1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Ergenekon’da sözün bittiği yer!
Ergenekon’da sözün bittiği yer!

Ergenekon’da sözün bittiği yer!

Perşembe sabahı yeni bir Ergenekon gözaltıları ile uyandı Türkiye. Yine sabahın bir kör vaktinde kapıları çalınanlar, sütçü yerine polis ile göz göze geldiler! Ancak bu defa evi basılanların

A+A-

Perşembe sabahı yeni bir Ergenekon gözaltıları ile uyandı Türkiye.

Yine sabahın bir kör vaktinde kapıları çalınanlar, sütçü yerine polis ile göz göze geldiler!

Ancak bu defa evi basılanların tamamına yakını gazeteci idi.

Hani o ‘biz de basın özgürlüğü Amerika’dan daha ileridir’ diyen içişleri bakanı vardı ya, işte onun emrindeki polisler, gazetecileri, evlerini didik didik aradıktan sonra derdest edip götürüverdi Beşiktaş’taki adliyeye.

Bu gazetecilerden birisi olan Ahmet Şık, Nokta dergisinde çalışır iken Darbe Günlükleri’ni haber yapan ve meslek yaşamı daha Susurluk’tan başlayarak derin devletle mücadele ile geçen gözüpek bir adam.

Radikal gazetesi yazarı Ertuğrul Mavioğlu ile yazdıkları iki kitap ile Ergenekon denilen örgütün daha da üzerine gidilmesini isteyen ve bunun için savcılara yol gösteren biri.

Ve bir rivayete göre, henüz basılmamış bir kitabı ile ilgili olarak derdest ediliyor Ahmet Şık.

Nasıl bir ileri demokrasi ama!

Vallahi bırakın Amerika’yı, Mısır’dan da Libya’dan da daha ileri!

Bir diğeri ise Milliyet gazetesinin yolsuzluklarla, yasadışı oluşumlarla mücadeleyi düstur edinmiş bir namuslu kalemi Nedim Şener.

Ve bu Nedim Şener, Hrant Dink cinayetinin üzerine üzerine giden, aydınlatılması için çaba gösteren ve de bunun için kitap yazan bir araştırmacı-gazeteci.

İşin komik ve komik olduğu kadar trajik olan tarafı, meslek yaşamları devlet içindeki gizli örgütlenmeleri gün ışığına çıkartmak için mücadele vermekle geçen bu gazeteciler şimdi Ergenekon Terör Örgütü’ne üye olmaktan gözaltına alınıyorlar.

Gözaltına alınan diğer gazetecilerin tamamına yakını ise odatv çalışanları.

Bunların dışında İstanbul’da gözaltına alınan Prof. Yalçın Küçük’ün, 20 yıl önce ayrıldığı eşinin Ankara’da bulunan avukatlık bürosunun aranması.

Ankara Baro Başkanı’nın televizyon canlı yayınlarında yaptığı açıklamalara göre, bu aramalarda tam bir hukuksuzluk söz konusu.

Şöyle ki, İstanbul mahkemeleri Ankara için arama kararı veremez ve arama yapılması için bir suç fiilinin belirtilmesi gerekirken böyle bir somut suç ortada yok.

Daha rahmetli Türkan Saylan’ın evinin aranması ile başlamıştı bu sulandırma süreci. Şimdi de Ergenekon ve diğer devlet içindeki yasadışı örgütlenmelere karşı kalem oynatan gazetecileri Silivri’ye göndererek bu işi, içinden çıkılmaz bir hale getirmiş oluyorlar.

Tüm bunlar bize gösteriyor ki, iktidar kendisi gibi düşünmeyenlere yani muhalif unsurlara seçim öncesi gözdağı vermeye devam ediyor.

Bu gözaltıların sorulması üzerine başta Başbakan Erdoğan olmak üzere hem Adalet Bakanı hem de İçişleri Bakanı aynı cevabı veriyorlar:

“Bağımsız yargının işine karışılamaz, sonucunu beklemek gerekir”

Adamlar yargının bağımsızlığı için az mı mücadele verdiler, işte şimdi semeresini görüyorlar!

Balbay ve Özkan’a tecrit

Ergenekon davasından iki yılı aşkın zamandır Silivri’de mapusta olan Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan, bir gece yarısı birlikte kaldıkları koğuştan karga tulumba çıkarılarak tek kişilik hücrelere konmuşlar.

Ve bu hukuksuz işlemi Sayın Adalet Bakanı Sadullah Ergin şöyle savunuyor:

“Cezaevlerindeki uygulamalar tamamen yasa ve mevzuata uygun olarak ilgili cezaevi müdürlükleri ve savcıları tarafından yapılmaktadır. Bu bizim dışımızdadır.”

Cezaevi müdürünü atayan sen savcıyı atayan sen, ondan sonra kalk benim dışımda bu işler de!

Allah aşkına Silivri’de, siyasi otoriteden habersiz kuş uçar mı acaba?

Bu tamamen idarenin keyfi bir kararıdır.

Bunun adı bir tecrittir ve ilave bir ceza anlamına gelmektedir. Anlaşılan o ki, Balbay ve Özkan’ı içeri atmak ve onları iki yılı aşkın zamandır Silivri cehenneminde tutmak birilerini kesmemiş olacak, bir de tek kişilik hücrelerde tecridi deniyorlar.

AKP’nin yönettiği Türkiye’den bir ilginç manzara

Hatırlıyor musunuz bilmiyorum, bundan birkaç ay önce Ankara’da nezih bir içkili lokantayı basan polis, yanlarında çocukları olan aileleri saptadıktan sonra tutanak tutmuş ve çocukları bir tutanakla ailelerine teslim etmişti.

Sanki orası bar, pavyon veya bir batakhane gibi yermiş gibi insanlar çocuklarının yanında rencide edilmiş, aşağılanmıştı.

Sonra ‘pardon yanlışlık oldu, polisler amacını aştılar’ denilerek olay kapatılmaya çalışılmıştı.

Şimdi ise bir benzeri olay Antalya’da yaşanmış. Yine içki ile ilgili.

Biri 36 diğeri 32 yaşında iki kocaman adam, Antalya Kaleiçi Yat Limanı’ndaki amfi tiyatroda bira içerlerken polis tarafından alkol muayenesine tabi tutulup, kendilerine sarhoşluk nedeniyle 75’şer lira ceza kesiliyor.

Vatandaşların birisinin alkol oranı 0. 22 promil, diğerinin ise 0. 34 promil. Bırakın parktaki vatandaşı, araç kullanan sürücülerin bile 0. 50 promile kadar alkol alabilmelerine izin varken siz kalkmış keyfiyle, kimseye zarar vermeden bira yudumlayan iki yetişkin insana ceza kesiyorsunuz.

Bunun ne anlama geldiğini, polisin ne yapmak istediğini herhalde Türkiye’de bilmeyen, anlamayan vatandaş yoktur.

Gazetelere yansıyan haberlere göre, amfi tiyatroyu basan polis önce orada bulunan 20 kişinin kimliğini topluyor, sonra da ekip aracından getirdiği alkolmetreyi, sıraya dizdiği insanlara üfletmeye başlıyor.

Allah aşkına nasıl bir Türkiye’de yaşıyoruz biz?

Bu olay Turizmin başkenti Antalya’da geçiyor. Siz bir de Anadolu’yu düşünün!

Görmediğimiz, bilmediğimiz kim bilir nasıl olaylarla karşılaşıyor insanlarımız!

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.