• BIST 81.901
  • Altın 146,149
  • Dolar 3,7772
  • Euro 4,0057
  • Kocaeli 6 °C

Haftaya moralsiz başlamak

İsmet ÇİĞİT
Acı haber,  pazar gecesi F.Bahçe-Kayseri maçı oynanırken duyuldu. Türkiye’nin başkentinde, üstelik Başkent’in göbeğinde yine korkunç bir patlama olmuştu. Ölenler, yaralananlar vardı. Sosyal medyadaki ilk yazılanlara bakarsanız, ölü sayısı 10’dan fazlaydı. Televizyondaki maç heyecanlıydı ama, artık hiç önemi kalmamıştı. 
Hemen haber kanallarına geçtik. Yazık benim ülkemin medyasına.. Başkentte büyük patlama olmuş, ölenler, yaralananlar var. Ama Türkiye’nin haber kanalları bir şey söyleyemiyor, görüntü veremiyor. Hemen yayın yasağı gelmiş. 15-20 dakika sonra yabancı haber kanallarına geçtim. Korkunç patlamanın görüntülerini Avrupa, dünya izliyordu. Biz, kaç ölü bulunduğu konusunda bile bilgi alamıyorduk. 
Başta ben; bütün ev halkının moralinin çöktüğünü fark ettim. Sonra yeniden maça geçtim. Kadıköy’de statta da acı haber duyulmuştu. F.Bahçe taraftarı maçı bıraktı, terörü lanetleyen sloganlar atmaya başladı. Daha bir ay önce yine Başkent’te canlı bomba patlamış, insanlar ölmüştü. Hani bunca önlem alınmıştı, her şey kontrol altındaydı. İşte bu kez canlı bomba Kızılay’a kadar gelmişti. Ne oluyordu benim ülkemde?.. Neden bu hallere düşmüştük.
Gece zor uyudum. Dün sabah, hava soğumuş, yağış başlamış, insanın içini karartan bir hava. Sabah çok erken çarşıdan geçtim. Börekçide televizyon açık. İnsanlar kaygılı, somurtkan yüzlerle haberleri izliyor. Kimsenin keyfi yok. Kimsenin yüzü gülmüyor. Sonra gazeteye geldim. İşyerinde de herkesin yüzü asık. Herkes keyifsiz. 
Emin olun, bu gün bu sütunları yazarken hiçbir gün zorlanmadığım kadar zorlanıyorum. Kafamın içi karmakarışık. Yeni bir haftaya umutla, heyecan ve sevinçle başlamak gerekirken, bütün bir ulus matem havasına bürünmüş. Her türlü etkinlik iptal edilmiş. Siyasetçilerden abuk sabuk, basma kalıp açıklamalar geliyor. Onca insan ölmüş. Sanki hepsi, hepimizin en yakını, en sevdiğimiz insanlarmış gibi üzülüyoruz. Çünkü içimizdeki asıl büyük üzüntü ve öfke, “Benim ülkemin Başkentinde nasıl bu kadar sık terör eylemi olabilir. Terör örgütleri benim ülkemde nasıl böyle cirit atabilir?” sorusuna yanıt bulamamaktan kaynaklanıyor. 
Terörün amacı da zaten bu. Toplumu yıldırmak, umutsuz ve neşesiz hale getirmek. Elbette yenilmeyeceğiz, elbette terörün oyununa gelmeyeceğiz. Ama söyler misiniz?.. Nasıl gülecek, nasıl insan gibi yaşayacak bu ülkede devlete nasıl güvenebileceğiz? 

