının yanından çıktık.
Çok güzel Değirmendere. Çok kalabalık. Arka taraftaki caddelerde trafiği, neredeyse İzmit şehir merkezi kadar karışık. Yaklaşan ‘Bahar’ın ilk işaretlerini Değirmendere sahilinde içime çektim. 
HALIDERE-ULAŞLI-EREĞLİ
Değirmendere’nin sonundan, D-130’a tekrar çıktı. Arabada 4 kişiyiz.  Radyoda haber kanalı açık; Başbakan AK Parti İl Başkanları toplantısında konuşuyor. Terörden, Suriyeli mültecilerden söz ediyor. Bugün, bu havada hiçbir şeyle moralimizi bozmayacağız. Sağımızda deniz, sol tarafımızda yemyeşil ormanlar. 
Halıdere sahiline, en doğudan girdim. Kimseler yok Halıdere’de. Hani içimizde mayo olsa, çek kenara arabayı,  gir denize. Pırıl pırıl gözüküyor İzmit Körfezi.. Akdeniz’deki Mavi Yolculuk” falan ballandırılarak anlatılır ya.. Bizim körfez o gün daha maviydi. Halıdere’nin haline üzüldüm. 17 Ağustos 1999 öncesi en azından yaz aylarında adım atamayacağınız kadar kalabalık olan Halıdere’nin batı ucundan, neredeyse sahilde bir kişi bile olmadan çıkıyoruz. 
Şimdiki hedef, Ulaşlı.. Birkaç gün önce çıkan yangında kül olan Kadir’in Yeri’nin önünden geçtik. Ulaşlı sahiline de en doğudan girdim. Askeri kampın yanından sahile indim. Ulaşlı da sessiz, tenha.. Erik ağaçları, eminim 2-3 haftaya çiçek açacak.  Tablo çok daha güzel olacak. Ulaşlı’nın da öbür ucundan çıktık. 
Ereğli’ye yine en doğudan giriş yaptık. Meyve bahçelei arasından.  Sahilde, ahşap tarihi evlerin önünden geçiyoruz. Hadi Değirmendere kendini kurtarmış. Ama şu Halıdere-Ulaşlı-Karamürsel.. Bu kadar güzel coğrafyadaki böylesine tarihi yerleşim alanları nasıl bu kadar atıl kalabilir. Bırakın İzmit’e turist çekmeyi. Şu üç belde elden geçse, yılın en az 6 ayı, Bodrum’u, Marmaris’i, Çeşme’yi çatlatır. Türkiye buraya akar. Antalya’yı boykot eden Ruslar, Antalya’yı aşırı sıcak bulan Avrupalılar buraya akın eder. 
Ama kimin umurunda?.. Ereğli, balıkçı köyü. Zaman balık zamanı. Bu nedenle, Ereğli; Ulaşlı ve Halıdere’ye nazaran daha hareketliydi. Balıkçılar dönmüş, teknelerini , ağlarını temizliyor. Dümdüz kumsal. Doğal plaj. Deniz tertemiz.  Tepeköy yakınlarından, beldenin en doğusundan tekrar D-130’a çıktık. 

COŞKUN İYİ Kİ VAR 
Artık karnımız aç. Yaklaşan ‘Bahar’ın ilk izlerini taşıyan berrak, pırıl pırıl hava, denizin o dingin maviliği karnımızı acıktırmış. Arabayı Karamürsel girişindeki Coşkun Balık’a çektim. Coşkun Balık’ı çocukluğumdan beri bilirim.  Ben yaşlarda dükkanda aşçı yardımcısı olarak çalışan usta, şimdi Coşkun’un başaşçısı. Benim çocukluğumda  komi olanlar şimdi Şef Garson.. Mekanda kimseler yok. Karamürsel Plajına bakan sahip tarafındaki masaya gitmeden önce, Coşkun’un bana hep muhteşem gelen vitrinini inceliyoruz. 
Ben Coşkun’da balık seçmem. Bilirler, “Dil şiş” yerim. Izgarada. Yine de vitrini inceliyoruz. Birer midye dolma; küçük meze tabaklarına çiroz, ahtapot, karides. Biraz kalamata zeytin. Siparişleri verdik. Ustam, “İsmet Abi’ye dil şiş hazırlayacağız” dedi. Vitrinde üç-beş tane hakiki Uskumru var. Diğer arkadaşlar Çinakop’a yönelmişken, racon kestim. Çinakop tüketilmesine kesinlikle karşıyım. Herkes çinakop yedi, denizde Lüfer kalmadı. “Burada Uskumru var. Bulmuşken Uskumru yiyin” dedim. Kabul ettiler. 
