1. YAZARLAR

  2. İsmet ÇİĞİT

  3. Erenkaya anlattığında çok şaşırmıştım
İsmet ÇİĞİT

İsmet ÇİĞİT

Yazarın Tüm Yazıları >

Erenkaya anlattığında çok şaşırmıştım

A+A-

Kocaelispor kongresini yaptı. Bahri Yavuz, yönetim kurulunda birkaç küçük değişiklik yaparak, kentimizin kulübünün yönetim sorumluluğunu bir dönem daha üstlendi. Sevgili Bahri Yavuz’a içtenlikle başarılar diliyorum. Benim, milletten alıp, etrafa saçacak param yok. Kocaelispor’a kişisel olarak maddi katkım olmaz. Ama her zamanki gibi,  bütün kalbimle, samimiyetimle, Bahri Yavuz’un yanında olacağım. 
Çarşamba günü akşamı Yunus Emre Kültür Merkezi’nde yapılan kongrede hiç kuşkusuz en dikkat çekici, en önemli olay, Hikmet Erenkaya’nın konuşması olmuş. Geçmişte, 2002’ye kadar olan dönemde Sirmen ile Erenkaya’nın arasındaki dostluğun ne kadar güçlü olduğunu da; 2002’deki ayrışma ile birlikte aralarındaki düşmanlığın ne kadar hızla geliştiğini de bu kentte en iyi bilen insanlardan biriyim. Her ikisini de tanıyan biri olarak, bu kavgadan kesinlikte üzüntü duymuşumdur. Hikmet Erenkaya ile hiçbir zaman çok samimi olmamıştık. Yapımız çok uymaz. Ama Sirmen ile hep çok yakın, çok samimiydik. O ikisinin dost olduğu dönemlerde Sayın Sirmen’i pek çok kez Erenkaya konusunda uyardığımı, bu dostluğa çok güvenmemesi gerektiğini, ileride büyük marazlar çıkacağını söylemiştim. Her halde Sayın Sirmen de, zaman zaman oturup düşündüğünde, “İsmet bunların olacağını bana söylemişti” diye düşünüyordur. 
Hikmet Erenkaya, Kocaelispor kongresinde çok önemli bir tarihi olayı açıklamış. Aslında KEV kongresi sürecinde Erenkaya bu olayı bana anlatmıştı. “Yazayım” dedim. “Şimdi olmaz” dedi, izin vermedi. Bu nedenle yazmadım. Erenkaya’nın Kocaelispor kongresinde açıkladığı olay, gerçekten çok çarpıcıdır. Sefa Sirmen’in de bir şekilde bu konuya açıklık getirmesi gerekir.
Hatırlarsınız; 1999’da Sefa Sirmen yeniden Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. Üstelik, 1999’da yerel ve genel seçimler birlikte yapılmıştı. CHP Genel seçimlerde hezimete uğramış, baraj altında kalmıştı. Sefa Sirmen ise, çok güçlü rakipler karşısında bir kez daha İzmit Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmişti. Hikmet Erenkaya da Saraybahçe Belediye Başkanlığını yeniden kazanmıştı.
Sefa Sirmen bu dönemde siyaseten çok güçlü hale geldi. Ama Belediye Başkanlığından sıkıldı. 2002 yılı sonunda, AK Parti’nin tek başına iktidara geldiği genel seçimler öncesinde Belediye Başkanlığından istifa edip, CHP’den milletvekili adayı oldu. Sirmen Belediye Başkanlığından istifa edince, İzmit Büyükşehir Belediye Meclisi içinden yerine yeni bir Başkan seçilmesi gerekiyordu. O süreç, İzmit tarihinde bambaşka bir süreçtir. Üzerinde cilt cilt romanlar yazılabilir. 
Neyse,  Sefa Sirmen milletvekili adayı oldu. Hikmet Erenkaya yerine Büyükşehir Başkanlığı koltuğuna geçti. Erenkaya’nın Kocaelispor kongresinde ifşa ettiği olay, işte bu dönemde yaşanmış. Artık olay ortaya döküldüğüne göre, Erenkaya’nın bana anlattıklarını da yazabilirim. Hikmet Erenkaya o olayı bana şöyle anlattı:
“-Büyükşehir Belediye Başkanlığında yeniyim. Kadir Kurt aradı. Önemli bir konu olduğunu, hemen Otel Altınnal’a gelmem gerektiğini söyledi. Gittim. Otel Altınnal’ın restaurant katının üstünde, özel bir toplantı odası vardı. Orada bekliyorlarmış. Odaya girdim. Altınnal’ın Müdürü Kadir Kurt, Büyükşehir Meclisi üyesi Salim Kukul  masanın başında oturuyorlar. Benim önüme bir evrak koydular, Sefa Bey’in imzalamamı istediğini söylediler. Kağıdı okudum. O dönemde Belediye’ye ait olan Otel Altınnal’ın, sahildeki Antik Pup’un, Yenimahalle’deki Diyaliz Ünitesi ile Kadın Doğum Hastanesi’nin Büyükşehir Belediyesi tarafından KEV’e devredilmesini öngören bir yazıydı. Şok odum. Kağıdı alıp, yırttım.  Belediye’ye ait malları KEV’e veremezdim. Ama benden bunu istediler. Ben imzayı atmış olsam, KEV Belediye’nin bütün tesislerine sahip oyacaktı.” 
Yasal olarak bu işlerin Sirmen’in istemesi, Erenkaya’nın bir kağıdı imzalaması ile olup olamayacağı konusunda ben yorum yapamam. Ama şimdiki tabloya bakalım. O dönemlerde Belediye’nin olan Altınnal Otel’i satıldı. Sahildeki Antik Pup, içkisizleştirildi, bir partiliye verildi.  Yenimahalle’deki Diyaliz Merkezi, Kadın Doğum Hastanesi-ki o dönemde bu kentte çok önemli hizmetler vermişti-  yıkıldı, atıldı, yok edildi. KEV’in elinde, bir tek aslında Kocaelispor’a ait olduğunu bildiğimiz bugünkü Yenikent tesisleri kaldı. 
Elbete, “Sirmen istedi” denilen Belediye’ye ait tesislerin KEV’e devredilmesi, adil ve ahlaki bir talep olarak görülemez. Ama Hikmet Erenkaya’nın da şöyle kendi kendine kaldığı zaman düşünmesi lazım. Acaba o imzayı atsaydı, o tesisler  o dönemde KEV’e devredilmiş olsaydı, bugün  Kocaelispor açısından da, kent açısından da, KEV açısından da tablo farklı olmaz mıydı?.. 
Rahmetli Salim Kukul ile aram hiç iyi olmamıştı. Bugün KEV tesislerinin kiracısı ve sahibi gözüken Kadir Kurt’la da öyle. Erenkaya’nın Kocaelispor kongresinde ortaya koyduğu tarihi gerçekler son derece önemli bir ifşaattır. Sirmen, büyük olasılıkla, 20002’den sonra, 2004’deki yerel seçimlerin geleceğini de sezmiş,  Büyükşehir Belediyesi’ne ait ve tamamı kendi döneminde yapılmış bazı önemli tesisleri Vakıf üzerine alarak elde tutmak istemiş. Elbette ahlaki olduğunu savunamam. Ama bugünlerin penceresinden bakıldığında doğru muydu, değil miydi, bunu tartışabilirim. 