*İstifa gerekmez mi?
İçimiz yanıyor.. Türkiye,  ülkenin Başkentinde patlayan bomba ile, pazar gecesi bir kez daha sarsıldı, yara aldı. 
Elbette hep birlikte, en sert şekilde kınıyoruz. Bütün teröristler; bu ülkenin, bu milletin bütünlüğünü bozmayı, huzuru kaçırmaya  hedefleyen; masum insanları katleden bütün hainler kahrolsunlar..
Hep birlikte lanetleyelim. Bu ülkenin bölünmeyeceğini, bu terör olaylarının bu milleti korkutamayacağını hep birlikte haykıralım.
Kalksın F-16’lar, Kandil’i vursun. Bütün teröristlerin kökünü kurutalım. Teröre siyasi destek verenlerin dokunulmazlığını kaldırıp, içeri atalım. 
Ama Türkiye’nin başkentinde, son 6 ay içinde 3 bombalı saldırı gerçekleşiyor. Masum insanlar ölüyor. Bu işin hiç mi siyasi, bürokratik sorumluluğu yok?.
İçişleri Bakanı nasıl  hala koltuğunda oturuyor olabilir?.. İstihbarat olduğu konuşuluyor. ABD, 11 Mart günü Ankara’da yeni bir bombalı saldırı olacağını duyurmuş. Kendi vatandaşlarının Ankara’da dikkatli olmasını istemiş. Bu devlet büyük bir devlet.. Nasıl bu kadar gafil avlanabiliyor?.. 
MİT Müsteşarı mı, Emniyet Genel Müdürü mü,  Ankara Valisi veya Ankara Emniyet Müdürü mü?.. Dünyanın her yerinde modern demokrasilerde, bu kadar sık ve korkunç terör saldırılarının ardından birileri için istifa müessesesi işler. Sorumlu olmak veya olmamak önemli değildir. Vicdan rahatsızlığı istifayı gerektirir. “Ben bu görevi üstlenmişim. Demek ki başarılı olamadım” diyerek istifa gerekir. Bizde herkes yerinde duruyor. Hep aynı cümlelerle kınanıyor, devletin gücü vurgulanıyor.
He olayın ardından “Yayın yasağı”, “Ankara’da güvenlik zirvesi”, “Hastanelerimizde yeteri kadar kan var” açıklaması. Hep aynı görüntü, hep aynı palavralar. 
Ama bu milletin içi yanıyor. Bu millet birilerinin hesap vermesini istiyor. Demokratik bir ülkede böylesine büyük zaaflar ortaya çıktığında, birilerinin halka gerçekten hesap vermesi gerekiyor.

Alçınkaya  ne yapmış?
Dünkü gazetede okudum. Kocaeli Polisi’nin “Terör operasyonu” adını verdiği çalışmalar kapsamında gözaltına alınanlardan biri Mehmet Alçınkaya olmuş. Alçınkaya çıkartıldığı mahkemede tutuklanıp, cezaevine konmuş.
Mehmet Allçınkaya’yı uzun yıllardır tanırım. Kürt siyasetinin bu kentteki en önemli isimlerinden biridir.  Kürt siyaseti yapan partilerin il başkanlığını, yöneticiliğini yapmıştır. Fikirlerini saklamaz. Bugüne kadar Alçınkaya’nın ağzından bir kez bile, “Bu vatan bölünmelidir” sözünü duymamışımdır. Üzerinde bırakın silahı, çakı bile taşımadığını da bilirim. 
Uyumlu adamdır. Kavga, gürültü çıkmasın, kimsenin canı yanmasın ister.  Ama polisin “Terör” operasyonu kapsamında gözaltına alınıyor ve tutuklanıp, cezaevine konuluyor. 
Doğrusu, Mehmet Alçınkaya’nın tutuklanmasına neden olan suçunu merak ediyorum. Terörle mücadele edilirken devletin dikkat etmesi gereken en önemli konu, kurunun yanında yaşın da yanmamasıdır.  Alçınkaya adına gerçekten üzüldüm. Bu kentte  “Terörist” suçlamasıyla içeriye atılacak son insanlardan biri olduğunu düşünürüm. Terörle gerçekten mücadele için, gerçekten teröre bulaşmış, teröre destek vermiş insanların bulunup, yakalanması ve cezalandırılması gerekir. Bu kent, son büyük seçimler dönemini de önemli bir olay yaşanmadan geçirmiş, gruplar arasında tahrikler yaşanmamışsa,  Mehmet Alçınkaya’nın bunda önemli payı olduğunu düşünenlerdenim. Umarım,  adalet en kısa zamanda yerine gelir. 

