1. YAZARLAR

  2. İsmet ÇİĞİT

  3. Geçmiş olsun Türkiye
İsmet ÇİĞİT

İsmet ÇİĞİT

Yazarın Tüm Yazıları >

Geçmiş olsun Türkiye

A+A-

Normalden biraz daha sıcak, ama sıradan bir geceydi. Komsum Fikret Ağabey(Efe) ile bizim evde televizyon karşısındaydık. Digitürk’ün Türkmax kanalında, İzmitli Mustafa Sirmen’in yapımcısı olduğu, “Zaman Makinası-1973” isimli gırgır filmi izliyorduk.

Hafiften benim uykum da gelmişti. Film bitsin, yatarım diye düşünüyordum. Bizim evde de elinden cep telefonu düşmeyen insanlar var. Küçük oğlum, “İstanbul Boğaz Köprüleri’nde bir şeyler oluyor” dedi. Saat 21.30 sıraları. Hemen haber kanallarından birine (CNN Türk) geçtim.

Görünen, Boğaz Köprüleri’nin Anadolu’dan Avrupa’ya geçiş şeritlerinin askerler tarafından kapatıldığıydı. Bütün dünyanın terörle sarsıldığı bir dönemde, her halde boğaz köprülerine yönelik bir terör saldırısı ihtimali var diye düşündük. Uzun süre olay bu şekilde cereyan etti. Bu devirde, kimin aklına bir askeri darbe girişimi gelebilirdi?.

………..

Saat 22.30 gibi müthiş bir bilgi kirliliği başladı. Ankara’dan bazı önemli dostlarla görüştüm. F-16’ların Meclis üzerinde alçaktan uçuş yaptığı, MİT binasında, Gölbaşı’ndaki Polis Merkezi’nde patlamalar olduğu bilgileri geldi. Bir şeyler oluyordu.

Başbakan Yıldırım’ı takdir ediyorum. Çok fazla vakit geçmeden, “Bir kalkışma hareketi gibi görünüyor. Devlet, hükümet görevinin başındadır” dedi.

Sabaha kadar devam eden çok yoğun bir telefon trafiği içinde kaldım. “Darbe oldu. Hükümet devrildi” diye sevinenler vardı. Biz, çok darbeler görmüş bir kuşağız. “En kötü seçilmiş sivil iktidarın, en iyi darbe yönetiminden çok daha iyi “ olduğunu bilenlerden. Evde soruyorlar, “Ne olacak şimdi?” diye. Kendimi tutamayıp, ağladığımı hatırlıyorum.

“Her şey çok daha kötü olacak. Türkiye’ye yazık olacak” dedim. Benim kişisel hiçbir kaygım yok. Bankalarda ya da yurt dışında param; malım mülküm yok.. “Bir lokma, bir hırka” ile hayatını sürdürebilecek bir adamım. Yalnız, bu olayların başlamasıyla birlikte arka arkaya sigara içtiğimi fark ettim. 17 Ağustos 1999 büyük felaketinden sonra, bir gün sigarasız kaldığım için, o tarihten beri eve gelirken hep “deprem stoku” dediğim, 2 paket yedek sigarayı yanımda taşırım. Çok hızlı tüketim olduğundan, deprem stoku sigaram tükenmek üzere. Tamam, sabahı bulurum da, ertesi sabah sokağa çıkma yasağı olur da sigaraya ulaşamazsam ne yaparım?

Derken, teslim bayrağını ilk çeken kamu kurumu olan TRT’den darbecilerin bildirisi okunmaya başlandı. Bu arada ben bütün kanalları dolaşıyorum. Yurt içinde, yurt dışında bütün televizyon kanalları normal yayınlarını kesmiş, Türkiye’deki gelişmeleri anlatıyor. Sadece Acun Ilıcalı’nın TV8 kanalında eğlence programı devam ediyordu. TRT’de güzelce bir kadın spiker cuntanın bildirisini arka arkaya tekrarlayarak okurken, içimin daraldığını hissettim. İçimde bir ses, “Çık sokağa, dikil tankların karşısına” diyor. Ama evde paçamdan, yakamdan tutmuş, “Bir yere gidemezsin” diye bağıran aile efradı.

Cumhurbaşkanı ilk kez CNN Türk’e bağlandı. Dik duruyordu. Ama belli ki Cumhurbaşkanı’nın da pek çok şeyden haberi yoktu. Genelkurmay Başkanı’na ulaşamadığını söyledi. “Çıkın meydanlara. Direnin” dedi. Muhalefet partilerinin liderleri, CHP, MHP ve HDP demokrasiden yana, cunta karşıtı açıklamalar yaptı. Vakit gece yarısını geçmişti. Özel televizyonlarda belirsizlik, devletin televizyonunda darbe girişimi yapan cuntanın bildirisi vardı.

