1. HABERLER

  2. MEKTUP

  3. Haberi ve haberciyi suçlamak siyasetin tarzı haline geldi
Haberi ve haberciyi suçlamak siyasetin tarzı haline geldi

Haberi ve haberciyi suçlamak siyasetin tarzı haline geldi

Türkiye’de gazeteciler gerçekten çok zor bir iş yapıyorlar.

A+A-

Zaten mesleğin ekonomik cazibesi tamamen bitti. Gazete şirketleri de para kazanamıyor, gazeteci de doğal olarak hak ettiğini alamıyor. Sektörde mutlu insan, geleceğine güvenle umutla bakan bir gazetecinin kaldığını hiç sanmıyorum.

Son yıllarda toplumun tamamı gibi şirketler de siyaseten bölünmeye başladı. İktidara yakın süper marketler var. Sigara, alkollü içki satmıyorlar. Sadece ticaret yapan, ideolojileri olmayan marketler var. Dev mağazanın ufak bir köşesinde alkollü içki reyonu. Kimileri de bu marketlere hiç girmiyor.

Tuhaflaşıyoruz. Konfeksiyon markalarımız, gittiğimiz lokantalar, oturduğumuz mahalleler, siteler farklılaşıyor. Ama hepsi bir tarafa, en fazla bölünme ve bu konuda en fazla baskı medya sektörüne yapılıyor.

Körü körüne iktidar yanlısı televizyonlar, gazeteler var. Her gün Cumhurbaşkanı, Başbakan manşet. Bu gazetelere, televizyonlara bakarsanız, Türkiye’de her şey çok güzel, herkes çok mutlu, her açıdan ülke çok iyi yönetiliyor.

Bir de -artık sayıları çok azalsa da- körü körüne iktidar karşıtları var. Onlara baktığınız zaman da ülkede her şey yanlış. Ekonomi batmış. Yanmışız, ölmüşüz; bitmişiz de haberimiz yok.

Böyle gazetecilik olmaz. Olmaması lazım. Ama sektör başka çare bulamıyor. “Bir taraf olan bertaraf olur” mantığıyla bir tarafa yamanmaya çalışıyor. Çünkü, gazetecinin güvencesi yok. Yargıya da, Anayasa’daki “Basın özgürdür” ilkesine de artık güvenmiyor.

KILIÇDAROĞLU’NU YADIRGADIM

İktidar partisi zaman zaman kendilerini eleştiren basın kuruluşlarının üzerine çok sert yüklendi. Hatta, bazı gazeteleri almamaları, bazı televizyonları izlememeleri konusunda taraftarlarını uyardılar. Yandaş basından kimsenin başı derde girmezken, muhalif basından masum insanlar aylarca hapislere atıldı.

Bu bir sağ görüşlü iktidarın tarzı olabilir. Elimizden geldiğince, gücümüz yettiğince eleştirir,  ileride bu şartların düzelmesi için mücadele edebilirsiniz.

Ama geçen hafta CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, bence büyük bir gaf yaptı. Çok eleştirdiği iktidar partisinin basına bakış tarzıyla örtüşen sözler söyledi.

Malum, İran asıllı Türk vatandaşı, bir zamanlar iktidar kanadının çok değer ve itibar gösterdiği Reza Zarrab ABD’de tutuklu. Sanık olduğu davada tanık oldu, bülbül gibi ötüyor. Şimdi iktidar Reza’ya çok kızıyor.

Kılıçdaroğlu, bu durumun siyasi yansımalarını anlatırken, geçmişte Reza’yı ekranlara çıkartan, O’nunla röportaj yapan, televizyon kanalları için ağır sözler söyledi. Tehdit anlamına gelecek laflar etti. CHP ve Kılıçdaroğlu adına bu durumu içime sindiremedim.

Evet, iktidar partisinin çok sevdiği dönemlerde Reza’yı ekrana getirip, abuk sabuk bir röportaj yapan kanallar, yandaş medyanın içinde yer alan gruptandı. Ama gazeteci herkesle konuşur. Her dönemde konuşur. Röportaj yapar. Reza ile Türkiye’de çok popüler olduğu dönemde gazeteci röportaj yapmış, ekrana çıkartmış, halka göstermiş.

Bunu yapan basın  kuruluşunu, gazeteciyi kınamak, sürekli özgürlüklerden basın özgürlüğünden söz eden CHP Genel Başkanı’na yakışır mı?..

BİZİ RAHAT BIRAKIN

İktidarı, muhalefeti ile bütün siyasetçilerden bir ricam var. Biz gazetecileri rahat bırakın. Yaptığımız gazeteciliği, yazdığımız haber ve yorumları beğenmiyorsanız, okumayın, almayın. Sizi övenleri, sizi her gün yağlayanları alın, okuyun,

Ama gazetelere ve gazetecilere müdahale etmeye kalkışmayın. Benim haberim şu sayfada çıksın, “Benim haberim şu manşetle çıksın” falan gibi akıl vermeye kalkmayın.

Ben bu işi yaptığım sürece, nerede olursam olayım, nerede yazıyorsam yazayım, şımarık, küstah, ukala, kendini beğenmiş siyasetçilere yüz vermeyeceğim. Onların baskılarına karşı sonuna kadar direneceğim. Ne olacak, en fazla işsiz kalırım. Bu şehirde herhalde aç kalmam.

Seçim dönemi yaklaştıkça, üzerimizdeki siyasi baskılar artıyor. Kendilerini çok başarılı gören kimi belediye başkanları, kimi siyasetçiler giderek panik havasına giriyorlar. Ya bir daha aday gösterilmezlerse?. Ya altlarındaki koltuğu kaybederlerse?..

Hırslarını gazetecilerden, gazetelerden almaya kalkıyorlar.

ÖZGÜR KOCAELİ bu baskılara direnecektir. Her gün bu gazeteye, AK Partilisi de, CHP’lisi de geliyor. Sağcısı-solcusu, ben herkesle dostum, ahbabım. Kimin haber değeri taşıyan bir adımı varsa, bu gazetede yayınlanıyor. Hangi haber, hangi başlıkla manşete girer, hangi haber iç sayfaya girer bunun kararını biz veriyoruz.

Böyle de olacak. Çünkü bu kentin gerçek anlamda gazeteye ve gazetecilere her zaman, özellikle seçim dönemlerinde çok ihtiyacı var. Bu kentteki herkesin bu gazetenin tarafsızlığına, objektifliğine koşulsuz güvenmesini ve inanmasını istiyorum.

Siyaset yapanlar, koltuklarını korumanın telaşına düşenler, lütfen bizi rahat bıraksınlar. Parayla satın alabilecekleri pek çok basın organı, internet gazetesi falan var. Onlarla ilgilensin, haberlerini de onlara yaptırsınlar.

……………

Biliyorum,  seçimlere giden yolda her geçen gün biraz daha fazla yorulacağız. Kimsenin görüşme teklifini geri çevirmiyorum. Yeri geliyor, sırları paylaşıyorum. Yeri geliyor dedikoduları dinliyorum. Biri bir şey anlatırken, “Bu aramızda kalsın, kayıt dışı olsun” demişse, buna da saygı gösteriyorum.

Ben bu işi 40 yıldır böyle yaptım. Böyle biliyorum. Bundan sonra değişecek halim de yok. Bu gazeteyi siyaset hırsı içinde yanıp tutuşanlar değil, bu kente hizmet aşkı olanlar desteklesin, güvensin, bize yeter. Ortam ne kadar bozulursa bozulsun, ben burada olduğum sürece ÖZGÜR KOCAELİ’nin bozulmayacağına, çirkin ortama uyum sağlama çabası içine girmeyeceğine emin olabilirsiniz. Saygılar, sevgiler sunuyorum.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.
1 Yorum