Yahya Kaptan’ın yeni yolu
Büyükşehir Belediyesi, D-100 karayolu üzerinde trafiği rahatlatmak amacıyla bir şeyler yapmaya çalışıyor.  Symbol Köprülü Kavşağı bitti. Ama bu projede belli ki bir şeyler yanlış yapıldı. Bu tür köprülü kavşaklar, yol üzerindeki ışıklı kavşakları kaldırmak için yapılır. Symbol Köprülü kavşağı yokken, ben İzmit-Alikahya arasında 1 ışıklı kavşakta duruyordum. Şimdi, 5 ışıklı kavşaktan geçerek gidebiliyorum.
Bu büyük projenin son ayağı, Yahya Kaptan’a giriş çıkış için yapılan yeni yoldur. Gelip geçerken görüyorsunuzdur. Bir süredir yan yolun altında yeni yolu açma çalışması var. Yahya Kaptan’a D-100’den giriş çıkışı rahatlatmak için yapılan bu yol, aynı zamanda D-100’ü de rahatlatacak. Ya da öyle olması umut ediliyor. 
Müteahhit firmanın iş makinaları yeni açılan ham yol üzerinde. Ama çalışma çok yavaş gidiyor. Böyle bir iş yapılıyorsa, mümkün olan en hızlı şekilde yapmak lazım. Bizim şehrimizde her zamanki gibi, çok gevşek çalışma yapılıyor. Geçen pazar günü, gün boyunca burada bir işçiyi bile çalışırken görmedim. Müteahhide ne kadar süre verildi, bu Yahya Kaptan’a yan yol işi ne zaman bitecek merak ediyorum.


*Vay canına çok zormuş
Dün sabah, ulusal gazetelerde okuyacak doğru dürüst haber yoktu. Hemen her gazetenin iç sayfalarında yer alan, pazar günkü YGS’de 2 milyon öğrencinin önüne konulan soruları çözeyim, kendimi test edeyim istedim. 
Ben iyi bir öğrenciydim. 1976’da İzmit Lisesi’nden mezun oldum, o dönemde de iki aşamalı olan Üniversiteye giriş sınavlarının ikisinde de çok iyi puanlar almıştım. O dönemde kontenjanlar çok daha sınırlı olmasına rağmen, mühendislik kazanmayı başarmıştım. Sonraki hayatımda da sürekli okuyan, kendini geliştirmeye çalışan bir insan olmaya gayet gösterdim. Ama dün o sorulara bakarken şaşırdım. Herhalde sınava girsem,  birinci aşamayı çok zorlanarak belki geçebilirdim.
Bu sınava giren, bu sınava yıllarca hazırlanan bütün gençlere acıdım. Kimbilir o 160 dakikalık sınav süresi ne büyük bir ıstırap olmuştur. Ama soruların zor olması, bunca adayın doğru sıralanabilmesi açısından normal ve güzel olandır diye düşünüyorum. Pazar günkü YGS’den geçer not alan, o sorular içinden yarısından fazlasını doğru yapabilen bütün gençleri kutlayıp, madalya takmak gerekiyor. Elinizde dünkü ulusal gazetelerden biri varsa, bu akşam koyun önünüze o soruları çözmeye çalışın bakalım. Kaç tane doğru yanıt verebiliyorsunuz. Kendinizi test edin ve üniversiteye girmek isteyen gençlerin işinin ne kadar zor olduğunu siz de görün. 