Saat 13.00 sıraları. Yaklaşım 2 saat oturduk.  Karamürsel plajında 4-5 tane genç denize giriyorlar.(Tarih 3 Şubat) . İşte dedim, “Dünyanın en güzel kentine yeni bir Bahar yaklaşıyor. Bütün izlerini en güzel şekilde görebiliyoruz.”
Çok keyifliydi geçen Çarşamba.. Bahar geldiğinde, bir boş gününüzde Kerpe’yi, bir boş gününüzde Karamürsel’i bana inanan herkese hararetle tavsiye ederim.  Kerpe’de Karagöz, Karamürsel’de Coşkun.. 
Kaç bahar kaldı önümüzde sevgili dostlar.. Bulmuşuz böyle güzel bir kenti, şu önümüzdeki Bahar’ı dolu dolu yaşayalım. Bırakın AVM’lere sıkışık kalmayı. Bırakın 5 bin kişilik köftecide kuyruğa girip masanın boşalmasını beklemeyi. Çok güzel bir şehirde yaşıyoruz. Değerlendiremiyor, işleyemiyor olmamıza rağmen çok güzel bir şehirde. Tadını çıkartalım. 

*Karga nüfusu da hızlı artıyor
Uzun zaman oldu. Akşam saatlerinde şehir merkezine inmiyordum. Geçen hafta salı akşamı, bizim aylık olağan “Kızılderili Çetesi” buluşması için iş bitimi şehir merkezine gittim. Buluşma, Mustafa Usta’nın “Yeraltı Kebapçısı”nda.  Arabamı, Cumhuriyet Caddesi’nde ikinci geçit yakınlarında boş bulduğum bir yere bıraktım. 
Gırgır şamada, saat 21.30 gibi bizim toplantı bitti. Arabamı alıp, eve döneceğim.. Ama arabanın beyaz rengi kaybolmuş. Her yeri, karga pisliğine bulaşmış. Zaten Yürüyüş Yolu’nu geçip, arabaya varana kadar da başıma, omuzuma, iki karga bombası yedim. Bu pislik, bana ertesi gün, üç kupon fazladan Süper Lota almaya maloldu.
Anladım ki, İzmit’te sadece insan nüfus hızla artmıyor. Karga nüfusunda da müthiş bir artış var. Sağolsun, Halil Vehbi Yenice başkanlığı döneminde bu karga çilesiyle çok uğraşmıştı. Yenice kargalarla başa çıkamadı. Şimdilerde zaten bir mücadele de yok.
Elbette, “Bu kargalar başımıza ediyor” diye kızıp,  onların itlafını isteyecek halimiz yok. Zaten yakındır, bahar yüzünü göstersin birkaç aylığına İzmit’ten kaçıp, Kartepe, Başiskele bölgelerine gidiyorlar. Ama geçen salı çok net biçimde gördüm, anladım.. Her gelen kış mevsiminde İzmit’teki karga nüfusu da biraz daha yükseliyor. Bu nedenle olsa gerek, bu şehirde son zamanlarda en çok “Araba yıkama” işyeri açılıyor.

*Ne olur, seneye biz alalım
Yahya Kaptan’daki Şehit Polis Recep Topaloğlu Spor Salonu açıldığından buyana, bu kentin yıllardır özlem duyduğu salon sporlarında ilimize büyük bir organizasyonun alınması için çırpınıp duruyorum. Eski Valilere, Büyükşehir Belediyesi, İzmit Belediyesi Başkanlarına yalvardım. Hiç kimseye istemeden, talep etmeden bir şey vermezler. Bu şehre basketbol veya voleybol süper liginde takım kazandıramıyoruz. Bari büyük bir turnuvanın evsahipliğine talip olalım. 
Eskiden Spor Salonumuz yoktu. Büyük organizasyona gelecek takımlar için otelimiz yoktu. Artık hepsi var. Yahya Kaptan’daki spor salonunda ulusal veya uluslararası büyük turnuvalar yapılabilir. Halen Türkiye’deki en yeni, en modern salon budur.
En uygun ve en kolay talip olunacak organizasyon, Basketbol Türkiye Kupası finalleridir. Yapılması gereken tek iş, ilimiz yetkililerinin Basketbol Federasyonu nezdinde talepte bulunmalıdır. Salonumuzu anlatacağız, bu kentin imkanlarını, bu kentte basketbola duyulan özlemi anlatacağız. Eminim,  bu şehre verirler. 