Türkiye direkten döndü sevgili okurlar.. Bu ülkede mevcut siyasi iktidarın bir şekilde devrilmesini isteyen, önceki gece yaşanan olaylara sevinen insanlar da vardı. Ama yanlıştı. Türkiye, artık iktidarların seçimlerde sandıkla değiştiği gerçek demokrasiyi özümsemiş, Avrupa normlarını içine sindirmiş bir ülke olmak zorundadır. Bir askeri darbe, hele hele emir komuta zinciri kopmuş şekilde yapılmış bir askeri darbe, Türkiye’yi bitirirdi. Halk demokrasiyi sahiplendi. Halk, Cumhurbaşkanı’nın çağrısını duyunca sokaklara döküldü. Camilerden selalar okunmaya başlandı.

Bütün bunlar olup biterken, bu tablo içinden bir “demokrasi kahramanı” bulup çıkartmanın da bir manası yoktur diye düşünüyorum. İyi yönetilen bir ülkede bu hadiseler olmamalıydı. Nasıl askerin içine kadar sızmış bu darbeci, demokrasi düşmanı zihniyet?.. Nasıl devletin haberi olmamış.

Türkiye’de seçilmiş iktidarı devirmek için, bu devletin tankını, topunu, F-16’sını alan, milletin üzerine silah çeviren cuntanın doğru dürüst hiçbir hazırlığı olmadan böyle bir eyleme kalkışmış olması da ilginçtir. Elbette olay bütün yönleri ile aydınlatılacak. Elbette kimlerin hain, kimlerin vatan, millet ve demokrasi düşmanı olduğunu hep birlikte görecek ve onların ibretlik şekilde cezalandırıldıklarına tanık olacağız.

Ama bugün hepimiz, bu ülkede insanların demokrasiye sahip çıktığını görmekten, bu ülkede demokrasiye karşı darbe yapmak isteyen cuntacıların hedeflerine ulaşamadıklarını görmekten büyük mutluluk ve gurur duymalıyız. Çok büyük bir tufa atlattık. Bundan sonra yapılması gereken ilk iş, demokrasiyi güçlendirmektir. Bu ülkede iktidar partisine oy vermiş ya da vermemiş çok büyük bir çoğunluk önceki gece darbeye, demokrasiyi ortadan kaldırmak isteyenlere karşı birlikte direnmiştir. Demokrasi bilinci, demokrasi denen erdeme sahip olmanın nasıl bir duygu olduğu gerçeği, 15 Temmuz 2016 gecesi pekişmiştir. Yeni bir Anayasa yapmak, hukuk devleti normlarını eksiksiz uygulamak, ülke içinde insanların kutuplaşmasını ortadan kaldıracak sevgi adımlarını atmak, bu saatten itibaren çok daha önemlidir. Bu olay henüz çok taze. Bilinmeyen, açıklanmayan, belirsiz kalan pek çok konu var. Bu nedenle, çok erken, çok uçuk yorumlar yapmamak gerekiyor. Hele önümüz bir açılsın. Şu olup bitenleri tam olarak anlamaya, arkasında kimlerin olduğunu görmeye başlayalım. Bu olay üzerinde daha çok konuşacağız.

Ama şimdilik en azından, “Geçmiş olsun Türkiye” diye bağırabiliriz. Dün sabah hayatın kaldığı yerden devam ettiğini görmek, gerçekten bu ülkenin vatandaşı olarak son yıllarda edindiğimiz en büyük kazanımdır. 

TRT’ye artık vergi ödemeyelim

Türkiye, darbecilere, cuntaya direndi. Türkiye, 15 Temmuz gecesi demokrasiyi nasıl sahiplendiğini, özümsediğini gösterdi. Cumhurbaşkanı teslim olmadı. Hükümet yerinden kımıldamadı. Darbeye karışmayan askerler, kamu kurumları dimdik ayakta durup, direniş gösterdi. Bağımsız medya son derece cesur davrandı.

Gecenin henüz ilk saatlerinde teslim olan ilk kurum devletin TRT’si oldu.  8-10 kişilik bir çapulcu asker grubu basmış TRT’nin Ankara’daki merkez binasını. Hemen teslim olmuş TRT. Önceki gece Türkiye sarsılırken, devletin televizyonunda o cunta bildirisinin defalarca okunmuş olması aslında işleri çok karıştırdı. Türkiye’yi dünyaya TRT rezil etti.