*Az kuru, az pilav 100 TL’ye mal oldu 
Yeni, modern binamıza geçtiğimizden beri, gazetede öğlen yemeği çıkıyor. Bizim içimizde de yeni dönemde  “Oruç tutanların” sayısı hızla arttı. Ramazan yaklaşırken bütün personele tek tek “Öğlen yemek gelsin mi, gelmesin mi?” diye soruldu. Bir ben; bir de birkaç arkadaşım, “Biz oruç tutmuyoruz. Yemek gelirse, yeriz” dedik. Ama çok azınlıkta kaldık. Üç-beş kişi için öğlen yemek getirilmesi, yemek şirketinin de bizim şirketin de işine gelmiyordu. Herkesin ücretine geçen ay, yemek parası eklendi, Bayram’a kadar öğlen yemeği iptal edildi. 
Ramazan başından beri, öğlen vakti gazetedeki odamda galeta ile idare ettim. Şeker hastasıyım. Uzun süre aç kalınca, elim ayağım duruyor. Kendimi alabildiğine bitik, yıkık hissediyorum. Geçen gün (Perşembe) öğlenleri idare ettiğim galetelerim de bitmişti. 
Çıkıp, şehre ineyim dedim. Eski gazete binasına çok yakın olan, sık sık öğlen yemekleri için gittiğim İstiklal Caddesi ile Hürriyet Caddesi arasındaki Osmanbey Geçitinde bulunan, tarihi Ziya Lokantası’nda kuru ile pilavı özlemiştim. Arabama atlayıp, İzmit’in içine girdim. Park yeri yok. Trafik keşmekeş. Görev yapan, vatandaşa yardımcı olan bir tane trafik polisi ortalıkta yok. 3-4 tur attıktan sonra bir yer bulup, arabayı bıraktım. Ziya’ya girdim. Arkadaşlarla hasret giderdik. Az kuru, az pilav ile, dolapta soğutulmuş vişne kompostosu söyledim. Ziya’da kuru, her zamanki gibi mükemmel. 10-15 dakikada yemek işim bitti. 8 TL hesap ödedim. Arabama bindim, Leyla Atakan Caddesi’nden, eski Emniyet Binası önünden, gazeteye dönmek için D-100’e çıktım. Şimdilerde Asayiş Şubesi binası olan eski Emniyet’in önündeki ışıklı kavşakta yine Suriyeli dilenciler var. Polisin gözü önünde. Karışan yok. Neyse, D-100’e çıktım. Çıkar çıkmaz da önüme bir trafik polisi çıktı. 
Her konuda kurallara uyan, yasalara saygılı bir adamımdır. Ama zorlama olunca, bunlara isyan ederim. Zaten uzun mesafeli araba kullanmam. Kullanırken, çok yavaş kullanırım. Emniyet Kemeri takmam, direksiyonda sigara da içerim. Polis, kenara çekmemi işaret ediyor. Emniyet kemerim, araba ötmesin diye, koltuğun arkasından bağlı. Çektim kenara.  Genç, çok nazik bir trafik görevlisi geldi. Suçumu biliyorum. Yıllardır cüzdandan çıkartmak zorunda kalmadığım, artık çok eskiyen ehliyetimi çıkartıp verdim. Araba, şirketin arabası. Hiçbir eksiği yok. Nazik, genç polis beni motosikletin yanına davet etti. Ehliyetimden, arabanın plakasından merkeze bilgiler verdi. GBT yapılıyor. Ehliyetimde 1 ceza puanı bile yok. Arabanın hiçbir kusuru yok. Sabıkam yok, GBT tertemiz. Polis, emniyet kemeri takmadığım için  “92 TL” ceza yazdı. Genç polise, “Kardeş” dedim. “Tamam, ben hatalıyım. Ama bu şehrin trafikteki derdi emniyet kemeri mi?. Şehir içinde trafik berbat. Bak, her yerden Tır’lar, hafriyat kamyonları geçiyor. Onlarla uğraşsanız daha iyi değil mi?” dedim. 
Nazik, genç polis  “O işlere de bakıyoruz beyefendi” dedi. Ceza makbuzumu kesti, ellime verdi.
Bir öğlen az kuru, az pilav yemeye şehre indim, bana 100 TL’ye mal oldu. Daha da öğlenleri galeta ile idare ederim. 
 