Basketbol Türkiye Kupası’nın bu yılki çeyrek final-yarı final-final maçları 17-21 Şubat tarihlerinde Bursa’da düzenlenecek. Biz istesek, biraz asılsak, biz alabilirdik. Bu yılki Kupa finalinde, geçen sezon ligi ilk 8 sırada bitiren takımlar mücadele edecekler. 17 Şubat günü Bursa’da Karşıyaka-Anadolu Efes, Fenerbahçe-Büyükçekmece; Galatasaray-Banvit; Darüşşafaka-Trabzonspo maçları var. Biraz basketbolla ilgilenen herkes, bu maçları müthiş maçlar olacağını tahmin edebilir. 
İzmit’in böyle bir şölene ihtiyacı var. İzmit’in böyle bir şölen için her türlü imkanı var. Tek gereken istemek. Bu yılı da kaçırdık. Şimdiden gelecek yılın Basketbol Türkiye Kupası finallerine talip olmalıyız. Böyle bir organizasyon İzmit’e gelsin, eminim Spor Salonu tıklım tıklım dolacaktır. Bu spor salonunu seçimlerde Seçim Kurulu kullansın, Belediyeler bol bol Mehteran gösterisi, semazen gösterisi düzenlesin diye mi yaptırdık. Bize 2017’de Üniversite Oyunları sözü verilmişti. Üniversite Oyunlarını alamadık, bari gelecek yıl şubat ayında şu Basketbol Türkiye Kupası finallerini alalım.
*Okullar yarın sabaha hazır mı?
İki haftalık yarı yıl tatili bitti. Anaokulu, ilkokul, ortaokul, liseler yarın sabah yeniden eğitime başlıyor. KOÜ’de tatil bir hafta daha devam edecek. 
İki haftalık tatilde, acaba  okul binalarında ilaçlama, genel temizlik yapıldı mı?.. Meak ediyorum. 
Havalar hala soğuk. Yarın sabah çocuklar okullara geldiğinde, kaloriferler yanacak mı?.. İki haftalık tatilde sistemler arıza yapabilir.. Okul müdürlerinin, yetkililerin bugün okul binalarına gidip şöyle bir kolaçan etmesinde yayar vardır diye düşünüyorum. Özellikle anaokulları, ilkokul binalarında yarın sabah kaloriferler yanıyor olmalı. Hatta  gidip  kaloriferleri bugünden yakmak, iki haftalık boşlukta soğuyan duvarları bir gece ısıtmak güzel olmaz mı?.. 

*Büyük insan olmak, büyük futbolcu olmak 
Cuma akşamı evde Antalya-F.Bahçe maçını izliyorum. Maç fazlasıyla ligde lider durumda bulunan, üstelik haftalardır çok iyi futbol oynamasa da bütün maçlarından galip ayrılan F.Bahçe maçın favorisi. 
Antalyaspor ise, son haftalarda hep kaybediyordu. Antrenörü hafta içinde beyin kanamışı geçirmiş, hastanede yatıyordu. Maç dengeli başladı. Antalyaspor’un herşeyi, dünyaca ünlü futbolcu Eto’o, takımını saha içinde yönetiyordu. 40 ncı dakikada Eto’o mükemmel bir de gol attı.
İkinci yarıda, Antalyaspor, F.Bahçe’yi sahadan sildi. Eto’o ve arkadaşları 3-0 öne geçtiler. Yaşı 35’i bulan Eto’o çok çalışmış, çok yorulmuştu. Sahada sadece takımın golcüsü, yıldızı, kaptanı değildi. Aynı zamanda, takımın Teknik Direktörü de Eto’o’ydu. Son yarım saate girilirken, kendisinin çok yorulduğunu, artık takıma faydalı olamayacağını hissetti. Kenara işaret etti, kendi kendisini değiştirdi. 
Eto’o, o haliyle saha içinde kalmaya devam etse, kimse O’na bir şey diyemezdi. Ama o, büyük futbolcu olmanın yanında önemli bir insandı. Yorulunca kendini çıkarttı, takımına taze kuvvet kazandırdı. Antalya Fener’i 4-2 yenerken, Türkiye çok büyük bir dünya yıldızından dersler almanın da keyfini çıkartıyordu.
Bu yazı toplam 476 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37