1. HABERLER

  2. MEKTUP

  3. Gazetecinin özgürlüğü
Gazetecinin özgürlüğü

Gazetecinin özgürlüğü

“Basın özgürlüğü”, “Gazetecinin özgürlüğü “ son dönemlerde ülkemizde en çok tartışılan konuların başında geliyor. 

A+A-

Sadece İzmit’te değil, Türkiye genelinde en uzun süreden beri aktif gazetecilik yapan, ailesinin geçimini sadece bu işten sağlayan biri olarak, bu konuda en fazla söz hakkına sahip olduğumu düşünüyorum.

Bu ülkede, bu kentte bir gazeteci olarak neredeyse her şeyi gördük. Askeri darbe dönemleri, koalisyon dönemleri,  ülkede hükümetlerin kurulamadığı, Cumhurbaşkanı’nın seçilemediği, her gün insanların katledildiği dönemler gördük.

Yerel yönetimlerde çok farklı görüş ve karakterdeki insanlarla çalıştık.

Askeri darbe döneminde, gazeteyi baskı makinasında 4-5 tane döndürüp, makinayı durdurur, piyasaya vermeden önce ertesi günkü gazeteyi 15’inci Kolordu’da bir astsubayın önüne koyar, onayını beklerdik. Çok yazmışımdır.  Bir keresinde gazeteyi denetleyen astsubay, şehrin göbeğinde trenin otomobile çarpması sonucu meydana gelen kazanın haberine kafayı takmış, “Bu haber,  mevcut askeri yönetimi zaaf içinde gösterir. Halkın maneviyatını bozar. Çıkartın”. demişti.

Yine askeri darbe döneminde 1983 seçimlerine gidilirken Türkiye’de ilk kez gerçekleştirdiğimiz büyük kamuoyu araştırmasında askerin desteklediği siyasi partinin seçimi kaybedeceği, Turgut Özal’ın partisinin seçimi kazanacağı gerçeği ortaya çıkıp, bunu yazdığımızda,  gazetedeki bütün yöneticiler olarak Gölcük Donanma Komutanlığı’na götürüldüğümüzü, “Neden anket? Nereden çıktı böyle bir araştırma. Yarın yanlışlık yaptığınızı yazıp, kendinizi tekzip etmezseniz, gazeteyi kapatın, bir daha çıkartmayın.” denildiği günleri yaşadık.

………………

Günümüzde de Türkiye’de basın özgürlüğü, gazetecilerin özgürlüğü çok tartışılıyor. Özellikle Avrupa Türkiye’yi, gazetecileri hapse atmakla, susturmakla suçluyor. Ülkemizi yönetenler ise, “Gazetecilik yaptığı için hapse atılan bir kişi bile yoktur. Gazeteci kimliği, kartı bulunanların suç işleme lüksü olamaz. Tutuklu olanlar darbe destekçiliğinden, bölücü örgüt desteklemekten,  ajanlık yapmaktan suçludur.” diye kendisini savunuyor.

Gazetecinin özgürlüğü bence kendi vicdanından yükselen sesle sınırlıdır. Gazetecileri halk denetler. Okur denetler. Günümüzde ne yazık ki,  okur önyargılı olmuştur. Gazeteleri ve gazetecileri, “Bu iflah olmaz muhalif. İktidardakilerin yaptığı hiçbir şeyi beğenmez.”  diye değerlendirenler de ; “Bu iktidar yalakası. Ülkedeki olumsuzlukları yanlışları hiç görmez. Sadece iktidar şakşakçılığı yapar.” diye değerlendirenler de var. Toplum siyaseten ortadan % 50-50 bölünmüş. Sadece işini yapmak, gördüğünü kendi akıl süzgecinden geçirerek değerlendirmek isteyen gazeteciler de bu bölünmüşlüğün ortasında adeta açıkta kalıyor.

……………

Çok sık bahsediyorum. Benim sosyal medya ile internetle işim yok. Hiç takip etmem, hiç paylaşım yapmam. Ama beni kim arıyorsa görüşürüm. Kimseden kaçmam, kaçınmam… Her gün onlarca insan  pek çok konuda görüşmeye gelir. Çay ikram ederim, dinlerim. Her gün onlarca insan telefonla arar. Yazılarım hakkında kendi düşüncelerini aktarır. Kimisi yazıyı beğenmemiştir yerden yere vurur. Kimisi bir yazıyı beğenmiştir, övgüler yağdırır, “Allah bu şehri sensiz bırakmasın.” diye dualar eder.