*Çocuklar tatili yaşamalı 

Dün karneler dağıtıldı. Geçmiş yıllara göre ilimizde daha az sorunlu, sıkıntılı bir eğitim dönemini geride bıraktık. Yine geçmiş yıllara göre, ilimizdeki öğrencilerin büyük sınavlardaki başarı oranlarında çok belirgin yükseliş var. İlimizde başarılı bir eğitim yılını geride bıraktığımızı söyleyebiliriz.
Öğrencilik yıllarımı hatırlamaya çalışıyorum. Yaz tatillerini nasıl büyük bir heyecan ve sabırsızlıkla beklerdik. Çok önemlidir çocuklar, gençler için yaz tatilleri. Dün ilimizde yaklaşık 360 bin öğrenci karne aldı. Bu insanlar 6-17 yaş grubunda, hayatının baharında, hayatının en güzel dönemindeki insanlar.. çok gergin, büyük bölümü mutsuz olan bir toplumda, çocukların ve gençlerin hayatı emin olun çok sıkıntılı. Onlar, çevrelerindeki bütün sorunları algılıyorlar. Bütün bu sorunların stresini yaşıyorlar. Üzerine derslerin baskısı, yaklaşan sınavların stresi ekleniyor. Kolay değil işleri.
Dün bu kentte 360 bin öğrencinin karne aldığını söyledi. Bu rakam, Türkiye’de ve Avrupa’da pek çok kentin toplam nüfusundan fazladır. Çocukların ve gençlerin yaz tatilini mutlu geçirmelerini temin etmek zorundayız.19 Eylül’e dek sürecek yaz tatilinde, çocukları ve gençleri sadece uyuşturucudan uzak tutmaya çaba harcayalım. Geri kalan konularda biraz serbest bırakalım. Öğrencilere daha yüksek oranda indirimler sağlanmalıdır. Spor müsabakalarına gitsinler, sinemalara gitsinler. Kız arkadaşlarını-ya da erkek arkadaşlarını- alıp el ele dolaşabilsinler. Yaz tatili boyunca her yerde, bütün öğrencilere iyi davranmamız lazım. Ailemizdeki öğrencilerin bu yaz tatillerinde olabildiğince mutlu olmalarını sağlamak için elden gelen çabayı göstermek lazım. 
Hayatta bir kez çocuk, bir kez genç olunuyor. Bugünün çocukları, gençleri, ileride bu ülkenin yükünü taşıyacaklar. Okul bitecek, iş bulmak için, hayata tutunmak için uğraşacaklar. Bırakalım, bu günlerin tadını çıkartsınlar. Tatil boyunca belediyelerin de çocuklar ve gençler için özel etkinlikler düzenlemesini istiyorum. Umarım bunu yaparlar.
 