*Sessizlik etkileyiciydi
Pazar günü sabahı, evde aile kahvaltısına taze simit, taze ekmek almak için evden çıktım. Tam, YGS için gençlerin sınav salonlarına girmeye başladığı saatlerde. Sınav yapılan okulların önünde kalabalıklar vardı. 
VALİ SÖZÜNÜ TUTTU 
Geçen yıl YGS günü özellikle Umuttepe yolunda çok büyük sıkıntı yaşanmıştı. O zaman yaşanan sıkıntıya,  Kocaeli Valisi Hasan Basri Güzeloğlu da çok üzülmüş, gelecek yıl bu konuda gereken önlemlerin alınacağına dair söz vermişti. Pazar günü, Umuttepe yoluna da göz attım. Yol yine çok kalabalıktı ama, gereken bütün önlemler alınmıştı ve araçlar Umuttepe’ye sıkışmadan ulaşabildi. Sınavdan herkes aynı zamanda çıktığı için, dönüşte yolda tıkanma oldu. Ama önemli olan sınava gidişteki düzendi ve Vali Güzeloğlu’nun bu konuda geçen yıl verdiği sözü tuttuğunu gördük.
KENTİN DUYARLILIĞI TAKDİRE DEĞER
Ben eve dönene kadar sınav saati geldi. İzmit’te bir sessizlik. Hiçbir gün görmediğim, hissetmediğim kadar derin bir sessizlik ve durgunluk. Sanki hiçbir araç sürücüsü kornaya basmıyor gibi. Pazar günü İzmit’te YGS’ye gerçekten büyük bir saygı vardı. Çok hoşuma gitti. Zaman geçtikçe, bir şeyleri öğreniyoruz sanki. Tabii, saat 13.00 gibi sınav bitip, gençler dağıldıktan sonra ise, İzmit eski canlılığına döndü. Her yer doldu. Gürültü başladı, trafik sıkıştı. Ama olsun, YGS sırasında halkın sınava girenlere gösterdiği bu saygı övgüye değerdi. 
EMANET İŞİ BÜYÜK SIKINTI 
Dün de anlatmaya çalıştım. YGS ve diğer büyük sınavlarda çok abartılı bir uygulama yapılıyor. Sınava giren öğrencilerin elindeki, cebindeki, üzerindeki her şey alınıyor.  Sınava yanlarında yakını olmadan gelen gençler var. Ceplerindeki anahtarı, cüzdanı, toplu taşıma kartını bırakacakları kimseler yok. Ama sınava salonuna girmek için bunları çıkartıp, birilerine teslim etmeleri gerekiyor. Kargaşa yaşanıyor. Gençler tedirgin oluyorlar.
Cep telefonu, hesap makinası, kağıt, evrak falan olmasın. Ama insanlar sınavlara şahsi zorunlu eşyaları ile girebilsinler. Devlet, vatandaşlarına, özellikle gençlerine güvenmek zorundadır. 
İtfaiye takdiri hak ediyor
Bu kentteki pekçok kurumun çalışmasından şikayetçiyizdir. İşini iyi yapanları da takdir etmemiz gerekiyor. Bizim kentimiz, çok hassas bir kent. Daracık sokakları var. Yan yana binalar. Pekçok sanayi kuruluşu var. Trafik sorunu var. Yangın açısından riskli bir kent.. 
Taa Leyla Atakan zamanından beri, bizim şehrimizin en istikrarlı yerel kuruluşu İtfaiye olmuştur. Özellikle 1999 büyük deprem felaketinin ardından İzmit İtfaiyesi,  yurt dışı bağışlarla bir hayli takviye edilmişti. Karaosmanoğlu döneminde de Büyükşehir İtfaiye teşkilatına büyük önem verdi. Gerek araç, alet edevat açısından, gerekse personelinin donanımı açısından gerçekten çok başarılı bir itfaiye teşkilatımızın olduğunu söyleyebiliriz. 
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi itfaiyesi, son günlerde yine önemli sınavlar verdi. Hem yangın ihbarında olay yerine ulaşma konusundaki becerisi, hem yangınlara diğer binalara sıçramadan müdahale edip, söndürme becerisi nedeniyle, Büyükşehir itfaiyesini takdir etmemiz, başarısını görmezlikten gelemememiz gerekiyor. 
Bu yazı toplam 309 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37