Yıllar içinde yergilerden de övgülerden de mümkün olduğu kadar etkilenmemeyi öğrendim. Yazıları çok okunan bir gazeteci, halktan aldığı övgülerin havasına girse, kendisini bulutların üzerinde dolaşıyor sanır, kendisini dokunulmaz gibi görmeye başlar.

Eleştirilerden, suçlamalardan etkilenecek olsa, her gün kafasına sıkıp intihar etmesi ya da bu mesleği tamamen bırakması gerekir.

…………

Geçen gün gazetenin santralinden “Bir okur arıyor” diyerek bir telefon bağladılar. Telefonun öbür ucunda Kandıra’dan aradığını söyleyen, ince sesli, çok hızlı ve hiç durmadan konuşan bir kişi vardı.

Önce Kandıra’nın ihmal edilmişliğini anlatmaya başladı. Kandıra’da çok önemli Osmanlı eserleri bulunduğunu, kente isim veren Akçakoca’nın kabrinin bulunduğunu, ama yerel yöneticilerin de, yerel basının da bunlarla hiç ilgilenmediğini söylüyordu. Telefondaki kişi, mevcut iktidara muhalif bir fanatik miydi, yoksa Osmanlı kültürüne aşık, muhafazakar ama mevcut iktidara düşman biri miydi, inanın bunu bile anlamak mümkün değildi.

Görüşme süresi 15-20 dakikayı buldu. O sıralarda gazetenin birinci sayfasını hazırlıyorum. İşe yoğunlaşmam lazım. Tarzım değil ama, telefondaki muhabbetten sıkıldım. Onca süre içinde telefonun öbür ucundaki kişi makinalı tüfek gibi konuşmuş, ben ağzımı açıp, iki kelime edememiştim. Artık işime dönmem gerekiyordu. Araya girdim, “Beyefendi, şimdi çok işim var. Bu konuyu daha sonra uzun uzun konuşuruz. Hatta buyrun gazeteye gelin. Çay-kahve eşliğinde konuşalım. Ama ne olur, müsait bir zamanda konuşalım.” dedim.

Kızdı. Okurum olduğunu, Kandıra’dan aradığını söyleyen kişi. “Ben zaten senin ne mal olduğunu bilirim” dedi.  Devam etti:

“ Babanın kurduğu gazeteyi de sattın, iktidarın yalakası oldun”

Hani; basın suçu işle, yargılan, 6 ay hapis yat. İnsana bu laf kadar koymaz. Kapattım telefonu.

………………

Anlatmaya çalıştığım şudur: basın özgürlüğü, gazetecinin özgürlüğü, yasalarla, ülkedeki veya kentteki iktidarın şekli, yöneticilerin tavrıyla alakalı olduğu kadar,  toplumdaki  keskin siyasi bölünmeyle de  çok doğru orantılı bir kavramdır. Herkes gazetecinin kendisinden yana olmasını, kendisi gibi düşünmesini istiyor. Herkes gazetecinin iktidar gücüyle kendi adına kavga etmesini bekliyor.

Bana bugüne kadar yazdığım yazılar, yaptığım haberlerle ilgili olarak kimsenin en ufak bir müdahalesi olmadı. Ama ben enayici kahramanlığa soyunacak kadar aptal biri de değilim. Kendi özgürlüğümün sınırlarını kendim belirlemeye çalışıyorum. Bu ülkede, bu kentte kim için, kimler için kendinizi riske atacaksınız? Gazetecilik dışında da bir sosyal hayatınız, bakmakla mükellef olduğunuz bir aileniz varsa, ucuz kahramanlığa neden soyunacaksınız. Bu ortamda,  en azından benim konumumdaki gazeteciler, yazarlar iktidar yalakalığı yapsa, çok önemli kişisel menfaatler elde edebilir. Her şeye rağmen bunu yapmıyorsak, her şeye rağmen bugün bile, nezaket kurallarının dışına çıkmadan, kimseye hakaret etmeden, kimsenin onuru ile oynamaya kalkıp şantaj yapmadan kent adına olumsuzlukları ifade edebiliyorsak,  bu –kimilerine göre yetersiz olsa bile-  bir özgürlük,  meslek adına bir fedakarlık değil midir? Takdiri sizlere bırakıyor, sağlıklı, mutlu bir hafta diliyorum.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.