İlksen ÇAĞLAYAN

İlksen ÇAĞLAYAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Eylül

A+A-

Mevsimlerden sonbahar, aylardan Eylül artık. Ne kaldı ki şunun şurasında kışa, yılsonuna ya da yeni yılın başına? Zaman geçti çabucak, bir bir yeşillenen, yeşeriveren ağaçlar, açan çiçekler kısacası her türlü bitki, ısınan hava, gökyüzünde parıldayan sımsıcak parlak güneş, bahçelerde oynayan çocuklar, artık bir bir azalacak ve de yeni bir baharda tekrar kavuşmak üzere yol alacak. Tıpkı leyleklerin yaza veda ettiği gibi, topluca, sürü halinde bir bir ayrılacak, yeniden buluşmak içinse bir bir gün sayacak. Günlerin kısalması ile birlikte daha çok akşam, daha çok karanlık yaşanacak.
 Sahi.. Herkes sevmez mi sonbaharı, bir bir dökülen yaprakları, serinleyen havaları, günün ardından sımsıcak içilen çayları, yapılan sohbetleri? Adına kitapların yazıldığı, şiirlerin okunduğu,  şarkıların bestelendiği yazı hem en iyi hatırlatan hem de çabucak unutturan o ay değil midir Eylül? Sarının, turuncuya belki de kırmızıya dönüştüğü, rüzgarın daha bir sertleştiği, buna rağmen belki de işte, belki de okulda kavuşmaların yaşandığı o ay değil midir Eylül? Bazen isimlere, bazen de mekanlara “Eylül”  diye can veren, bir yaz esintisi, sonbahar güneşi değil midir Eylül? Okullardaki ve elbette ki bağlantılı olarak evlerdeki yeni başlangıçların, yeni heyecanların kısacası yeniliklerin ayı değil midir Eylül? Dilerim yepyeni, tertemiz güzel umutlarla gelir Eylül. Güzel başlangıçlara vesile olur, güzel kavuşmalara zemin hazırlar. Eskiler geride, yeniler de hali hazırda iyilikle bekler, iyilikle gelir umarım bu Eylül. Karanlığın ardı hep aydınlıktır ya, işte bu Eylül’de aralasın o aydınlık tüm evlerin kapısını, giriversin ışığın tüm izleri, tüm varlığı. Her gönlün, her yüreğin tüm iyi, güzel dilekleri hayırla gerçek olsun.  Tüm engeller, sınırlamalar, olumsuzluklar bir bir ortadan kalksın. Dikenler yerine çiçekleri, kusurlar yerine sahip olduklarımızı görelim, fark edelim.

img_1262.jpg

Güzel Bir Hikaye

Hindistan’da bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş. Sucu her seferinde patronunun evine sadece 1,5 kova su götürebilirmiş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş. İki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiş.       “Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum.”      
“Neden?” diye sormuş sucu. “Niye utanç duyuyorsun?” Kova cevap vermiş.      
“Çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdığı için taşıma görevimin sadece yarısını yerine getirebiliyorum. Benim kusurumdan dolayı sen bu kadar çalışmana rağmen emeklerinin tam karşılığını alamıyorsun.” Sucu şöyle demiş:     
“Patronun evine dönerken yolun kenarındaki çiçekleri farketmeni istiyorum.” Gerçekten de tepeyi tırmanırken çatlak kova patikanın bir yanındaki yabani çiçekleri ısıtan güneşi görmüş. Fakat yolun sonunda yine suyunun yarısını kaybettiği için kendini kötü hissetmiş ve yine sucudan özür dilemiş. Sucu kovaya sormuş:      
“Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını fark ettin mi? Bunun sebebi benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır. Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün biz ırmaktan dönerken sen onları suladın. İki yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla patronumun sofrasını süsleyebildim. Sen böyle olmasaydın, o evinde bu güzellikleri yaşayamayacaktı.”    

Bu yazı toplam 599 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.