1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. “Etrafımız düşmanlarla çevrili” teorisine dramatik dönüş
“Etrafımız düşmanlarla çevrili” teorisine dramatik dönüş

“Etrafımız düşmanlarla çevrili” teorisine dramatik dönüş

12 Eylül 2010 referandumundan sonra yazdığımız değerlendirmede AK Parti liderinin liberal destekçilerinden uzaklaşacağını ve Türkiye'nin savaş koşullarına ayarlı yeni bir döneme başlayacağını yazmıştık

A+A-

12 Eylül 2010 referandumundan sonra yazdığımız değerlendirmede AK Parti liderinin liberal destekçilerinden uzaklaşacağını ve Türkiye'nin savaş koşullarına ayarlı yeni bir döneme başlayacağını yazmıştık. Gelişmeler ve eldeki veriler bunu gösteriyordu. Doğru tespit etmişiz: Türkiye, resmen ve adı konarak olmasa da fiilen savaş şartlarındadır. Irak topraklarına saldırının Irak tarafından sert bir dille protesto edilmesi, Dışişleri Bakanı'nın da buna yine sert cevap vermesi bize hayli tanıdık geliyor. AK Parti iktidarının, “etrafımız düşmanlarla çevrili” fikrinin son derece yanlış olduğunu ve bu düşünce yüzünden Türkiye'nin yalnızlaştığını söylediğini, dolayısıyla eski dışpolitika ilkesini bırakıp “komşularla sıfır sorun”a yöneldiğini hatırlayalım.

O günden bugüne ne Irak'ta, ne İran'da, hatta ne de Suriye'de hiçbir değişiklik olmamasına rağmen Türkiye çevresindeki bu ülkelerle yüksek dozda gerilim yaşıyor. O yüzden bu yeni duruma “etrafımız düşmanlarla çevrili” teorisine dramatik dönüş demek zorundayız.

Meclis henüz çalışmaya başlamadığı için yeni anayasa, reformlar, özgürlüklerin alanının genişletilmesi, sosyal politikaların hayata geçirilmesi gibi başlıklarda bir şey yapılıp yapılmayacağını sonra göreceğiz. Fakat kalkınma neyse de, adalette umulan gelişmeyi sağlayamadıklarını bizzat Başbakan dile getirmişken Türkiye'nin hızla her alanda adaletin egemen olacağı bir yer haline geleceğini düşünüyorduk. Anlaşılan o ki, ekonomide, siyasette, sosyal hayatta, bireysel alanda, devlet-toplum ilişkilerinde ve en önemlisi milli iradenin tecelli etmesinde adaletin ihmal edildiğini savunanlar biraz daha beklemek zorunda kalacaklar. Çünkü Türkiye'nin etrafı artık düşmanlarla çevrili ve bu koşullarda radikal reformlar yapmak imkansız!

Türkiye'nin örtük tek parti rejiminden çıkması için gerekli reformlar konusunda radikal adımlar atılamamasının gerekçesi 2007'den bu yana Ergenekon dosyasıdır. Bu meseleyle yakından ilgili muhafazakar çevreler iktidarı pusuda bekleyen Ergenekon'a karşı uyarıyor ve reform yapacağım derken iktidarı kaybetmesine yolaçacak işlere girişmemesini tavsiye ediyor. O yüzden Ergenekon'un, eski günlerdeki “cumhuriyet devrimleri” gibi erteleyici ve öteleyici işlev görmeye başladığını yazmıştık hatırlanırsa.

Şimdi de “etrafımız düşmanlarla çevrili” teorisi, yeni bir erteleyici sebep olarak iktidarın, ihmal edilmiş adaleti tesis için girişimde bulumasına engel çıkarabilir. Türkiye, Suriye'den talep ettiği reformları daha kendisi yapmamış bir ülke haline gelebilir. Ankara'nın Libya'da olduğu gibi tam işbirliği yapması için baskı uygulayan batılı güçler, eğer Suriye için umdukları ve istedikleri desteği göremezlerse, Suriye'de sokakta adam öldürüldüğüne dair medya kampanyasının bir benzerini Türkiye için başlatacaklarının sinyalini çoktan verdiler. Dışişleri Bakanlığı, Irak topraklarını bombalarken içindeki insanlarla birlikte vurulduğu öne sürülen bir araca dair şaibeli fotoğraf için özel basın toplantısı düzenlemek zorunda kaldı mesela. BDP ile yaşanan sertleşme, bu partinin güçlü olduğu illerde sokak hareketlerine dönüşürse Suriye görüntülerinin Türkiye'de de yaşandığına tanıklık edebiliriz.

Ankara, Suriye konusunda atılacak adımların hiçbirini gündemine almadan doğrudan rejim değişikliği hedefine vurgu yaptıkça ve batı vesayet sistemiyle birlikte hareket ettikçe bu söylediklerimizin aynen yaşandığına ikna oluyoruz. Batılılar, gerekirse işgal bile edilerek Suriye'de batılı güçlerin menfaatleriyle uyumlu yeni bir rejim kurulması talebini öyle anlaşılıyor ki AK Parti iktidarını “Arap baharı” ile tehdit ederek masaya koyuyor. Mısır isyanından beri Başbakan Erdoğan'ın bu hareketlere batılı dostları kadar dünyasında yervermemesinin sebebi -daha önce de yazdığımız gibi- “Arap baharı” silahının elde patlamaya hayli müsait özelliğiydi. Nitekim Öcalan, geçen ay, eğer talepleri karşılanmazsa “Arap baharı”na katılacaklarını söyleyiverdi. Öcalan'ın bu tehdidine hangi batı ülkesinden reddiye geldi? Amerikalılar PKK ile “Arap baharı” arasında ne alaka olduğunu sorguladı mı?

