1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Güneş’in gırnatası
Güneş’in gırnatası

Güneş’in gırnatası

Kendi partisinin içinde bile pek çok kişi tarafından sevilmeyen, itici gelen, arkasından ileri geri konuşulan Kocaeli Milletvekili Prof. Hurşit Güneş’i ben seviyorum. Aslında siyaset yapanları sevmek ya

A+A-

Kendi partisinin içinde bile pek çok kişi tarafından sevilmeyen, itici gelen, arkasından ileri geri konuşulan Kocaeli Milletvekili Prof. Hurşit Güneş’i ben seviyorum.

Aslında siyaset yapanları sevmek ya da sevmemek çok önemli değil. Güvenip,  güvenmemek önemli. Bu açıdan bakıldığında Prof. Güneş’e ben güveniyorum.

Bir siyasetçiden ne beklersiniz?.. Başınız sıkıştığında sizin işinizi görsün, öğretmen ataması, polis tayini, hemşire nakli işlerine baksın; devletin değirmeninde suyun başındaysa size avantalı krediler, kamudan ballı kaymaklı ihaleler versin beklentisindeyseniz, Hurşit Güneş elbette “Sevilmemesi gereken” bir siyasetçi tipidir.

Nasıl ki Nihat Ergün’e böyle işler yaptıramazsınız, günün birinde Hurşit Güneş, siyaseten devletin önemli bir yerine gelirse, O’na da yaptıramazsınız. Hatta, kolay kolay ulaşamazsınız. Bu özellikleri nedeniyle Hurşit Güneş’i seviyor ve güveniyorum.

Geçen çarşamba günü Şampiyonlar Ligi’nde Dinamo Zagreb-Real Madrid maçı oynanmıştı. Real Madrid’in 1-0 galibiyeti ile biten maç boyunca, Zagrebli futbolseverler sürekli olarak Real Madrid’in dünyaca ünlü yıldızı C. Ronaldo’ya küfür etmişler. Top Ronaldo’nun her ayağına gelişinde, bütün Zagrebliler ıslık kıyamet bağırmış.

Maç sonunda gazeteciler Ronaldo’ya, “Sizi rakip taraftarlar neden sevmiyor?.. Neden ıslıklıyor” diye sormuş. Ronaldo, “Gencim, güzelim, çok param var. Bu nedenle insanlar beni kıskanıyorlar” demiş. Eminim, Real Madrid takımı içindeki diğer futbolcuların büyük bölümü de Ronaldo’yu sevmiyorlardır. Onların gerekçesi de Zagrebli futbolseverlerle aynıdır.

Prof. Hurşit Güneş’in durumu da biraz böyle. Çok başarılı, çok parlak bir siyasetçi değil. Ama Türkiye siyaseti için genç, karizmatik, kariyeri var. Belki, siyasi hayatı boyunca çok yüksek yerlere gelemeyecek. Ama günün birinde CHP iktidar olursa,  Hurşit Güneş mutlaka o iktidarda etkili ve yetkili biri olacak.

Güneş, beklentilerin aksine örnek bir milletvekili portresi çiziyor. Boş kaldıkça seçim bölgesi Kocaeli’ye geliyor. İzmit’te, partisinin il örgütü tarafından hazırlanan programları katılıyor. Program dışı uğradığı ender yerlerden biri, bu gazetedir.

Perşembe günü, aslında bizim için pek uygun olmayan bir zamanda gazeteye geldi. Tam ertesi günkü gazetenin birinci sayfası üzerinde son çalışmaları yapıyorduk. Güneş gelince,  işi askıya aldık.

Herkesle selamlaştı. Yanında İl Başkan Yardımcısı Hüseyin Erol da vardı. Aslında benim çok yakından tanıdığım Erol’u bana sunarken, “CHP Kocaeli il örgütünün Hurşit Güneş’i” dedi, “O da benim gibi partinin idari ve mali işlerine bakıyor.” Bu sözlerden de belli ki, Güneş kendisini hala CHP Genel Başkan Yardımcısı sanıyor. Prof Güneş, Hüseyin Erol’u böyle takdim edince, “Eyvah” dedim. “Desenize, bugün yarın Yalçın Kuşkan, Hüseyin’i görevden alacak”

Çay söyledik. Biraz sohbet ettik.

Aynı gün birkaç saat önce Kocaeli Adliyesi’ndeymiş. KOÜ öğretim görevlisi Prof. Onur Hamzaoğlu’nun kendisine “Şarlatan” dediği için Büyükşehir Belediye Başkanı Karaosmanoğlu hakkında açtığı davanın duruşmasını izlemeye gitmiş. Güneş, “Ben, siyasetçi kimliğimle Onur Bey’e destek için oraya gitmedim. Kocaeli milletvekili olarak Dilovası Raporu’nun içeriği ile ilgileniyorum. Bu yazılanlar doğru mu, değil mi?.. Buna bakıyorum. Adliye’ye gidiş nedenim, AKP’li Büyükşehir Belediye Başkanı yargılanıyor. CHP’li olarak bunun tadını çıkartayım diye değildir” dedi.

Sonra bana dönüp sordu, “Büyükşehir Belediye Başkanı Karaosmanoğlu hakkında ne düşünüyorsun?” dedi.

“Severim ve güvenirim” dedim. İlçe Belediye Başkanlarını, AKP’deki pek çok kişiyi sevmediğimi ve güvenmediğimi, ama Karaosmanoğlu’nun bilerek hata yapacağına inanmayacağımı söyledim. Güneş, başını salladı, “Ben de aynı şekilde düşünüyorum. Ama benim taşıdığım sıfat nedeniyle, senin kadar rahat şekilde Karaosmanoğlu iyi adamdır” diyemiyorum. Hemen partide yanlış anlayıp, bana yüklenirler.”

Güneş’e son olarak geçen bayram günlerinde sohbet ettiğim Karaosmanoğlu’nun da kendisini sevip, güvendiğini söylediğini anlattım.

Bu sohbet sırasında Hurşit Güneş, gazetenin sokağındaki arabasından bir çanta getirtti. Çantayı açtı, içinden ikiye katlanmış üflemeli müzik aleti çıktı. Ben pek anlamam, “Nedir bu?” dedim. “Zurna mı, klarnet mi, saksafon mu?”. Güneş, “Kandıralılar buna gırnata der” diye anlattı. “Klarnetin daha ucuzu ve basitidir. Ama ustasının ağzında, klarnet kadar etkili olur”

Güneş, Kandıralı bütün müzik ustalarının üflemeli sazlarla hazırladıkları bütün CD’lerden satın aldığını, bu alanda çok geniş bir arşivinin bulunduğunu anlattı. “Kandıra’da yerleşik Romanlar, bu gırnata konusunda dünyanın en yetenekli insanlarıdır. Kandıralı bir Manav’a ver, bunu iyi çalamaz. Ama bir Roman’a ver, dinleyenleri büyülesin, şakır şakır oynatsın” dedi.

Geçen hafta sonu Kandıra’da bir köy düğününe gitmiş. Düğünden sonra CHP’li arkadaşları ile birlikte Kerpe’ye geçip, Rahmi Karagöz’ün lokantasında balık yemişler. Güneş şunları anlattı:

“- Kandıra Romanlarından iki genç masamıza geldi. Birinde darbuka, birinde ud var. Çalıyorlar. Siz Kandıralı değil misiniz?.. Neden gırnatanız yok? dedim. Daha genç olanı, adı Serhat’mış, aslında çok iyi üflediğini, ama gırnata alacak parası olmadığını söyledi. İstanbul’a özel olarak gittim. Karaköy’den bu gırnatayı aldım. İlk fırsatta Kandıra’da Serhat’a hediye edeceğim. “

Hurşit Güneş’in rahmetli babası  Prof. Dr. Turan Güneş de Kandıra’nın bütün değerlerine sahip çıkan, Kandıralı olmanın özelliklerini genlerinde taşıyan önemli bir siyaset adamıydı. Hurşit Güneş de babası gibi. Hurşit Güneş, bir anısını ve bir vasiyetini de şöyle anlattı:

“- Rahmetli babam vefat ettiğinde, defin için mezarı başındaydık. Önce Amir Ateş ve arkadaşları, ilahiler okudular. Babam tam gömüldü, tören bitti. Yine mezarı başında Kandıralı Mustafa ve arkadaşları klarnetleri ile müthiş bir açıkhava konseri verdiler. O olayı hiç unutmam. Bana göre Türkiye’de en büyük klarnet ustası Hüsnü Şenlendirici’dir. Ben öldüğüm zaman da gömüldükten sonra mezarımın başında Hüsnü klarnet çalsın isterim.”

Bu kentin gerçekten çok renkli mozaiği, çok önemli zenginlikleri var. Yarımca’nın kirazı, Değirmendere’nin fındığı bitti. Denizimiz, tarım arazilerimiz de bitiyor. Hiç değilse, üflemeli saz ustası Kandıra’nın Romanlarını tüketmeyelim. Yeni Kandıralı Mustafalar çıkmasını teşvik edelim. Hurşit Güneş’in yeni gırnatayı hediye edeceği Kandıralı Serhat’ı ilk fırsatta Kerpe’deki Karagöz’de dinlemek isterim.

Bu haber toplam 2258 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.