1. YAZARLAR

  2. İsmet ÇİĞİT

  3. “Evinize girin, dükkanı açın” diye bağırarak dolaşıyorduk
İsmet ÇİĞİT

İsmet ÇİĞİT

Yazarın Tüm Yazıları >

“Evinize girin, dükkanı açın” diye bağırarak dolaşıyorduk

A+A-

Bugün 17 Ağustos… Üzerinden kaç yıl geçerse geçsin, bu kentte 17 Ağustos 1999’u yaşayanların o geceyi, o günleri unutması mümkün değildir. Bende öyle anılar var ki, birkaç kitap yazabilirim.

16 Ağustos 1999 Pazartesi günü 17 Ağustos 1999 Salı’ya bağlayan gecenin ilk anlarından başlayıp, bu acı dolu yıldönümünde bazı anıları yeniden paylaşmak istiyorum. O tarihlerde İzmit Kozluk Mahallesi 2’nci yol girişindeki Tezişler Apartmanı’nda oturuyordum. Daha çocuk yaşlardan itibaren İzmit’te çok büyük bir depremin bizim yaşadığımız dönemde olacağını bildiğim için, aileme sağlam bir ev bulmak, benim en önemli amacımdı.

Tezişler Apartmanı’nın sağlam zemin üzerinde arkadaşım Cengiz Kavan yapmıştı. İnşaatın kalitesini ilk andan itibaren biliyordum. Üstelik yeni deprem yönetmeliğine uygun yapılmıştı. Kavan’a Karabaş Mahallesi Müneccim Arif Sokak’ta oturduğumuz evi, üzerine altımdaki Toyota marka otomobili, üzerine de eşimin bir miktar ziynet eşyasını vererek Tezişler Apartmanı 4’üncü kattaki daireyi almıştık.

Gece saat 03.02’de ben bunaltıcı sıcak nedeniyle hala uyuyamamıştım. Korkunç sarsıntı başladı. Duruyor, sonra yeniden başlıyordu. Çevredeki binalardan çığlıklar yükseliyor, bizim evin içinde düşüp kırılan bardakların, tabakların, saksıların sesi inliyordu.

Yaklaşık bir dakika süren korkunç sarsıntı durdu. Hayret, biz hayattaydık ve bina duruyordu. Emin olun, o dönemlerde benim evde deprem çantam vardı. İçinde el feneri, hatta küçük el radyosu bile vardı. Ben, eşim, henüz çok küçük olan iki oğlum giyindik. Korkmuştuk, ama telaş etmedik. Deprem çantamızı aldık, binanın karanlık merdivenlerinden indik. Kapının önünde, şimdilerde hasta olan,  yattığı yerde yaşayan kardeşim Nahit’i görmüştüm. Kozluk’ta Kulespor Lokali’nde bir grup arkadaşı ile birlikte o saatte otuyorlarmış. Nahit bize, “Neredesiniz siz. Herkes indi. Bina boşaldı. Sizi korkudan öldü zannettim” diye bağırıyordu.

…………………….

Bitti diyorduk. Hayat bitti. Kıyamet koptu. Kozluk Mahallesi sakinleri o zamanlar hala yerinde duran Orduevi Sineması önündeki meydanda, Vali konağı yanındaki boşlukta toplanmıştı. Vali Memduh Oğuz, Başkan Sefa Sirmen, 15’inci Kolordu Komutanı Hurşit Tolon. Orada toplanıp durum değerlendirmesi yapmışlardı. Sürekli artçı depremler oluyordu. Valinin evi ile Deniz Taksi Durağı arasındaki meydanda bulunan yüksek aydınlatma direği gözümüzün önünde neredeyse yere kadar eğiliyor, sonra tekrar dikiliyordu. Öyle artçılar. Ben el radyomu açtım. TRT’yi buldum. Hala “Yurttan Sesler Korosundan” türküler çalıyordu. Türkiye’nin, Dünya’nın bizim buralarda kıyamet koptuğundan haberi yoktu.

……………………………

Bütün deprem dönemini İzmit’te geçirdim. 17 Ağustos sabahı otoparklardan arabalarını çıkartıp kaçanları bilirim. Pılıyı pırtıyı toplayıp, hatta depremde kaybettiklerinin cenazelerini de alarak memleketlerine gidenleri bilirim.

“İzmit bitti” diyorduk. Bir daha kendine gelemez, toparlanamaz diyordu. Kaçan kaçıyor, kalanlar başını sokacak yer alıyordu. Geceleri İzmit sokaklarında uzun yürüyüşler yaptığımı bilirim. Bütün binalar karanlık, bütün binalar boş. “Gelin, evinize girin. Oldu, bitti geçti. Bir daha 100 yıl sonra olacak” diye bağırıyordum.

