1. HABERLER

  2. MEDYA

  3. Eğitim takvimini gözden geçirmeliyiz
Eğitim takvimini gözden geçirmeliyiz

Eğitim takvimini gözden geçirmeliyiz

Türkiye’nin eğitim sistemi hep tartışılmıştır.

A+A-

Bizim ilkokul öğrencisi olduğumuz yıllarda, “Kurbağanın anatomik yapısını öğrenmenin ne faydası olur?” tartışması vardı. Günümüzde okumayı yeni öğrenen çocuklara el yazısı mı öğretelim, düz yazı mı öğretelim tartışması yapılıyor.
Her yıl sınav sistemleri değişiyor. Her yıl müfredat değişiyor. Ders kitaplarının içeriği, seçmeli dersler değiştiriliyor. Aslında bu tartışmaların hepsi, göreceli konular. Size göre doğru, bana göre yanlış; bana göre doğru, size göre yanlış olabilir.

Bence, içinden geçtiğimiz kış koşullarını da dikkate alarak, önce eğitim sistemimizdeki takvimi gözden geçirmeliyiz. Türkiye’de koca bir yaz sezonu okullar kapalı. Çalışan anne ve babalar yaz aylarında tatil yapıyor ya, turizm sistemimiz yaz turizmi üzerine kurgulanmış ya. Bu nedenle, okullarımız da yazın tatil ediliyor. Bütün kış eğitim yapılıyor. Ara yıl tatilinin takvimi bile yanlış.

Oysa Türkiye’nin coğrafi gerçekleri var. Dün 22 vilayette bütün okullar, pek çok vilayette bazı ilçelerin okulları tatildi. Oysa orta öğretimden yükseköğretime geçiş, ilköğretimden ortaöğretime geçiş sınavlarında, Türkiye’nin 81 vilayetindeki bütün öğrenciler birbirleri ile yarışıyorlar. Kış aylarında bazı çocukların eğitimi aksıyor. Bazı bölgelerde kesintisiz eğitim devam ediyor. Bu başlı başına bir haksız rekabet unsuru değil mi?

Ülkemizde yaz aylarında eğitim olsa, okullar için ısınma sorunu olmaz. Hani “Enerji tasarrufu” için deniliyor ya, saatleri yazda bıraktık… Okulları yazın açık tutsak, çok daha fazla enerji tasarrufu elde edilebilir. Sıcak havalardaki eğitimde çocuklar hastalanmaz. Hasta çocuklardan, sağlam çocuklara mikrop geçmez.  Zırt pırt “Kar tatiline” gerek olmaz. Kuşkusuz bütün yaz mevsimi okullar açık olsun demiyorum. Ama şu takvimi yeniden belirleyip, kışın sert geçtiği aylarda okulların tatile çıkartıp, yazın büyük bölümünde eğitimi sürdürmek çok daha makul olabilir,
Kış koşullarında valiler, yöneticiler de zor durumda kalıyorlar. Okulları kar yüzünden tatil etseniz bir sorun; yerde kar-buz varken okulları açık tutsanız başka bir sorun. İki ucu pis bir değnek.

Kışın bir ay, yazın bir ay kesintisiz tatil olabilir. Geri kalan 10 aylık dönemde okullar için çok daha uygun bir eğitim takvimi hazırlanabilir. Türkiye’nin içinden geçtiğimiz bu ağır kış koşullarında bu konuyu masaya yatırıp, üzerinde düşünmesi gerekiyor.

Yerel-Sen biliyor: Grev olmaz
Hak-İş’e bağlı Hizmet-İş Sendikası, ilimizdeki belediyelerde yeni dönem toplu sözleşme pazarlıklarını sürdürüyor. Sendika masaya % 25 zam talebiyle oturdu.

Elbette hiçbir işveren, yüzde 25 zammı kabul etmeyecektir. Ama enflasyonun tırmanmaya başladığı, TL’nin hızla değer kaybettiği bir ortamda, çalışanların ücretlerine bir miktar zam yapılması da kaçınılmaz olsa gerektir.
Hizmet-İş Sendikası’nın muhatabı, görünüşte belediye başkanları değil. İlimizde yıllar önce Yerel-Sen isimli bir işveren sendikası kuruldu. Belediyeler ve belediyelere bağlı şirketlerle ilgili toplu sözleşme pazarlıklarını işçi sendikası Yerel-Sen ile götürüyor. Geçen gün Derince Belediyesi ile ilgili sözleşme pazarlığının yeni bir oturumu yapıldı. Sendika yüzde 25 zam talep etmişti. İşveren sendikası Derince işçisi için yeni dönemde “Sıfır zam” önerdi.
Nasıl ki işçi sendikasının yüzde 25’lik talebi çok mantıklı değilse, işveren sendikasının sıfır zam talebi de mantıksızdır ve uygulanabilir değildir. Hele hele Türkiye’nin çok önemli bir referandum ortamına girdiği dönemde, iktidar partisine bağlı belediyelerin işçilerini kırmak gibi bir düşüncesi olamaz.

Ama Yerel Sen en azından bu teklifi yapacak cüreti buluyor. Çünkü, işçinin grev yapmayacağını, yapamayacağını biliyor. Zaten, mucize olsa, örneğin Derince Belediyesi’nde işçinin kafası atsa da greve çıkıyoruz dese, bu grevin Derince’deki hayata en küçük bir etkisi olmayacaktır. Temizlik hizmeti özel, ulaşım özel, park bahçeler özel, su, elektrik işleri Belediye’de değil. Derince Belediyesi’nde toplu sözleşme kapsamındaki işçi sayısı 117. Herkes biliyor ki, ilçe belediyelerinde de, Büyükşehir Belediyesi’nde de greve başlansa, görünen bir etki olmayacaktır. Zaten bütün belediye hizmetleri, müteahhit kadrosundaki taşeron işçiler tarafından yapılıyor.

Bu nedenle,  sözüm ona toplu sözleşme pazarlıklarının aslında hiçbir geçerliliği, pratikte hiçbir anlamı yoktur. Sendika afaki zam ister, işveren sıfır zam teklif eder. Dostlar alışverişte görsün misali, yasal süre içinde sözüm ona pazarlık yapılır. Herkes, katıldığı her toplantı için ekstra bir ödeneği cebine koyar. Garibim işçiler de sanki birileri kendileri adına bir şeylerin pazarlığını yaptığını zanneder.

338’in altına inmez

Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek, ülkemizin yönetim tarzını tamamen değiştirecek Anayasa değişikliği teklifinin Meclis’teki görüşmelerine başlandı. İlk günün sonunda teklifin maddelerine geçilmesi konusundaki oylamanın sonucu önemliydi. Malum… Anayasa değişikliği teklifinin referanduma götürülebilmesi için, teklifin meclisten en az 330 oy alması gerekiyor.

AK Parti’nin Meclis Başkanı hariç 316 oyu var. Yani, AK Parti dışından en az 14 oy gerekiyordu. Maddelere geçilmesi oylamasında 338 kabul oyu çıktı. MHP’deki fire beklenen düzeyde değil. AK Parti’de zaten fire verilmesi mümkün değil.

Bu tablo açıkça gösteriyor ki, bu ay sonunda Anayasa değişikliği teklifi, 330’un üzerinde oyla Meclis’ten geçecek, Cumhurbaşkanı tarafından onaylanacak ve nisan ayı başında Türkiye referandum için sandık başına gidecektir. Referandumda ne çıkar, bunu şimdiden kestirmek zor. Ama Anayasa değişikliği konusunun Meclis’teki hiçbir oylamada 338’in altına ineceğini sanmıyorum. CHP haybeden bağırıp çağırıyor.

Cahit Sıtkı’dan “Kar ve Ben”

Aslında internetten “Kes kopyala, yapıştır” türünden yazıları her zaman reddetmişimdir. Yazılarımı dikkatle takip eden, pek çok konuda görüşlerini ifade eden ve bütün görüşlerine büyük saygı duyduğum, çok değer verdiğim bir okurum var.  Karlı günler için çok uygun bulduğunu söylediği Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Kar ve Ben” isimli şiirini tavsiye etti.

Buldum şiiri. Gerçekten içinden geçtiğimiz dönemin hava koşullarını da, hepimizin içinde bulunduğumuz ortalama ruh haline de çok uygun. Bu nedenle söz konusu şiiri okurlarımla paylaşıyorum

KAR VE BEN
Esiyor tane tane yine beyaz bir rüzgâr
Söyleyin, hangi kuşun kanatları yolundu?
Yine hangi ağaçtan döküldü bu yapraklar?
…………
Yağan beyaz bir sükut, bir mahşerdir sanki kar!
……….
Bir hicret sevdasıdır ruhumu sardı yine
Ruhum gibi pervasız yoldaşlar da bulundu
Ruhum karıştı gitti bu kar tanelerine.
……….
Şimdi yağan kar değil, ruhumdur kar yerine.

Cahit Sıtkı TARANCI

Bu haber toplam 1707 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum