• BIST 107.041
  • Altın 143,530
  • Dolar 3,5635
  • Euro 4,1526
  • Kocaeli 18 °C

GELİN İÇTİĞİNİZ KAHVENİN TADINA VARIN

İbrahim ELGİN

 Bir grup kariyer yolunda ilerlemek isteyen yeni mezun üniversiteli gençler profesörlerini ziyarete giderler. Sohbet ilerleyip sonunda işin ve hayatın stresinden şikayetleşmeye döner. Misafirlerine kahve ikram etmek isteyen profesör mutfağa gider, ve yanında büyük bir termos içinde kahve ile döner. Kahvenin yanında porselen, cam, kristal, plastik olmak üzere değişik tarzda ucuz görünenden pahalı ve çok özel olanlarına kadar değişik bardaklarla gelir. Herkes kendine bir bardak seçer ve seçtikten sonra profesör şöyle söyler. Fark ettiyseniz tüm pahalı görünen bardaklar alındı ve geriye sadece ucuz görünümlü bardaklar kaldı. Kendiniz için en iyi olanı seçmeniz ve istemeniz normal olsa da bu sizin stresinizin ve problemlerinizin kaynağı aslında. Şundan emin olun ki bardağın kendisi kahvenin kalitesine hiç bir şey katmaz  Çoğu zaman sadece daha pahalıdır ve hatta bazı durumlarda da içtiğimizi saklar. Hepinizin aslında istediği kahveydi bardak değil ama bilinçli olarak en iyi bardaklara yöneldiniz ve sonra birbirinizin bardağına bakmaya başladınız. 
Şunu bir düşünün hayatı bir kahve olarak algılayın. İş, para ve toplumdaki konumunuzda bardaklardır. Onlar hayatı tutmak için sadece araçlardır. Ve seçtiğiniz bardak yaşadığınız hayatın kalitesini belirlemediği gibi tadını değiştirmezde. Bazen sadece bardağa odaklanarak kahvenin tadını çıkarmayı unuturuz. Gelin içtiğiniz kahvenin tadına varın. En mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip olan insanlar değildirler. Sadece her şeyin en iyi şekilde tadını çıkartırlar. 
Bu günkü insanoğlu hep bir arayış içinde ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor. Sanıyoruz ki çok paramız, bir mevkiimiz, çok güzel bir villamız veya son model bir arabamız olunca çok mutlu olacağız. Ama maalesef böyle değil. Hayatta önemli olan şey sadece kendimiz için kazanmaktan ziyade. Kimi zaman yavaşlamak anlamına gelse bile kendimizle birlikte diğerlerinin de kazanmasına yardım etmektir. 
Hani çok meşhur yaşanmış olaydır. Seattle özel olimpiyatlarında zihinsel özürlü olan dokuz yarışmacı 100 metre koşusu için başlama çizgisinde toplanırlar. Başlama işaretiyle birlikte hepsi birden yarışa başlarlar. Yarış başlar başlamaz içlerinden genç bir delikanlı tökezleyip yere düşer ve ağlamaya başlar. Diğer sekiz genç yarışmacı delikanlının hıçkırıklarını duyar ve yavaşlayarak geriye baktıktan sonra hepsi yönlerini değiştirip geriye dönerek genç delikanlının yanına gelirler. 
İçlerinden biri delikanlıyı kaldırır sonra dokuzu birden kol kola girip bitiş çizgisine doğru hep birlikte koşmaya başlarlar. Stadyumdaki herkes bu yürekli insanları gözleri yaşararak dakikalarca ayakta alkışlarlar. Bu olaydan insan olarak çıkaracağımız çok dersler olduğuna inanıyorum. Bu günün insanı bencillikten kurtulup sencilliğe yönelmediği sürece mutluluğu yakalaması biraz zor görünüyor. Peki bu duruma nasıl geldik dersiniz. Çünkü bizi biz yapan manevi duygularımızdan uzaklaştıkta ondan. 
İnsanlarımız arasında ki sevgi, saygı, hoşgörü, iyi niyet, sadakat, paylaşma, dostluk, arkadaşlık, aileye bağlılık gibi duygular biraz azalmış durumda. İnsan bu duygularla vardır. Hayatımız bunlarla anlam kazanır ve yaşanır hale gelir. Bugünün insanı hayatı sadece para ve varlıktan ibaretmiş gibi görüyor. İnsanlar anında birbirini sevip anında da birbirlerinden nefret edebiliyorlar. Birbirlerine sadakatları karşılıklı menfaatlerinin azlığı veya çokluğuna bağlı. Oysa ki maneviyattan uzak böyle bir yaşam şekli kendilerini yalnızlaştırıyor. Hiç kimse karşısındakine güvenip hiç bir şeyini emanet edemiyor. 
Evlerimiz kapılarını hep çelik kapılar yaptık. Ama bunun yanında da kalplerimize de çelik kelepçelerden şüpheler taktık. İnsanlar birbirlerine maddi güçlerle bağlı. Para varsa huzur var, mutluluk var. Para yoksa huzursuzluk var diyecek kadar pervasızlaştık. Bazen eşlerden biri önceden iyi bir maddiyata sahip olsa bile zamanla maddi güçlüğe düşebiliyor. Bu durumda iyi günde ve kötü günde beraberiz dediği hayat arkadaşı hemen sırt çevirip kendisinden uzaklaşabiliyor. Bakın son günlerde televizyonlarda en çok izlenen çöpçatan programları ikinci, üçüncü hatta dördüncü eşini arayan hanım ve beylerle dolu. Hepsinin zannetmeyin ki maddi gücü yeterli değil. Tabii ki hayır. Sorun kaybedilen yada hiç önemsenmeyen manevi duygulardır. İnsanlar karşısında ilk defa gördüğü birine sevgi ve nefret sözcüklerini anında söyleyebiliyor. 
Yıllar sonra oluşması gereken sevgi sözcüklerini hemen oracıkta birbirlerine peşi sıra söyleyebiliyorlar. Daha karşısındakinin kim, ne, nereli olduğuna bakmıyor bile. Evet önce göz görür fakat aslında ruh sever. Ama ruhları olmayan bedenler birbirleriyle ne kadar uyuşabilir ki. Ayrıca ruhumuz olmadan eş ruhumuzu bulmak gibide bir şansımız yoktur. İşte bu yüzden içimizde sürekli bir eksiklik duygusuyla yaşıyor ve mutluluğu bir türlü yakalayamıyoruz. Evet freni patlamış kamyon gibi yaşamanın hiçbir anlamı yok ayağımızı gazdan yavaş, yavaş çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini bekleyelim artık aceleye ne gerek var. Herkese iyi pazarlar…             

Bu yazı toplam 1511 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKAN MARKALARIMIZ
  • TUANA EVLERİ 3. ETAP
  • TUANA EVLERİ 2. ETAP'TA YÜZDE 5 İNDİRİM
  • ROMATEM Kocaeli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi
  • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37