1. HABERLER

  2. MEKTUP

  3. Gençleşmekte çok geç kaldık
Gençleşmekte çok geç kaldık

Gençleşmekte çok geç kaldık

MEKTUP- İsmet ÇİĞİT ÖZGÜR KOCAELİ bu kentte sadece kendi sektöründe değil, bütün kurumlar içinde, en sağlam, en istikrarlı kurumlardan biridir. Sektördeki arkadaşların hepsi kabul eder. Bu gazeteye girenler,

A+A-

MEKTUP- İsmet ÇİĞİT

ÖZGÜR KOCAELİ bu kentte sadece kendi sektöründe değil, bütün kurumlar içinde, en sağlam, en istikrarlı kurumlardan biridir.

Sektördeki arkadaşların hepsi kabul eder. Bu gazeteye girenler, emekli olana kadar -hatta büyük bölümü emekli olduktan sonra da- çalışmaya devam ederler. Kolay kolay, kimse işten çıkartılmaz. Kolay kolay, kimse de işten ayrılmaz.

Bir gazetede uzun yıllar aynı işte çalışan, tecrübe kazanan insanların bulunması elbette önemli avantajdır. Ama zaman içinde bir atalet, bir durağanlık, bir heyecansızlık nedeni haline de gelebiliyor. Kurumların gençleşmeye, daha dinamik, daha heyecanlı ve günümüz teknolojilerine daha fazla adapte olmuş insanlara ihtiyaçları vardır.

Biz müessese olarak bu konuda aşırı tutucu davrandık. Hatta geç kaldık. Yenilenemedik. Yıllarca aynı kurumda, aynı işi yapan, giderek heyecanları törpülenen, yaptıkları işe kimse karışmadığı için gereğinden fazla havaya girip, kendisini çok fazla önemsemeye başlayan insanlar grubu haline gelmeye başladık. Bu kategoriye ben kendimi de koyuyorum. Fırsatını bulduğumda, müessese açısından gözümün arkada kalmayacağını anladığım ortam sağlandığında, ben kendimi de tasfiye etmeye hazırım.

Gençliğin enerjisini, geçtiğimiz aylarda bu gazete çatısı altında çok daha iyi anladım. Meslek liselerinin son sınıflarında eğitim gören öğrencilerin, eğitim dönemi içinde haftanın iki günü okulda ders görmesi, haftanın üç gününde de eğitimini aldıkları meslek dalında faaliyet gösteren kurumlarda staj yapması gerekiyor.

Biz geçen yıl, Suadiye’deki Yıldız Entegre Meslek Lisesi’nde gazetecilik alanında eğitim görün üç tane lise son sınıf öğrencisini stajyer olarak kabul ettik. Lise son sınıf öğrencisi üç genç kız (Vildan, Dicle, Dilara)  Eylül-Haziran arasındaki eğitim yılı boyunca haftanın üç günü bu gazetenin yazı işleri servisinde çalıştılar.

Tecrübeli muhabir arkadaşlarla birlikte her türlü haberin peşinden koştular. Enerjileri, gençlikleri gazetenin yazı işleri katına hareketlilik getirdi. Bazı haberlere, tecrübeli ağabeylerinden, ablalarından farklı açılardan baktılar. İşten kaytarmayı hiç akıllarından geçirmediler. Bir haber için görevlendirilip yollandıklarında, yolda karşılarına çıkan diğer haberi de yapmayı kendilerine yük saymadılar. Kenti tanıdılar, insanları tanıdılar. Çalışırken, haber üretirken, “Biz iş yapıyoruz” havasında olmayıp, yaptıkları bu işten zevk aldıklarını gösterdiler. Pek çok hafta sonunda, tatil gününde bile, “Belki bize ihtiyaç olur” diye gazeteye geldiler, iş istediler, haber istediler.

Üç stajyer arkadaşımız Vildan, Dicle ve Dilara’nın yasal çalışma dönemi, okulların tatile girmesiyle birlikte bitti. Bu dönem boyunca, yasal ücretleri müessese tarafından ödendi. Onlar, LYS’ye girdiler, önümüzdeki dönem bir üniversiteye girmek istiyorlar. Ama bir yandan da hala yaz tatilinde bile gönüllü olarak gazeteye gelip, haber peşinde koşuyorlar.

Genç nesil daha farklı. Daha heyecanlı. Yıllarca aynı işi yapan, aynı masada oturup, aynı bilgisayarı kullanan ve meslekte kıdemli hale gelenler ister istemez tempolarını kaybediyorlar. Bu nedenle, kurumların, özellikle de üretilen iş nedeniyle sürekli dinamik olması gereken basın kuruluşlarının zamanı geldiğinde gençleşmesi gerektiğini şimdi çok daha iyi anlıyorum.

Eylül-Haziran döneminde stajyer olarak gazetemizde çalışan Vildan, Dicle ve Dilara’ya, resmi staj dönemi bitince son bir görev verdim. Bu gazetedeki staj döneminin izlenimlerini, bu gazetenin yazı işlerinde gördükleri eksikleri, hataları ve tavsiyelerini yazmalarını istedim.