O zamanlar İzmit Kent Merkezi Dayanışma Derneği (İKM) vardı. Başkanı, UKİ Mağazası’nın sahibi rahmetli Şaban Sarıgülle’ydi. İzmit’te dükkanlar açılmıyordu. Her yer kapalıydı. Şaban Ağabey ile birlikte “Gelin dükkanınızı açın. İzmit’e yeniden hayat gelsin” diye nasıl çalıştığımızı hatırlarım.

Düşünün, bu şehirde İKM vardı, GKD vardı. “Her şey benim olsun. Herkes benden olsun” mantığıyla yönetilen şehrimizde artık böyle kurumlar da kalmadı.

………………..

17 Ağustos felaketinden 10-12 gün sonra balık sezonu başladı. Deniz temizlenmişti. Doğa yeniden canlanmıştı. O yılki kadar bol balık bir daha hiç olmadı. Hala her yer kapalıydı İzmit’te. Ama hamsi var, palamut var. Akşamları gazete basılınca, gazetenin minibüsü ile çadır kentleri dolaşıyordum. O günlerde şehir gazetesi çok önemliydi. Çadırlarda barınan insanlara hediye ediyordum. Bir tane gazete. Ne kadar seviniyordu insanlar. Ailemi bir süre Ankara’ya, bir süre Kandıra’ya gönderdim. İzmit’te yalnızdım.

Gidebileceğimiz iki yer vardı: 1-Depremde Karamürsel’de hayatını kaybeden rahmetli Sabri Yalım’ın İzmit’e kazandırdığı Yelken Kulübü tesisi. 2)- Balık Pazarı karşısındaki Hayri Beratlıgil’e ait Papağan  Meyhanesi. Akşamları buralara takılırdım. Taze balık, iki duble rakı. Hep aynı tanıdık yüzler. Depreme rağmen İzmit’te kalan bizler.

Yelken Kulübü’nde rahmetli Şef Sadettin Bey bizi ağırlardı. Denize sıfır bir masaya otururduk. Karşıda, Başiskele Sahili. Biraz batıda Gölcük Sahili. Bir tane ışık yoktu. Bir tane hayat belirtisi yoktu. Şimdi gidin bakın. Hoş Yelken Kulübü de artık alkolden arındırılmış düğün salonu olarak işletiliyor. Sahilinde oturun. Karşıda Körfez’in karşı yakasında bir tane ışıksız yer göremezsiniz.

Bunda insan 17 Ağustos depreminde nereye kaçmıştı da ne zaman geri dönmüştü? Cenazelerini alıp memlekete gidenler, akrabalarını da toplayıp dönmüştü.  Hani ayıp olacak belki ama içimdekini yazmadan yapamayacağım: Keşke çoğu dönmeseydi. Keşke memleketlerinde kalsaydılar. İzmit de bize kalsaydı.

Yelken Kulübü’nde Sadettin Bey, Takoz palamut yaptırırdı. Neredeyse adam başı bir palamut yerdik.

Papağan’a gittiğimizde Hayri Abi masamızı ayırmış olurdu. Hamsiler tel ızgaranın arasına dizilir, ızgarada pişirilir. Masamızın ortasındaki büyük tabağa boşaltılırdı.

Asayiş Şube Müdürü sevgili dost Şinasi Yılgın ile çok gece gazete binası önünde masayı kurup sabaha kadar oturmuşluğumuz vardı. Ama özellikle Şaban Ağabey ile “Evinize dönün. Lambaları yakın. Dükkanınızı açın” diye bağırarak dolaştığımız geceleri unutamam.

Önce seyyar simitçiler tezgah açmaya başlamıştı. Her şey ortadaydı, dükkanlar, evler korumasızdı. Ama hırsızlık olmuyordu. Yurdun dört köşesinden dünyanın her yerinden yardım yağıyor. Akşamları Show Haber’de Reha Muhtar felaket tellallığı yapıyor. Valilik binasının bahçesinde toplanan ekabir takımından gariban vatandaşlar enkaz altında kalmış yakınlarını çıkartmak için iş makinası istiyor, yalvarıyordu. Zor günlerdi, ilginç günler.

Hayatta kalmıştık, yaşayacak zamanımız varmış. Hep birlikte İzmit’i ayağa kaldırdık. Yeniden insanlar evlerine döndü. Yeniden dükkanlar açıldı. Işıklar yandı. Körfez’in karşı yakası pırıl pırıl ışıklandı.

Keşke 17 Ağustos 1999’dan sonra İzmit’i koruyabilseydik. Ama yapamadık sevgili dostlar. Bugünkü İzmit’in sorunları, 17 Ağustos 1999 Salı günü sabahı karşılaştığımız sorunlardan daha az değildir.

Bu yazı toplam 2703 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.
4 Yorum