Yandaşı, candaşı, havuz medyası, muhalif medya… Hepsi, darbeye karşı halkla birlikte direniş içindeydi. Hepsi, olayları olabildiğince anlamaya ve anlatmaya çalışırken, bir yandan da darbecilere karşı direnişi örgütlüyordu.

Sadece TRT.. Türkiye’de darbe olmuş, sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş, cunta devlete el koymuş gibi bir havanın esmesine neden oldu. Biz vatandaş olarak o TRT’ye, çuvallarla para aktarıyoruz. Elektrik faturasından TRT’ye pay ödüyoruz. Bir TV, radyo alıcısı alsak, bandrol parası ödüyoruz. Artık, cep telefonu, bilgisayar aldığımız zaman da TRT’ye vergi ödeyeceğiz.

TRT’ye artık vergi ödememek gerektiğini düşünüyorum. 15 Temmuz gecesi gördük ki, Türkiye’nin artık TRT’ye bir devlet televizyonuna ihtiyacı da kalmamıştır. Özelleştirilsin TRT.. Devletin elinde çok zorunlu işler için bir televizyon kanalı kalsın, yeter. 

Bu şehrin meydanı neresi?

Belki konu bugünün mana ve önemine uygun değil. Ama önceki gece Türkiye sıcak saatler yaşarken, Cumhurbaşkanı halka, “Kent meydanlarına çıkın. Demokrasiye sahip çıkın” diye çağrı yaparken, kafama bir soru gelip takıldı. “İzmit’in meydanı neresi?”

Çocuk Parkı Meydanı mı?.. Bugün otopark olarak kullanılan eski Valilik Binası bahçesi mi?.. Yıllar önce mitinglerin yapıldığı Halkevi Binası önündeki alan mı?.. SEKA Park mı?.. Doğu Kışla mı, Perşembe Pazarı alanı mı?.. Belsa’nın önü mü? Neresi İzmit’in meydanı?..

Kent meydanı dediğiniz yer, siyasetten arınmış olmalıdır. O meydanda bir Atatürk Anıtı olmalıdır. Şehrin her yerinden kolayca ulaşılabilir olmalıdır.

İzmit’in çok uzun süredir kent meydanı bile yok. Perşembe Pazarı alanı, adı üstünde, pazar yeri. Allah korusun, perşembe günü bir kalkışma olsa, o alana insanlar direniş için giremez. Sözde pazar taşınacak, Perşembe Pazarı alanı kent meydanı olacaktı?.. Sözde yıkılan eski Valilik Binası’nın alanının altı otopark, üstü tören alanı ve kent meydanı olacaktı?.. Hepsi lafta kaldı. İzmit’in hala bir kent meydanı bile yok. Bakın, gerçek manada bir kent meydanı ne kadar önemli bir ihtiyaçmış. 

Haydar Akar’ı tebrik ederim

Bu sütunların sürekli okurları, CHP Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’la aramın pekiyi olmadığını bilir. Ben, CHP’ye oy vermiş bir seçmenim. Benim oyumla Haydar Akar’ın milletvekili seçilmesini sağladığı için de Kemal Kılıçdaroğlu’na kızarım.

Ama önceki gece, Haydar Akar’ı gerçekten çok takdir ettim. Saat 23.00 sıralarıydı. Ortalık toz duman. Henüz ne olup bittiği anlaşılamamış. AK Partililerin, sonra herkese mesajlar yağdıran belediye başkanlarının falan hiç birinin ortada olmadığı, çıtını bile çıkartamadığı saatler. Cep telefonuma bir mesaj geldi. Açıp baktım. CHP Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’dan geliyor. Akar, “Demokrasiye sahip çıkma zamanıdır. Herkesi, darbe girişimini protesto etmek ve engellemek için, AK Parti İl merkezi önünde toplanmaya çağırıyorum” yazıyordu.

Ne zaman ki Cumhurbaşkanı ekranlara çıktı, hala meydanlarda toplanma çağrısı yaptı, AK Partili milletvekilleri, belediye başkanları o saatten sonra mesajlar atmaya başladılar. Ama ben tanığım. CHP Kocaeli Milletvekili Haydar Akar, AK Partililerden en az 1 saat önce cep telefonu mesajı attı. Demokrasiye inanan herkesi direnişe çağırdı. Akar’ın bu çok anlamlı davranışı unutmayacağım. Hatta, bugüne kadar acaba O’na haksızlık mı yaptım diye de kendi kendimi sorgulayacağım. 