Raporlarını yazılı olarak bana verdiler. Hayatlarının en güzel günlerini, yaşam boyunca unutamayacakları anıları ÖZGÜR KOCAELİ’deki staj günlerinde yaşadıklarını, herkesin kendilerine çok iyi davrandığını, bu süre içinde şehri, insanları, hayatı öğrendiklerini, okuldaki eğitimden çok daha fazlasını burada aldıklarını yazmışlar. Bu mesleği, bu gazetede sevdiklerini belirtiyorlar. Tabii, gördükleri eksikler, hatalar konusunda da tavsiyelerini iletmişler. Onlar bizden bir şeyler öğrendi, biz de onlardan bir şeyler öğreniyoruz.

Hayat, herkesi yıpratıyor. Yaşın ilerlemesi, uzun yıllar aynı işi yapıyor olmak, insanların yaratıcılığını da törpülüyor, hatta yok ediyor.

Ben bu gazetenin terbiyeli, ama dinamik olmasını istiyorum. Bu gazetenin ideolojisi olmasın, bu gazetede her siyasi görüşten insan bulunsun, bu gazeteden her siyasi görüşten, her yaşam biçiminden insan keyif alsın, kendisini bulsun istiyorum.

Her türlü güzelliğin içinde mutlaka çirkinlik; her türlü iyiliğin içinde mutlaka kötülük; her türlü doğrunun içinde mutlaka yanlışlık bulmaya ve bunu çıkartmaya özen gösteren saplantılı bir gazetecilik tarzımız değil. Tam tersine, çirkinliklerin içinden güzellikleri; kötülüklerin içinden iyilikleri, yanlışların içinden doğruları bulup çıkartmanın önemli olduğunu ve hatta olaylara pozitif bakıyor olmanın daha zor ve karmaşık bir iş olduğunu düşünürüm. Bu gazetede saplantılı görüşlerin, her gün aynı üslup içinde sıkışıp kalmış, her gün aynı insanları hedef alan yazıların yer almasını aslında içime sindiremiyorum. Ama bugüne kadar da hiç müdahil olmadım. Belki de yanlış yapmıştım.

Mutlaka duymuşsunuzdur; geçen hafta içinde bu gazetenin en kıdemli, en deneyimli, en saygın isimlerinden biri, yaklaşık 15 yıldan beri köşe yazarlığı yapan değerli ağabey Ruhan Odabaş ile yollarımız ayrıldı.

Bir kere şu gerçeğin altını çizmek isterim. Ben neredeyse 30 yıldan beri bu meslekte yöneticilik yapıyorum. Bugüne kadar kimsenin yazısına, görüşüne karışmadım. Yayınlanmadan önce hiçbir yazıya müdahale etmedim.

Birkaç yıl önce sadece Zafer Çakıroğlu’nun işten çıkartılmasına ben karar vermiştim. Bu da mecburiyetten kaynaklanmıştı. Çakıroğlu günlerce ortadan kaybolmuş, yazı işlerindeki diğer arkadaşlarının da tepkisini çekmişti. Hatta bu çok sevdiğim arkadaşımı işten çıkartmak kararında geç kaldığım için de çok eleştirilmiştim. Bunun dışında yazı işlerinde çalışan bir tek kişiye bile  “Seni işten çıkarttım” demedim.

Ruhan Odabaş, benim ağabeyimdi. Çok fazla samimiyetimiz, çok uzun boylu muhabbetimiz yoktu. Bunca yıl bir tek yazısı için kendisine en küçük bir söz söylemedim. Bazı yazıları bana sıkıntı yarattı, bunu bile kendisiyle konuşmadım.

Geçen hafta yaşanan olay, stratejik bir konuyla ilgiliydi. Hep aynı tonda, aynı üslupta giden yazılardan kaynaklanan, giderek yoğunlaşan bir sıkıntı vardı. Ruhan Ağabey’in yanına ben çıktım. İzin hakkın var. Bir süre izin kullan, dönüşte de başka alanda çalışalım. Gazetenin ilavelerinin sorumluluğunu siz üstlenin, her ay farklı alanda geniş içerikli ilaveler yapalım dedim.

“Yok, ben işi bırakayım” dedi. Benim büyüğüm, çok saygı duyduğum bir yazar, edebiyat ustası. Bütün yasal hakları ödendi. El sıkıştık, ağabey kardeş gibi dostça ayrıldık. Elbette üzüldüm. Hem bu tür olaylara alışık olmadığım, hem Ruhan Ağabey’e olan saygım, sevgim nedeniyle üzüldüm.

Ama ÖZGÜR KOCAELİ’de idari yapılanma nedeniyle yaşanan bu olay, hiç kimsenin bu gazete hakkında yanlış düşünmesi için gerekçe değildir. ÖZGÜR KOCAELİ her zaman aynı çizgide, kendi yolunda, kendi inandığı doğrular üzerinde yoluna devam edecektir. Yazının başında da belirttim. Benim de vaktim, zamanım doluyor. Belki uzatmaları oynuyorum. Bu gazetenin bu kent için en iyi hizmeti yapabilmesi adına gençleşmesi, saplantılardan kurtulması, hareketlenmesi gerekiyor. Sonsuz saygı ve sevgilerimle. 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.