1. HABERLER

  2. PERDE ARKASI

  3. Hadım etmek değil, tedavi etmek lazım
Hadım etmek değil, tedavi etmek lazım

Hadım etmek değil, tedavi etmek lazım

Ulusal gazetelerin de, yerel gazetelerin de 3 ncü sayfaları artık; cinayet, vahşet, taciz, tecavüz, intihar türü haberler için yetersiz hale gelmeye başladı. Türkiye adeta cinnet geçiriyor.

A+A-

Ulusal gazetelerin de, yerel gazetelerin de 3 ncü sayfaları artık; cinayet, vahşet, taciz, tecavüz, intihar türü haberler için yetersiz hale gelmeye başladı.

Türkiye adeta cinnet geçiriyor.  Küçücük çocuklar kaçırılıyor, tecavüz edilip, öldürülüyor.  Kocalar karılarını dövüyor, hırsını alamazsa bıçakla delik deşik ediyor. İnsanlar kendilerini asıyor, köprülerden aşağıya atıyor. İki araba, ya da iki insan yan yana geçerken  “Sen bana ters baktın” gerekçesiyle cinayetler işleniyor. Evlilikler azalırken, boşanmalar artıyor. Boşanmayıp, dayanmaya çalışanların da büyük bölümü mutsuz.

Bu tablo normal değil. Bir insanın bir insana yapamayacağı, bir kurdun, bir kuzuya yapamayacağı şeylerin yapıldığını görüyoruz.

Çare için, daha çok cezaevi yapıyor, bazı vahşet suçlarının cezalarını arttırmaya, tecavüz suçu işleyenlerin kısırlaştırılmasını ya da hadım edilmesini; tecavüzden sonra üstüne bir de cinayet işleyenin idam edilmesini isteyenlerin sayısı artıyor. Meclis bunları düşünüyor.

Oysa hepimizin tüylerini ürperten, bu kadarı da olmaz denilen bu olayların büyük bölümünde temel gerekçe, ruh sağlığı, akıl sağlığı bozukluğudur. Bu olayların failleri, çok büyük oranda hastadır, tedaviye muhtaçtır.

Türkiye son yıllarda sağlık alanında çok büyük adımlar attı. Artık sokak aralarındaki özel hastanelerde açık kalp ameliyatları, bütün üniversite hastanelerinde beyin ameliyatları yapılıyor. En ileri görüntüleme teknikleri en basit hastalıklar için bile kullanılıyor.

Ama Türkiye, ruh sağlığı, akıl sağlığı konusunda son derece duyarsız davranıyor. Akli dengesi bozuk insanlar, potansiyel tehlike olanlar, şizofrenler, paranoyaklar, psikopatlar aramızda dolaşıyor. Üstelik, bu insanlar suç işlediklerinde de, “Cezai ehliyeti yoktur” denilerek yeniden sokağa bırakılıyor. Suç işledikleri zaman bile tedavi altına alınmıyorlar.

Yıllarca bu şehrin ortasında bağıra bağıra “Tıs Tıs Şemi” dolaştı.  Tıs Tıs Şemi’nin en ağır suçu, evlerin önünde açıkta bırakılmış ayakkabı bulursa, bunu alıp götürmekti.

Yırtık pırtık tulumuyla, yıllarca Deli Zekeriya dolaştı.  Kafası kızarsa, üzerine gelene saldırırdı. Kimse, hiç kimse, ne bir hekim, ne bir güvenlik görevlisi, ne bir vatandaş, ne aileleri, bu insanları, bu zavallıları kurtarmak adına bile onları bir akıl hastanesine yatırmaya kalkışmadı.

Geçen pazar günü İzmit’in göbeğinde yaşanan olay çok önemli bir örnektir. Alphan Pekcan, bu şehrin, Karabaş Mahallesi’nin çocuğudur. İzmit’in en hayırsever, en yardımsever, en canıtez doktoru, 1980’li yıllarda herkesin derdine yetişen örnek insan  rahmetli Dr:Özkan Pekcan’ın oğlu. Alphan hastaydı.  Hep potansiyel tehlikeydi. Sakin olduğu zaman, dünyanın en tatlı, en sempatik insanıydı. Ama gözlerine o nefret, o hırs çöktüğünde, gördüğünüz zaman yolunuzu değiştirmeniz, bulaşmadan geçip gitmeniz gerekirdi.