12 Eylül 1980 sabahını hatırladım

11 Eylül 1980 günü Değirmendere’de yazlık evdeydik. Rahmetli babam bu kentteki tek yerel gazetenin sahibi, başyazarıydı. Ben de daha çok genç olmama rağmen, hasbelkader o gazetede çalışan bir gazeteci.

Gazetenin Polis Muhabiri rahmetli Ekrem Bütün gece yarısı saatlerinde babamı aramıştı. O zamanlar böyle sosyal medya, cep telefonu falan yok. Ekrem Bütün nasıl yapmışsa, şehirlerarası santraller üzerinden İzmit’teki bir sabit telefondan, Değirmendere’deki evimizin telefonuna ulaşmıştı. Babama, “Dündar Abi, İzmit Caddeleri’nde tanklar dolaşıyor. Askeri darbe oluyor” diye bilgi vermişti. Hemen evde radyonun açıldığını hatırlıyorum. Hasan Mutlucan türküleri başlamıştı.  Darbeyi emir-komuta zinciri içinde yapan Türk Silahlı Kuvvetleri adına bildiri okunuyordu. Kenan Evren, “Ülke yönetimine el koyduk. Sokağa çıkma yasağı ilan edildi” diyordu.

Ertesi sabah babam erkenden beni uyandırdı. Kendisi hiç uyamamıştı. Rahmetli babam araba kullanamazdı. Ben aynı zamanda şoförüydüm. Evden çıktık. Sokağa çıkma yasağı var. Araba ile Değirmendere dört yoldan D-130’a çıkacak, İzmit’e geleceğiz. Dörtyol Kavşağı’na gelmeden, elinde bir otomatik tüfekle bir asker bizi durdurdu. Sokaklarda başka kimse yok. Asker, “Sokağa çıkmak yasak. Eve dönün” dedi. Babam itiraz etmişti.  Değirmendere’de askerin eline geçen karakola götürüldük. Babam kendini tanıttı. Karakoldan İzmit’teki bazı yerlere telefon etti. Bir süre sonra bize bir izin kağıdı verdiler, İzmit’e gelmek için tekrar yola çıkmıştık. Yolda birkaç kez durdurulduk, o kağıt işe yaradı.

İzmit bomboştu. Tanklar vardı. Bütün dükkanlar kapalıydı. Belki daha o ilk günden anlamamıştım ama ilerleyen günlerde demokrasinin askıya alınmasının, askeri darbenin ne kadar kötü bir şey olduğunu çok iyi anlamıştım. Bu nedenle, önceki gece ben televizyon karşısında ülkem adına çok büyük kaygılar yaşarken, gençler ellerinde cep telefonu ile Pokemon avlamaya çalışıyordu.

Dün sabah, ben büyük oğlumu uyandırdım. Gece hiç uyumamıştım. Araba kullanırım ama oğluma, “Sen götür bizi İzmit’e” dedim. Yollar yine boştu. Ama bizi durduran asker de yoktu. İzmit’e geldik. Hava ağırdı. Ama Yavuz Pastanesi’nden açmamı, az ötedeki büfeden artık tamamen bitmek üzere olan sigaramı alabildim. 12 Eylül 1980 sabahı, gazete binasının önünde asker vardı. Dün sabah hiçbir şey yoktu.

Nasıl teselli buluyorum biliyor musunuz; bu defa bu ülkede demokrasiyi yıkmak isteyen darbeciler kendilerine, “Atatürkçü, laik” falan gibi kutsal sıfatları veremiyorlar. Bu defaki başarısız girişim çok farklı. Ne mutlu ki, kendilerini “Atatürkçü ve laik” olarak tanımlayan insanların büyük bölümü de seçilmiş iktidardan, demokrasiden yana açık tavır koyabiliyorlar. Bu defaki darbe girişimi, birkaç yıl öncesine kadar el ele-kol kola olmuş insanların birbirlerine olan husumetinden kaynaklanıyor. Hepimiz karşı çıkıyoruz.

Hiç kimse, “Demirel her defasında şapkasını alıp gitmişti. Bak, şimdikiler nasıl direndi” türünden yorumlar yapmaya kalkmasın. O dönemin şartları ile bu günlerin şartları, o zamanın Türkiye’si ile bu günlerin Türkiye’si çok farklı. Bu darbeye kalkışanlar, o Türk Silahlı Kuvvetleri’nin içine nasıl girdi. Nasıl rütbe aldı. Nasıl o F-16’ları, tankları yönetecek yetkiye sahip oldu?.. Herhalde bunları da sorgulamak gerekecektir. 

Bu yazı toplam 2110 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum