• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • Kocaeli 2 °C

“ Fed Up” ( Tıka Basa): Çocuklardaki ve toplumdaki şişmanlık artışının a

Şükrü HATUN
Şişmanlık  ve başta diyabet olmak üzere şişmanlığa bağlı hastalıklar çağımızın en önemli halk sağlığı sorunu haline gelmiş ve  ABD gibi bazı ülkelerde şişmanlıktan ölenler, açlıktan ölenleri geçmiş durumda. Öte yandan şişmanlık uzun zamandır ülkelerin en önemli gündem maddesi ve bir çok ülke Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) önerileri doğrultusunda ulusal programlar hazırlıyor. Ülkemizde de son yıllarda yapılan araştırmalar erişkinlerin % 30’dan fazlasının, çocukların ise % 20’sinin fazla kilolu ve şişman olduğunu gösteriyor. Şişmanlık  sorunu son 30-40 yılda belirginleşen bir sorun ve ABD bu sorunu bütün dramatikliği ve  en geniş boyutları ile yaşayan ülkelerin başında geliyor. Şişmanlık bir toplumda önce fazla kiloluların, sonra şişmanların, sonra şişmanlığa bağlı Tip 2 diyabet gibi hastalıkların, daha sonra ise bu hastalıklara bağlı yaşam süresi kısalması ve sakatlıkların artması, en son aşamada ise şişmanlığın kuşaktan kuşağa geçmesini sağlayan epigenetikbirikimlerin oluşması evrelerinden geçerek ilerleyen karmaşık bir sorun. Böyle bakıldığında şişmanlığın ABD’de son evrelerde, bizim gibi ülkelerde ise ikinci/üçüncü evrede olduğunu ve  hem başımıza gelecekleri hem de alınması gereken önlemleri anlamak bakımından ABD’ye bakmanın doğru bir yöntem olduğunu söyleyebiliriz.
İşte şimdi “ Fed Up” (Aslında “bıkmak” manasına gelir ama kelime oyunuyla “Tıka Basa” olarak çevrilebilir), ismi ile gösterilmeye başlayan belgesel bir film bize bu imkanı sağlıyor ve  tütün endüstrisinin daha çok para kazanmak için insan sağlığını nasıl hiçe saydığını anlatan “Insider” (Köstebek) filminden sonra bu kez besin endüstrisinin şişmanlıktaki merkezi rolüne dikkatleri çekiyor. Filmde şişman çocuklar ve aileleri, konu ile ilgili  bilim adamları  ve politikacılar, besin endüstrisi temsilcileri neredeyse bir gerilim filmi temposu ile bize ABD’de şişmanlık sorununu anlatıyorlar. Ben de geçenlerdeyapılan ve  ülkemizdeki gıda sektörü örgütlerinin de katıldığı bir “ Arama Konferansı”nda  bulunduktan sonra filmi seyrettim ve toplantı boyunca hissettiğim yürek/zihin/ruh sıkışmasının( toplantı boyunca şişmanlığın beslenmeden çok fizik aktivite azlığı  ile ilgisi olduğu vurgulanmaya çalışıldı)çok daha fazlasını filmde görünce biraz rahatladım. Bu yazıda, “ Fed Up” filmden yola çıkarak “şişmanlık epidemisi”  ile ilgilibilgileri özetlemeye çalışacağım.
Çocuklar şişman olmalarından  kendileri mi sorumlu ?
Filmde öyküleri anlatılan çocuklar, şişman olmaktan derin bir çaresizlik duyuyorlar, kilo vermek istediklerini ama ne yapacaklarını bilemediklerini, her yerde “abur-cubur” besinlerle karşılaştıklarını ve bu besinleri görünce acıkma hissedip yemekten kendilerini alamadıklarını söylüyorlar ve kendilerine sıkça  söylenen “ şişman olmak için yaratılmışsın”  sözüne tepki duyarak “Bu doğru değil” diyorlar. Aynı çaresizliği aileler de dile getiriyor ve evde önlem alsalar bile her yerde yüksek kalorili besinlerle karşılaşan çocuklarının yeme davranışlarını kontrol edemediklerini belirtiyorlar.
Gerçekten de çocukları nefislerine hakim olamadıkları için suçlamak doğru değil.Şişmanlığa bakıştaki klasik model, enerjinin sabitliğine dayanır ve insanların çok yemeyi seçtiği için şişmanladığını  varsayar.Bu durumda şişmanlık, şişman kişinin patolojik bir davranışı olarak kabul edilir. Bu bakış, kişinin sorumluluğuna  vurgu yapar ve hükümetlerin/endüstri toplumunun günahlarının bağışlanmasına izin verir.Oysa çocuklar şişman olmayı seçemez. Şişman çocuklar çoğu zaman yaşıtları tarafından dışlanır ve  yaşam kaliteleri  en az kemoterapi alan çocuklar kadar bozulmuştur.  Bunların ötesinde çocuklar besin seçimlerinden sorumlu değildir, ayrıca kişisel sorumluluk kapasiteleri henüz gelişmemiştir.Günümüzde bir çok araştırmacı, çocuklardaki şişmanlığın artışından kızarmış patates, şekerli içecekler, dondurma, patlamış mısır, hamburger vs. gibi “JunkFood” (abur cubur  besin) tüketiminin  çocuk menülerini istila etmesinin yattığını kabul etmektedir.
Ülkemizde yakında  zamanda WHO’nun önerdiği yöntemle ilkokul ikinci sınıf öğrencilerinde  yapılan “Çocukluk Çağı ObeziteAraştırması”ndaşişmanlık sıklığı % 8,4, fazla kilolu (şişmanlık riski olan) sıklığı % 14,3 saptanmış; şişmanlık sıklığının kentlerde kırlara göre 3 kat fazla olduğu belirlenmiştir. Benzer fark İstanbul/batı ile doğu/güneydoğu için de geçerlidir. Bu veriler çocuklardaki şişmanlık artışında yaşam  ve beslenme tarzının ne kadar belirleyici olduğunu göstermektedir. Kentlerdeki ve batıdaki çocuklar küçüklükten itibaren fazla kalori içeren ve yendiğinde/içildiğinde keyif veren ve bu nedenle de ömür boyu yeme alışkanlığı kazanılan ürünlerle daha çok karşılaşıyorlar ve erken yaşlarda şişmanlamaya başlıyorlar. Filmde anlatıldığı gibi hepimiz, “abur-cubur” ürünlerin  başta süpermarketler olmak üzere “ her yerde” olduğunu, bu ürünlerin ucuz ve “güvenli” (güvenli ama sağlıksızlar oysa) olduğu algısının yaratıldığını, çoğu zaman çizgi film karakterlerinin bu ürünlerin tanıtımından kullanıldığınıve çocuklar için sevimli hale getirildiğini, dünyada ve ülkemizde besin endüstrisinin en çok reklam harcaması yapan şirketlerinbaşında geldiğini (Coco-Cola şirketinin global reklam harcaması 3 milyar dolar civarında; ülkemizde ise her ay 500 saat kadar gıda reklamına maruz kalıyoruz), önüne çubuk kraker konan çocuklardan besin reklamı seyredenlerin, seyretmeyenlere göre % 40 daha çok yediğini biliyoruz.
Bütün bunların gerisinde ise “abur-cubur” ve işlenmiş ürünlerin içindeki şeker miktarının fazlalığı ve hızlı emilen şeker üzerinden gerçekleşen “besin bağımlılığı” süreçleri yatıyor.
Bu yazı toplam 192 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37