• BIST 74.462
  • Altın 132,735
  • Dolar 3,5172
  • Euro 3,7848
  • Kocaeli -1 °C

DÜRÜST OLANA “ENAYİ” DİYORLAR…

Sevcan TAMER

    Sevgili  dostlar, söylerken  bile  rahatsız  olduğumuz  bu  durum  çok  bariz  bir  biçimde  gerçek  ne  yazık ki.. Bunca  kana,  gözyaşına,  ülkemizin  içinde  bulunduğu  tehlikeli  ve  tehditlerle  dolu  ortamına  rağmen  birbirimizi  sevemiyoruz..Doğruluğu  ve  dürüst  yaşamı  istemiyoruz.. Ve,  öyle  bir  toplumda  yaşıyoruz ki,  eğer  dürüstsen,  doğruları  söylüyorsan,  birilerinin  ardından  etek  öpmüyor  alkış  tutmuyorsan  sen  bir  numaralı  enayisin..Hatta  aptal, iş  bilmez, beyinsiz,  doğrucu  Mahmut  gibi  isimlerle de  anılabilirsin  o  guruplar  arasında..Yalan  söyleyemiyor,  doğrularla  yaşıyorsan  seni  sevmezler..Toplumun  her  kesiminde  yalnız  kalırsın..Beraberken  doğrunun  yanındaymış  gibi  görünen  ve  senin  dostun  zannettiklerin,  öyle  bir  zamanda  yalnız  bırakı verir ki  seni..Doğru  söylemenin  bedelini  hayal  kırıklıklarıyla  ödersin..Ne  tuhaf  şey  değil mi.?  Yalan,  riya  ödüllendirilirken   dürüstlük  ve  erdem  ayaklar  altına  alınıp,  yok  ediliyor..
Bu  mevzuu  daha  geniş  tartışmak  istiyorum  sizlerle  ancak,  önce  çok  hoşuma  giderek  okuduğum  bir  kıssadan hisseyi  yazmak  istiyorum  değerli  okurlarıma..  Hikaye  Erzurum’da   yaşanıyor..
     Erzurum’da  bir  adamın  100  koyunu  varmış.. Koyunları  kış  aylarında  bakması  için  pazarlıkla bir  çobana  bırakmış.. Çobana  koyunlarına  iyi  bakması  karşılığında  iyi de  para  vaat etmiş..
Adamcağız  kış  boyunca  koyunlarını  düşünüp  “bazıları  ikiz  doğurur  ilkbaharda  en  az  200  koyun  teslim  alırım”  diye  hayale  dalmış..Böylece  aylar  geçmiş,  ilkbahar  gelmiş..Adam  sevinç,  heyecan  ve  ümit  ile  çobanın  köyünün  yolunu  tutmuş..Nihayet  çobanın  evinin  önüne  gelmiş..Çoban  evin  yan  bahçesinde  bir  koyun  postuyla  uğraşmaktaymış..

    Adam “ Selamünaleyküm  çoban”  demiş.. Çoban  biraz  tedirgin  cevap  vermiş. “ Eleyköme  selem,  benim  beğim,  sen  sefa  gelmişsen,  gözümün  üstüne  gelmişsen..Adam “  benim  koyunlardan  ne  haber”  diyerek  esas  konuya  girmiş..Açıkgöz  çoban  dersini  iyi  çalışmış,  dürüstlüğüyse  yeryüzünden  silercesine  önceden  hazırladığı  senaryoyu  oynamaya  başlamış..

  “Beğ  efendi” diye  söze  başlamış.. “ Gök  patladi,  yüz  koyundan  doksani  çatladi”..Adam  duyduklarına  inanamamış.. “ Ne  dedin  ulan  sen,  ne  dedin.? Çoban  gayet  sakin  hesabı  sürdürmüş.. “ Vallahi  beğim  dediğim  gibi..Gök  patladi,  doksan  koyun  çatladi..Sonra  beğim..Beşini  verdim  kasaba..Eh  sen  beysin,  üçünü de  sayma  hesaba.. Allah  sana  uzun  ömürler  versin,  daha  dün  gece  geberdi  koyunlardan  birisi.. Aha  önümde,  yüz  koyundan  geri  kalan  bir  tanesinin  derisi”..  Adam  şaşırmış.. Çıldıracak  gibi  olmuş..Ne  umarken  ne  bulmuş..Çobanı  boğmamak  için  kendisini  zor  tutmaktaymış..Sağa  sola  bakınmaya,  çobanı  dövmek  için  sopa  aramaya  başlamış..Bu  sırada  köşedeki  masanın  üzerinde  duran  bir  kase  yoğurt  gözüne  ilişmiş..Adam  o  öfkeyle  masadaki  yoğurt  çanağını  kaptığı  gibi  çobanın  kafasına  geçirmiş..Çobanın  suratını  düşünün  işte..Yüzü,  gözü,  saçı, başı, kaşı ve  bütün  yüzü  bembeyaz..  Yoğurda  bulanmış..Çoban  ise  her zamanki  gibi  sakin..Sanki  hiç  bir  şey  olmamış..Tam  aksine  adeta  mutlu.. Ve  insanı  deli  eden  yüzsüzlüğü   içinde  ellerini  semaya   kaldırıp  Allah’a   şükretmeye   başlamış.. Ağzından  çıkan  şükür  sözcükleri  nasılmış  biliyor  musunuz.?    -“ Sana  şükürler  olsun  yüce  Rabbim..  Alnımın  akıyla  yüz  koyunun  hesabını  vermişem.”
Tamam  bu  ders  verici  yöresel  bir  hikaye  belki,  ama  hakikaten  ders  veriyor..Yüzsüz  insanların  nasıl  pişkinleştiğini,  vurdumduymaz  olduğunu   gündeme  getiriyor..İşin  düşündürücü  tarafı,  bu  insanların  kendilerini  çok  akıllı  ve  uyanık  olarak  görmeleri..Ve  bu  huylarından  doları  ayrıcalıklı  olduklarını  sanmaları..Daha da  kötüsü,  bu  türlerin  ülkemizde  büyük  çoğunluk  olması  ve  her  gün  yenilerinin  filizlenmesiyle   çevremizi  ahtapotun  kolları  gibi  sarması..
     Evet,  en  başta da  üzülerek   söylediğim  gibi,  dürüstlüğün  ve  doğruluğun  artık  prim  yapmadığı  bir  dünyada  yaşıyor  olmadığımız..Doğruluğun  erdem  sayıldığı  güzel  günler  gerilerde  kaldı..Artık  uyanık  çobanlarla  dolu  etrafımız..Herkes  herkesi  kandırıyor,  dahası  kimse  kimseye  inanmıyor..  Hep  şüphe  var  arkadaşlıkların  arasında..Yalan,  dolan  kol  geziyor  aramızda..İnsanlar  kendilerini  yalan  söylemeye  mecbur  hissediyorlar  adeta..Bakınız   yalanın  olmadığı   bir  dünyada,  övgü  yok.. Dalkavukluk   yok. El,  etek  öpme  mecburiyeti  yok.. Ya  reklam,  kendini  beğendirme  telaşı  ve  ihtiyacı  var mı.?  Yoook..  Asla   Yok.. Çünkü  zamanımızın  sıkça  esen  yalan  rüzgarlarına  kapılmış  ve  kendisinden  başka  hiç  bir  değeri  kafasına  takmayan  yapmacık  insanlara  has  bir  yaşam  tarzıdır  bu.. Sadece  onlar  için  geçerli..Kendisini  kandıran  ve  bir  gün  mutlaka  doğruyu  görecek  bu  insanların   geçici  hırsı  ve  çıkar  seçeneği..Aslında  hiç  bir  zaman  karşılarındakini  kandıramıyorlar.. Kandırdıkları  sadece  ve  sadece  kendileri..     

Bu yazı toplam 1259 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 3
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    • Heyecan verici bir proje
    • Zaman Geçiyor, Büyüyoruz
    • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
    1/20
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37