Dolayısıyla Dışişleri Bakanı'nın veya adeta onunla emir-komuta zincirinde hareket ettikleri izlenimi uyandıran düşünce kuruluşları, yardım kuruluşları, yazarlar ve grupların kampanyasının neden batılıları değil de sınır komşuları hedef aldığını çözmek o kadar da zor olmuyor. Suriye konusundaki aşırı hassasiyetinin neden yapıcı değil yıkıcı olduğunu, bir anda parlayan nefret ateşiyle İran'ın üzerine saldırılmasının sebeb-i hikmetini, PKK terörünün Irak'tan geldiği yorumuna hep itiraz edip asıl Türkiye içine bakmak gerektiğini söyleyen Başbakan'ın bir anda eskiden olduğu gibi Irak'ı tehdit etmeye başlamasını bu çerçevede anlayabiliriz.

Ankara'nın bir süredir ne yaptığını, ne yapmaya çalıştığını gerçekten bilmiyoruz. Bölgesel entegrasyondan sözederken birdenbire savaş koşullarını yaşamaya başladık. Türkiye hızla Romalaşıyor, Osmanlılaşıyor. Yani çevresiyle ilişkilerini silaha ve güç kullanımına dayalı olarak düzenleyen yayılmacı bir devlet haline geliyor. Oysa hep söylediğimiz gibi, bölgesel entegrasyon, Roma/Osmanlı hegemonik şemsiyesiyle değil, Selçuklu'nun stratejik çatısıyla ve kollektif genleşmeyle mümkündür. Roma da Osmanlı da emperyal yayılmacılığın hegemonik şemsiyesiydi. Merkeziyetçiydi. Selçuklu ise tüm güçlerin stratejik çatısıydı. Yeni Türkiye, bölgesel kollektif genleşmenin organizatörü olabilir, ama hegemoni yayılmacılığı herşeyi berbat eder. Nitekim ediyor da.

Bu duruma ve gelişmelere güçlü biçimde itiraz etmek gerekir.

Burada mesele, Erdoğan'a muhalif siyasi seçeneklerin eski muhalefet diliyle itirazlarını sürdürmekte inat etmeleridir. Türkiye'deki sosyo-politik değişimi kabullenmekte zorlanıyorlar, hatta bunu kabul etmek istemiyorlar. Erdoğan karşıtlarının kabullenmekte zorlandıkları gerçek, paradigma dışı dilin süresinin bitmiş olmasıdır. Erdoğan karşıtları yeni dilin talebesi olmaya üşeniyor. Ama böyle de sürece dahil olamayacaklar. Bütün siyasi seçenekler memleketin tarihsel/kültürel gerçekliği havzasında kendilerini yeniden inşa etmek zorundadır. Bu yapılmazsa siyasette hiçbir seçeneğin başarı öyküsüne tanık olamayacağız. Türkiye'nin böylesine alternatifsizleşmesi hiç hayra alamet değildir. Bu gidişatın tek adam-tek seçenek rejimine doğru olmasını önleyecek şey, iyi insanların sayısının çok olması değildir. Eleştirel akıl ve güçlü alternatif olmadıkça Türkiye iyi insanların eliyle bile otoriter rejime saplanır, kimse de bunu önleyemez.

Türkiye, 2014'e doğru yürürken cumhurbaşkanlığı seçimi ve yerel seçimler vesilesiyle güçlü alternatifi ortaya çıkarma fırsatları bulacak. Ülkede özgürlüklerin genişletilmesi ve her alanda adaletin tesis edilmesi için program sunulması ihtiyacı kadar, bu programın tarihsel ve kültürel gerçekliğimizi esas alan alternatif siyaset eliyle yapılması ihtiyacı da elzemdir. Adalet vaadi, toplumun dörtte birlik dilimini kendine sosyoloji seçmekle yetinen siyasi alternatiflerin başarabileceği bir şey değildir. Öyleyse mesela CHP, AK Parti gibi kuvva partisine dönüşmekten çekinmemeli, kendisini temellendirdiği birinci ve ikinci meclisteki Birinci Grup'un geleneğine dönmelidir. CHP içinde sadece belli bir sosyo-politik kesimin yeralmasının sandıktaki karşılığının güç bela %26 puanlık siyasi destek olduğu kanıtlanmışken aynı tutumda ısrar edilmesi 2014 yerel seçiminde Türkiye'nin acil ihtiyacına hitap edecek ihtimali üretemeyecektir.

Gerçek bir muhalefet ve güçlü alternatif, iktidarın “etrafımız düşmanlarla çevrili” teorisine dramatik dönüşüne ve ertelenen reformlara dair söyleyecek ne çok söz bulabilir ve iktidarı çalıştırabilir, ama mevcut alternatiflerle bu ne yazık ki yapılamıyor.

Bu haber toplam 1028 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.