1. YAZARLAR

  2. İbrahim ELGİN

  3. Ecdadımız işte böyleydi
İbrahim ELGİN

İbrahim ELGİN

Yazarın Tüm Yazıları >

Ecdadımız işte böyleydi

A+A-
Osmanlı devletinin altı yüz senelik dünya hakimiyeti hiç tesadüfi değildi. Çünkü bilimde, kültürde ve sanatta çok ileri seviyedeydiler. Ecdadımızın bize miras bıraktığı bu değerlerin kıymetini bizler bilemediğimiz için diğer dünya ülkeleri bilime,teknolojiye,kültüre ve sanata sarılıp kalkındılar ve ilerlediler.Bizler ise yıllarımızı laiklik,irtica,başörtüsü konularıyla uğraşarak heba ettik. Hala bu durumdan pek de ders almışa benzemiyoruz.Bugün de eski problemlerin yerine başka problemlerle bizleri oyalamaya çalışıyorlar.Osmanlıyı da zaten dışarıdan savaşlarla çok uğraştılar ama yıkamadılar.En sonunda içten yıktılar.Bugün aynısını bize uygulamaya çalışıyorlar.Ama bunda da Allahın izniyle başarılı olamayacaklar. Bakın o zamanın yöneticileri yani padişahların birçoğu çok zeki ve dahi insanlardı. Karşısındaki insanlara veya devlet adamlarına her an ders verecek vaziyette hem sözleri hem cevapları olurdu. Gelin isterseniz Osmanlı yöneticilerinin bu dahilik ve zekiliklerinden birkaç örnek aktaralım. 

Osmanlı zamanının meşhurlarından incili çavuş elçi olarak Fransa kralına gönderildiğinde elbisesinin bazı yerlerinde yırtıklar ve yama varmış. Fransa kralı karşısında hırpani kılıklı elçiyi  görünce birazda aşağılayarak “bana senden başka gönderecek adam bulamadılar mı?” Diye sormuş. İncili çavuş bu lafın arkasından hemen cevabı yapıştırıvermiş. “Osmanlılar adama göre adam gönderirler. Beni de sana göndermelerinin hikmeti de bu olsa gerek demiş. 

Yavuz Sultan Selim birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı yeri gizli tutarmış. Yine birgün bir sefer hazırlığında vezirlerinden biri Yavuz’a ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca Yavuz da ona “sen sır saklamayı bilir misin?” diye sormuş. Vezir “evet hünkarım bilirim.” Dediğinde  Yavuz da arkasından hemen cevabı yapıştırmış. “iyi o zaman bende sır saklamayı iyi bilirim” demiş. 

Yine Yavuz Sultan Selim’e İran şahı İsmail içi kıymetli mücevherlerle dolu süslü bir sandık hediye gönderir. Sandığın İçine de çeşit çeşit değerli taşlar, kıymetli atlas halılar, kadife kumaşlar konur. Fakat sandık açıldığında içinden etrafa pis bir koku yayılır. Herkes burnunu tıkar. Neyse o mücevherlerin altından birde bakarlar ki hayvan pisliği çıkar. Osmanlıya büyük bir hakarettir bu. Cihan padişahı hemen emir verir. Avanesini toplar ve onlara derki “hemen bunlara ince bir şekilde cevap vermemiz gerekir.”  Günlerce düşünüldükten sonra cihan padişahı çözümü yine kendisi bulur. Aynı şekilde bir sandık hazırlatılır. İçine çok değerli mücevherler, kumaşlar, ve halılar konur. Bu kıymetli eşyaların en altına da o zaman İstanbul’da  imal edilen meşhur lokumlardan bir kutu lokum konur. Lokum kutusunun en altına da Yavuz kendi el yazısıyla bir satır yazı yazar ve Şah İsmail’e gönderir. Şah sandığı açar ve  bir bakar ki içinde değerli kumaşlar, halılar ve değerli taşlar ,en altında da bir kutu lokum. Önce buna bir anlam veremez. İçinden derki yahu biz adama hayvan pisliği gönderiyoruz. O bize lokum gönderiyor . Bunun hikmeti nedir acaba diye düşünür. Lokumların zehirsiz olduğunu anlamak için önce sandığı getiren elçiye yedirir. Bakar ki elçiye bir şey olmaz. Ardından lokumları avanesiyle beraber  yemeğe başlar. Kutudaki lokumlar bitince altında içinde birşeyler yazan bir kağıt çıkar ve merakla açar okur. Kağıtta aynen şu yazılıdır. Bizim Osmanlı’da adettir. “ Herkes yediğinden başkasına ikram eder.”İşte sana Osmanlının ince ve zarif cevabı.

Yine Osmanlı padişahlarından biri Merzifonlu olan veziri  memleketine giderken ona derki .Oğlum madem memleketin olan Merzifon’a gidiyorsun.Sizin oranın eşekleri meşhurdur.Çok iyi yük çeker ve uysaldırlar.Gelirken bize iki tane getirde sarayda kullanalım der. Vezir memleketine gider. Fakat dönüşünde ısmarlanan eşekleri almayı unutur. Eyvah ben şimdi ne yapıcam padişaha ne cevap vericem diye üzülür. Tabii Padişah birgün veziri yanına çağırır. Huzura girince unuttuğunu çaktırmadan söylemek için  “eyvahlar olsun Padişahım kusura bakmayın ama sizi görünce eşekler aklıma geldi der”. Padişah vezirin bu sözünden  sonra önce biraz bozulur. Ama ince bir cevapla hemen işi kurtarır.  “Olsun vezirim eşeklerin yerine sen geldin ya yeter” der. 

Ve yine padişahın birinin çok güzel koşan bir atı varmış. Bu atını da her yerde şöyle güzel koşuyor.Böyle şaha kalkıyor diye hep meth edermiş. Günlerden bir gün atını halkına göstermek için at yarışı düzenlenmesini söylemiş. Tellarlar dört bir yana haber salarlar ve at  yarışı düzenlenir. Yarış günü gelir çatar. Atlar yarışa başlar. Yarış başlar başlamasına da ne hikmetse Padişahın atı hep gerilerde kalır. Yarış neredeyse bitecek Padişahın atı yine geriler de koşarken Veziri padişaha dönerek “padişahım hani atınız çok güzel koşuyordu. Ne oldu?” deyince. Padişah hemen ince bir nüktedanlıkla“ama vezirim öyle deme şu mübarek ata bir bak. Bütün atları önüne katıp, onları nasıl koşturuyor” der.  

İşte buradan da anlaşılacağı üzere bu ince zekalılık, böyle güzel cevaplar verebilmek cahil ve sıradan insanların işi mi hiç. İşte Osmanlı böyle insanlarla altı yüz sene dünya hakimiyetini elinde bulundurdu. Herkese iyi pazarlar…
Bu yazı toplam 290 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.