*Bayram’daki planım: Köprüden geçmek 

Mübarek Ramazan’ı yarıladık. Önümüzde çok uzun bir bayram tatili var. Bugüne kadar hiçbir uzun bayram tatilinde İzmit dışına çıkmadım. Her bayram çalışmışımdır. Sıkıcıdır uzun bayram tatillerinde bizim işimizde çalışmak. Zordur bayramlarda yerel gazeteler yapmak. Yıllarca, “Gelin Ramazan Bayramı ile Kurban Bayramı’nda gazete çıkartmayalım” diye meslektaşlarıma çağrı yaptım. Ama sonuç alamadım. 
Önümüzdeki uzun bayram tatilinde de iş ortamından uzakta,  tatil planlamıyorum. Aslında gerçekten tatile çok ihtiyacım var. Ama bayram dönemlerinde hep pahalı, hem çok vıcık vıcık oluyor tatil bölgeleri.
Bu bayram için bir küçük plan yaptım kendime. Biliyorsunuz, Körfez Köprüsü (Osmangazi Köprüsü),  30 Haziran’da törenle açılıyor. Bayram tatili günlerinin o ilk trafik keşmekeşi bittikten sonra,  ortamın rahatladığı bir gün, arabaya binip, Körfez Köprüsü’nden geçmek istiyorum. 
Belki,  otoyoldan Gebze bölgesine gider, Gebze tarafından Karamürsel tarafına; belki tam tersine D-130’dan Karamürsel’e gider, Karamürsel tarafından Gebze tarafına geçerim. 
Hevesim var. Körfez Köprüsü’nün Türkiye için, bu bölge için çok önemli bir proje olduğunu düşünüyorum. Siz de uzun bayram tatilinde buralarda kalacaksanız, bir günü bu keyifli tura ayırın. Sadece Köprü’den geçmek. Ya Gebze’den Karamürsel’e; ya Karamürsel’den Gebze’ye.. Eminim, çok keyifli olacaktır. Eminim, Körfez’in iki yakasını arabayla Köprü üzerinden geçmek, hepimizi gururlandıracaktır. 
Türkiye, Osmangazi Köprüsü’nü 39 ayda bitirdi. Dünyanın en büyük köprülerinden biri. 30 Haziran’da açılıyor. Ama bizim burada D-100’deki Symbol Köprülü kavşağı bölgesinde devam eden iş, bir türlü bitmedi. Bayram günlerinde Körfez Köprüsü’nden geçebileceğiz de,  acaba D-100 İzmit geçişinden kesintisiz geçebilecek miyiz, bu belli değil.

 

*Balaban’a asfalt geliyor 
Dün bu sütunlarda “Balaban üvey evlat mı?” başlıklı bir yazı yazmış, Kartepe ilçesindeki tek bozuk yolun Balaban köyü bölgesinde kaldığından bahsetmiştim. Bu yazımda Kartepe Belediyesi yönetimine olan güven ve takdirlerimi de belirtmiştim. Kartepe Belediyesi’ni güvenmekte ne kadar haklı olduğumu bir kez daha anladım. Dün sabah çok erken saatlerde ilk arayan, Kartepe Belediye Başkan Yardımcısı, değerli dost Zafer Arat oldu. Zafer Arat, yazımı okuduğunu, Balaban bölgesindeki yol sorununu çok iyi bildiklerini belirterek şunları söyledi:
“-Balaban’ın bütün alt yapısını yeniledik. Adeta altını üstüne getirdik. Büyük alt yapı işi yaptık. Alt yapı işi bitti. Ama döşenen boruların içinden su geçirmek, test etmek gerekiyor. Bu iş için müteahhiti sıkıştırıyoruz. Bayram ertesi bu test işi de bitmiş olacak. İhaleleri yapıldı, her şey hazır. Suadiye’den Maşukiye’ye kadar olan yolu baştanbaşa asfalt yapacağız. Balaban’da alt yapı sorumu bitti. Bayram ertesi yollarınız da pırıl pırıl asfalt olacak. Hiçbir sorun kalmayacak. Balaban’ın bugünkü toz toprak hali bizi de çok rahatsız ediyor.” 
Kartepe Belediye Başkan Yardımcısı Zafer Arat’a ilgisi nedeniyle teşekkür ediyorum. Balabanlılar şu sıralar tozdan, yoldaki çukurlardan gerçekten çok çekiyorlar. Ama altyapı konusunda Arat’ın söyledikleri doğru. Biraz daha dişi sıkmak lazım. Arat söz verdiğine göre, bayram ertesi bu asfalt işi de  bitecek demektir. 

Bu yazı toplam 2287 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum