1. YAZARLAR

  2. İbrahim ELGİN

  3. EKMEK NİMET DE İNSAN NİMET DEĞİL Mİ?
İbrahim ELGİN

İbrahim ELGİN

Yazarın Tüm Yazıları >

EKMEK NİMET DE İNSAN NİMET DEĞİL Mİ?

A+A-

Gelin isterseniz kendimize şöyle bir soru soralım ve bugünkü yazımıza öyle başlayalım. Bir kör, bir sağır ya da tekerlekli sandalyeye mahkum bir engelliyi gördüğümüzde içimizden hemen bir vah vah çeker zavallının haline bakıp acıyan gözlerle bakıp içimizden mırıldanırız. Halbuki yapmamız gereken şey onlara acımak değil onları anlamaktır. Fakat gelin görün ki kendini anlamayan insan başkasını nasıl anlasın. Bizler bugün ne kendimizi anlıyoruz ne birbirimizi, bu yüzden bizler için hayat git gide anlamsızlaşıyor. Aslında birçoğumuzun yüreği engelli gibi geliyor bana.

Çünkü hayatın sadece zorluklarını ve olumsuzluklarını görüyor diğer güzelliklerini gözden kaçırıyoruz. Elimizde ki güzelliklerle zenginlikleri fark etmediğimiz için mutluluğu hep uzaklarda arıyoruz. Oysa hayatta bir sürü güzelliklerde var mesela güller açıyor, insanlar gülümsüyor, güneş doğuyor, mevsimlerin kışı ayrı yazı ayrı güzel, ancak bu güzellikleri fark edebilmek için görebilmek lazım. Şayet görmüyorsak, bir anlamda görme engelli sayılmaz mıyız? Ne yazık ki çoğumuz kuş seslerini duymuyoruz. Kuşları duymadığımız gibi eşimizi ve çocuklarımızı da dinlemiyor ve duymuyoruz. Bir anlamda işitme engelli sayılmaz mıyız?

 Annemiz, babamız, eşimiz ve çocuklarımız onları ne kadar sevdiğimizi bilmiyorlar çünkü birbirimize sevgimizi söylemeyi zaaf sayıyoruz. Bir anlamda sevgi engelli sayılmaz mıyız?  Sevgilerimizle birlikte kızgınlıklarımızı, küskünlüklerimizi de saklıyoruz. Yani duygularımızı kendi içimizde yaşıyor bunun adına da kol kırılır yen içinde kalır diyoruz. Aslında hiçte öyle olmuyor. Kol kırılıp yen içinde kaldıkça kemikler hep yanlış kaynıyor.  

Farklı inanan farklı düşünen farklı giyinen farklı yaşayan insanları kabullenemiyor sosyal hayattan dışlamaya kalkıyoruz. O zaman bir anlamda saygı engelli sayılmaz mıyız? Çoğu zaman hep yakınıyor sadece şikayet ediyoruz, yani birazda bu anlamda şükür engelli olmuyor muyuz? Bakın Prof. Üstün Dökmen hocamız hayvan dergisinde yayınlanan bir röportajında yere düşen ekmeğin üstüne basan insan görmedim ama yere düşen insanı tekmeleyen çok kimse gördüm diyor. Bugünkü halimizi ne kadar güzel ifade ediyor değil mi?

Ve devam ediyor. Aslında birbirimize saygılı olma konusunda üç tip temel hatamız var. Avrupa da yaşayan bir vatandaşımız orada yerlere çöp atmıyor ama Kapıkule sınır kapısından ülkemize girer girmez yerlere tükürmeye ve yerlere çöp atmaya başlıyor. Niye burada böyle yapıyorsun diye sorulduğunda herkes böyle yapıyor bende öyle yaptım diyor. Bu durum kendi fikri olmayan insanın duruma göre hareket etmesidir. İkinci hatamız adama göre davranmamız. Karşımızdaki adam iri yarıysa buyur abi diyoruz fakat ufak tefekse ne var lan diyoruz. Oysaki insanların onuru birbirine eşittir.

Üçüncü hatamız keyfimize göre davranmak, keyfimiz yerindeyse evimize girerken merhaba millet diyoruz değilse surat asıyoruz. Oysaki keyfimiz yerinde olsun olmasın insanlara saygılı davranmak zorundayız. Sonuç olarak diyorum ki yerdeki ekmeğe saygılı olma konusunda ülkemde mutabakat var kimse yerde gördüğü ekmeğin üzerine basmaz ve ayağıyla dürtüklemez, yerden alır öper ve bir kenara koyar. Kabul arkadaş da yerdeki ekmek nimet’te peki insan nimet değil mi? Zenginse itibar eder önünde eğiliriz garibansa ağız büker çoğu zaman selamı bile esirgeriz. Bunun neresi adalet bunun neresi saygı ve sevgi. Bakın dostlar sevgi için kollarınızı kapalı tutmayın, sonra kendinizden başka tutacak bir şey bulamazsınız.

Ekmeği yerden kaldırdığımız gibi ne olur düşen insanları da elinden tutup kaldırıverin. Her insan sizin gibi düşünmeye bilir, düşünmeye de mecbur değil zaten.

Bütün yapacağınız şey insanların sizinkinden farklı davranışlara sahip olduğu gerçeğine saygı duymak ve sizin gibi düşünen insanlarla birlikte kendi yolunuzda yürümektir. Herkesi dost edinemeyeceğinize göre düşmanlarınızla bile yaşamayı öğrenmelisiniz. Aynen bugün Türkiye’nin yaptığı gibi başta Suriye konusu olmakla birlikte diğer diplomatik ilişkilerimizde beraber hareket ettiğimiz ülkelerin hepsi bizim dostumuz mu zannediyorsunuz asla değil. Fakat ülkemizin güvenliği için gerçek dostunuz olmasa da bazı ülkelerle birlikte hareket etmek zorundasınız.

Gelin dostlar bu farklılıklarımızı bir zenginlik sayarak birbirimizi anlamaya çalışalım. Aslında bizler birbirimizi anlamak için değil karşımızdakine hemen arkasından cevap için dinliyoruz. Bırakın o öyle düşünsün sizde böyle düşünün ne olur. Mevlana’nın çok hoşuma giden bir sözü vardır. Diyor ki Mevlana “Bir yerde herkes aynı şeyi düşünüyorsa orada yeteri kadar düşünülmüyor demektir” diyor. Bu farklılıklarımızdan dolayı aramızdaki mesafeyi açmamak adına hiç olmazsa birbirimize selam vermeyi kesmeyelim. Eski büyüklerimizden biri insanlar birbirleriyle kan grubu tutmakla değil can grubu tutmakla anlaşır derdi. Gelin bizlerde aramızdaki can gruplarımızı tutturmaya çalışalım. Büyüklerden biri de der ki. İnsanlar aynı dili konuşmakla değil aynı duyguları paylaşmakla anlaşırlar. Hepimiz bir gün bu dünyadan göçüp gideceğiz. Yaşadığımız şu fani dünyada insanların gönlünde öyle bir hoş seda bırakalım ki musallada yatarken hoca efendinin “Mevtayı nasıl bilirdiniz?” sorusuna karşı, orada bulunan cemaatin gür bir sesle “İyi bilirdik” sözünün hakkını verelim. Ne dersiniz.

Herkese iyi pazarlar…

Bu yazı toplam 675 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.
1 Yorum