Alphan Pekcan’ın vukuatları vardı. Kızdığı insanları yaralamıştı.  Dövmüştü. Bazen kızdığı mekanların camını çerçevesini indirmişti.  Her defasında gözaltına alındı, sonra “Akıl sağlığı bozuk. Cezai ehliyeti yok” denilerek yeniden sokağa bırakıldı. Geldi, Köseoğlu Sokak girişindeki yerinde, yine dikildi.

Üstelik, pazar günü yaşanan olayda ortaya çıktı ki, üzerinde bir de silah varmış. Sonunda, Alphan’ın kafasının iyice karışık, iyice bozuk olduğu bir anda, önceden tanıdığı Nurullah Yıldız isimli gençle kavga etti. Çekti silahını vurdu.

Hem ölen gence, onun ailesine, yakınlarına yazık oldu. Hem de bundan sonra,  aslında suçludan çok hasta olan Alphan’ın başına neler gelecek bilinmiyor.

17 Ağustos 1999 büyük felaketinden birkaç ay sonra,  Umut Vakfı’nın bir toplantına konuşmacı olarak çağırılmıştım. İstanbul Dedeman Otel’deki bu toplantıda Türkiye’nin en önemli ruh ve akıl sağlığı uzmanlarından Prof. Dr. Arif Verimli ile tanışma fırsatı bulmuştum. Deprem bölgesinin göbeğinden geldiğimi, İzmit’te gazeteci olduğumu söyleyince Prof. Verimli, “Kusura bakma ama, o felaketi yaşayan herkesin ruh ve akıl sağlığı ile ilgili ciddi tehlikeler olabilir. Hepiniz muayeneden geçmelisiniz” demişti.

Türkiye’de koşullar insanları hasta ediyor. Ekonomik sıkıntılar, aile baskıları, örfler, adetler var. Genleri bozuk insanların, akrabaların evlenmesinde engel yok. Kimileri doğuştan hasta oluyor; kimilerini şartlar hasta ediyor. Hatta bence Türkiye’deki bu aday adayları içinden aday belirleme süreci ve modeli bile pek çok kişinin akıl ve ruh sağlığını bozabilir.  Ama kimse tedavi edilmiyor.

Aslında yıllardır İzmit’te bir akıl hastanesi kurulacağı söylenmişti. İhtiyaçtı. Sonunda Derince Hastanesi bünyesinde yaklaşık10 yataklı bir bölüm açıldı. Hepsi o kadar. Oysa bu kentte, bu bölgede en az kanser hastaneleri, diyaliz merkezleri kadar akıl hastanelerine ihtiyaç var.

Yine 17 Ağustos felaketinden hemen sonra, İzmit’te Şirintepe Mahallesi’ndeki çok güzel bir alanda Yunanistan’dan gelen yardımseverler çok güzel bir tesis kurdular. Önünde geniş bahçesi de olan bu tesisin, depremde akıl sağlığı açısından sorun yaşayanların tedavisinde kullanılmasını istediler.

KOÜ Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü, yıllarca bu tesisi işletti. Kayıtlı şizofren hastaları, hergün servis araçları ile evlerinden alınıp, bu merkeze getirildi. Kimi bahçede sebze, meyve ekti. Kimileri kümeste tavşan, tavuk besledi. Bazı hastalar resim, bazıları heykel yaptı. İlgilenenler marangoz atölyesinde ahşap eşyalar yaptılar.

Tesisin yataklı bölümü yoktu. Şizofren hastalar gün içinde burada hem tedavi görüyor, hem gözetim altında tutuluyorlardı. Kendileri memnundu, aileleri daha memnundu. Birkaç yıl önce, sanırım ekonomik nedenlerle, şizofreni hastalarına ayakta tedavi veren bu tesis de kapandı. Yunanlıların yaptığı bina harabe, bahçesi çöplük haline geldi.

Oysa, Alphan Pekcan ve O’nun gibiler, en azından orada tedavi görüyor olmalıydılar.

Şimdi toplum bağırıyor; cinayet işleyeni idam edelim, ırza geçenin aletini keselim diyorlar.

Bir adım sonrası, hırsızlık yapanın elini kesmek, kocasını aldatanı taşlayarak öldürmektir.

Akıl ve ruh sağlığı bozukluğu, körlük gibi, sağırlık gibi; ya da kanser gibi, siroz gibi bir hastalıktır. Tedavi edilmesi, gözetim altında tutulması gereken bir hastalık. Toplum ve devlet bunu kabul ederek gereğini yapmalıdır.

Bu haber toplam 1449 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.