1. YAZARLAR

  2. Sevcan TAMER

  3. GERÇEKTEN DENİZLERİMİZDE BALIK BOL MU DERSİNİZ?
Sevcan TAMER

Sevcan TAMER

Yazarın Tüm Yazıları >

GERÇEKTEN DENİZLERİMİZDE BALIK BOL MU DERSİNİZ?

A+A-

“Balığı  sever misin”  diye  soracak  olsanız,  alacağınız  cevap  okkalı  bir  “Evet,  o da  sorulur mu”  olacaktır. Ancak,  altı  kuşaktan  bu  yana  gelen  denize  sahip  bir  şehrin  çocuğu  olarak,  hamsi, palamut  ve  istavritten  başkasını  tanıyamam.. Hadi  diyelim ki  bu  benim  eksikliğim  ve  yeteneksizliğim,  peki  hepiniz  balık  çeşitlerini  tanıyor musunuz? Eğer  tanıyorsanız  amenna.. Ama “Ben de  senin  gibi   balık  çeşitlerinden  pek  anlamam”  diyorsanız, vazgeçin  gitsin.. Çünkü  bu  gidişle  o  meşhur  deyimin  gerçekleşeceğine  inanıyorum.. Hani  balığın  her  çeşidinin  çok  sevildiğini  anlatmak  amacıyla  “Denizden  babam  çıksa  yerim” denir  ya,  işte  o  günlere  yaklaşıyoruz.. Defalarca  bu deyimi  kullanarak  yazılar  yazmış  “Dikkat  bu  iş  böyle  giderse  sonunda   denizden  balık  yerine  babanız  çıkabilir  ve  bizlerde, balık  yerine  o  mecazi  babayı  yeriz” demiştik Yalan mı  yani?  Gidişat  öyle  gösteriyor ki,  artık denizlerimizin  içinde  balıktan  başka  her  türlü  nesneyi   bulabilme  şansına  sahip  olabileceğiz!. Yaşasın,  ne  mutlu  bize.. Bunu da  başardık  sonunda! Geçtiğimiz  günlerde  balık  yasağının  kalkacağı  için  balık  seven  herkes  çok  büyük  merak  ve  beklenti  içindeydi.. Ama  ben  daha  önce  hem  Çınarcık’ta,  hem de  İzmit’te  bir  kaç  balıkçı  kardeşimle  konuşmuştum.. Tabi ki  bekliyorlardı  balığı, gelgelelim  pek te  umutlu  değillerdi.. Çünkü  balığın  nasıl  katledildiğini  en  iyi  onlar  biliyordu..  Vee,  balık  sezonu  açıldı  sonunda.. Ancak  takip  ettiğim  kadarıyla  sonuç  şu  anda  hayal  kırıklığı.. Hani  balık  boldu,  deniz  balık  kaynıyordu.. Balıkçımla  sezon  açılışından  sonrada  konuştum..  Bana  “Beklenen  ürün  alınamadı, havanın  soğuması  veya  kar  yağması  lazım ki  balık  bollaşsın  abla,  inan ki  üzgünüz”  dedi..                                                               Bu  durum,  sizleri   bilmem  ama,  bana  hiçte  sürpriz  olmadı  diyebilirim..      

Ya  arkadaşlar,  uzun  bir  zamandan  beri  denizlerimiz  ve  dolayısıyla  “balık”  konusu  tartışılmıyor mu?  Sistem  eleştirilmiyor mu?  Ve  birileri “Bu  gidişle  balık  bitecek  ama  kaçak  avcılık  asla  bitmeyecek”  diye   bas  bas  bağırmıyor mu? Dahası,  Trolle  avlanmanın  ne  derece  sakıncalı  olduğu da  hep  anlatılıyordu..  Avlanacak  balıkların  cinsine  göre,  boy  ölçülerine  dikkat  çekiliyor, bu  kurallara  uyulması  isteniyordu.. Peki sonuç  ne  oldu?  Bu  işi,  yani  balıkçılık  mesleğini  hakkıyla  yapan  kişiler  mağdur  ve  çaresiz, bol  bol  balık  yemeği  bekleyenlerse  hayal  kırıklığına  uğradı..

Hafta  sonu  eşimle  balık  almak  için  balıkçılar  çarşısına  gittik.. Sırasıyla  gezdik  tezgahları.. En  ucuz  balık  sardalye  idi  ve  satış  fiyatı  20  liradan  başlıyordu.. Sonra  hamsi  30 TL.. Adını  bilmediğim   bir  kaç  çeşit  balık daha  sergileniyordu  tezgahta.. Eşim  zor  bulunduğunu  anladığım  birkaç  balık  sordu.. Fiyatlara  yaklaşmak  mümkün  değildi.. Kim  alabilirdi ki  zaten.. Yanımızdaki  ailenin  söylendiğini  duyduk..  “Denizde  balık mı  kaldı?”  Eh  doğru  söze  ne  denir.. Tezgahlara  baktık,  baktık.. Canımızda  çok  istiyordu.. Sonunda  kilosu  30 TL den  hamsi  aldık.. Balıkçı  adının  sarıkanat  olduğunu  söylediği  balıkları  göstererek  derin  bir  ah  çekti  ve  “Ah  be  ağabeyim  ah,  büyümesine  izin  verilse  bu  gariplerde  Lüfer  olacaklardı,  ama  ne  gezer” gibi  esprili  sözlerle  sıkıntısını  dile  getirmeye  çalıştı.. Tezgahları  süslemekle  yükümlü  diğer  balıkların  çoğu  trolden  geri  kalan  küçük,  küçük  yavru  tekir  (o  bile  yok artık) yavru  istavrit  ve  yavru  hamsi  oluyormuş  ne  yazık ki.. Gördüğüm  bu  manzara  üzerine  internette  hem  balıklarla  ilgili  bilgi  dağarcığımı  güçlendirmek,  hem de  son  günlerde ki “balıkçı”  sorunlarının  ne  düzeyde  olduğuna  göz  atmak  amacıyla,  şöyle  küçük  bir  istihbarat  yapmak  istedim.. Durum  içler  acısı.. Burada  iş  hem  devlete,  hem  balıkçılara,  hem de  biz  alıcılara  düşüyor  anlaşılan.. Mesela,  bakınız  asla  uyulmayan  bir  düzenleme.. Hamsi en  az  9 cm, istavrit 13,  kalkan  balığının  avlanma  boyunun  45 cm, palamut  en  az  27 cm,  tekir 11 cm, lüferin 25 cm  olması  gerekiyor.. O  nedenle  yasa  dışı  boydaki  balıkların  avlanılmasını  önlemek  için  denetimlerin  sıklığı  kadar ,  cezaların  caydırıcı  cinsten  olmasına   önem  verilecek  ve  kanunlarla  teyit  edilecek.. Kaçak,  aşırı  ve  yasadışı  avcılığı  engellemek  için  denetimler  arttırılacak.. Denizlerimizin  belli  yerlerinde  ve  bilhassa  boğazlarda  gırgır  ağlarıyla  avlanılmasına  asla  göz  yumulmayacak.. Sonra,  denizlerimize  göre  çok  büyük  olan  av  filolarının  acilen  küçültülmesi  gerekiyor.. Yani  daha  önce  birden  fazla  ceza  almış  teknelerin  av  ruhsatlarının  alınması  yoluyla  bu  işlem  gerçekleştirilecek.. Daha  bu  gibi  önemli  şartlar  sıralanıp  gidiyor.. Tabiatı  ile  balıkçıların  veya  balık  avlayanların  hepsi  aynı  fikirde  değil.. Kimisi  böyle  giderse  balığın  denizlerimizden  uzaklaşıp  gideceğine  inanarak  tasalanırken,  kimisi “ben  balığın  boyunun,  yaşının,  biçiminin  derdinde  değil,  ekmeğimin  derdindeyim”  diyebiliyor.. Hatta  balıkçılar  arsında  silahlı  saldırılara  varan  kavgalar  bile  yaşanmaktaymış.. Yani  bu,  trolcüler  ile  kuralsal  ve  geleneksel  yöntemlerle  avlanan  balıkçılar  arasında  baş  gösteren  “ekmek  kavgasının”  ta  kendisiydi.. Ve  son  versiyonuydu.. Hükümetler  nedense   bu  gidişatı  göremediler..  Plansız  sözde  teşvik  amacıyla, balıkçıları  uzun  vadeli  kredilere  boğdular.. Bu  balıkçıların  çoğu,  bir  anda  kendisini  armatör  gibi  görmeye  başladı.. Aslında  gidişat,  bu  günlerin  habercisiydi.. Bakınız  okuduğuma  göre,  tüm  karşı  mücadeleye  rağmen  engellenemeyen,  yavru  balık  avlamanın  cezası, balık  başına  1.300 TL  imiş.. Ceza  güzel  doğrusu.. İyi,  güzelde  yine  yazılana  göre  balıkçı  bu  cezayı  ödüyor  ve  sonrasında  ne  oluyor  dersiniz? El  konan  o  zavallı  yavru balıkçıklar  tekrar  satılıyor.. Bizlerde bir  güzel  alıp  yiyoruz.. Veya  lokantalarda  afiyetle  balık  yemeğe  koşuyoruz.. Ardından da,   bir  dünya   para  ödeyerek.. Olayın  tüketiciye  düşen  en  önemli  yanı  bu işte.. Asla  yavru  balık  almamalı  ve  paramızla  bu  canavarlığa  katkı  sağlamamalıyız.. Yasaları  delenlere  pirim  verme  durumuna   düşmemeliyiz.. Demek ki,  en  kısa  sürede  yasalarımızda   yeni  düzenlemelere  ihtiyaç  vardır.. Balıkçıların  arasındaki  kavgayı  ve   çirkin  husumeti  ortadan  kaldırmak  üzere  çözümler  üretmekse,  işin  en  can  alıcı  bölümü  dersem  yanlış mı  olur  acaba?  Beyler,  işin  şakası  kalmadığının bilmem  farkında mısınız?  Balık  avı  üzerine  yasalar  değişmedikçe, tüketici  olarak  bizler   acımasızca  yavru  balık  satın alıp  yemeye  devam  ettikçe  ve  devlet  boşta  kalmış  balıkçılara  yeni  geçim  kaynakları  bulamadıkça,  balığı  yakında  sadece  rüyamızda  göreceğiz..  Aman  olsun.. Ne  gam.. İthal  balıklarımız  var ya..  Bakın  tezgahları  ve  balık  reyonlarını  ne  de  güzel  süslüyorlar..  Bence  bizim  sevgili  balıklarımıza da  söylenecek  tek  söz  kalıyor..  “Güle,  güle  canım  balıklarım.. Yolunuz  açık,  şansınız  bol  olsun”… 

Bu yazı toplam 907 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.