• BIST 98.613
  • Altın 143,476
  • Dolar 3,5623
  • Euro 3,9842
  • Kocaeli 23 °C

Haksız rekabet

İsmet ÇİĞİT
Türkiye siyasetinde son yıllarda en fazla öne çıkan olay, “Mağdur edebiyatı”dır. Bu ülkede aslında her zaman vatandaş mağdurdur. Ama seçime giren siyasetçiler, Türk toplumunun mazluma olan düşkünlüğünü, sevgisini, korumacılığını bilerek seçim dönemlerinde  “Mağduru, mazlumu” oynamaya özen gösteriyorlar. 
İktidar partisine bakın; Başbakan her gittiği yerde, “Hepsi toplanmış, üstümüze geliyorlar.  CHP, MHP, HDP, Pensilvanya, Kandil, Avrupa ve ABD medyası, hepsi elele vermiş, bizi devirmeye çalışıyorlar” diye bağırıyor. 
Muhalefet partileri CHP, MHP ve HDP, Cumhurbaşkanı’nın tarafsızlığını bozduğunu, Anayasa’yı çiğnediğini öne sürüyor, kendilerine haksızlık yapıldığını halka anlatarak mazlumu, mağduru oynamaya çalışıyorlar. HDP Genel Başkanı Demirtaş, söylemlerinde mümkün olduğu kadar yapıcı, barışçı olmaya, halkların kardeşliğine vurgu yapmaya özen gösteriyor, saz çalıp türkü söyleyerek farklı damardan mazlum ve mağdur edebiyatını zorluyor.
………..
Halkın çok fazla bilmediği bir gerçek var. Ön plandaki partiler, bu seçim kampanyasında çok büyük paralar harcıyorlar. AKP, CHP ve MHP, hazineden yüz milyonlarca TL’lik yardım aldılar. Televizyon ve gazetelerdeki reklam harcamaları gerçek tarifeler üzerinden veriliyorsa,  bunlar inanın çok yüksek rakamlardır. Bu seçim döneminde CHP’nin reklam harcamalarında AKP’yi bile geçtiğini de söylemek mümkün. Reklamlar için harcanan bu paralar da bizim, milletin parasıdır. 
Çok yaratıcı, çok rekabetçi, izleyenleri gerçekten etkileyen televizyon reklamları yapıldı. Sokaklarda parti arabalarından gümbür gümbür yayılan müzikler içinde en çok akılda kalanı, hiç kuşkusuz Saadet Partisi’nin; “Gel, gel, gel gel, Saadet’e gel” şarkısıdır.  CHP’nin de son bir haftadır televizyonlarda dönen, toplumun farklı kesimlerinden insanların, “Bu defa CHP’ye oy vereceğim” dediği,  “Oy verin gitsinler” sloganlı reklamı, bu dönemin en dikkat çekici çalışması olarak gösterilebilir. AKP bu defa seçime “Onlar konuşur, AK Parti yapar” sloganını işleyerek başladı. Son zamanlarda devletin kurumlarının, savunma sanayinin filmleri ile dolaylı iktidar propagandası yapıyorlar. HDP reklam filmleri ve şarkıları, bana bir hayli sıcak geldi. Ama çok akılda kalıcı bir şey bulamadılar. 
MHP de çok asıldı.  Sloganları, “Bizimle yürü Türkiye”.. Ama televizyon ekranlarına bu sloganın yanında Devlet Bahçeli’nin ayakta yürürken bir fotoğrafını koyuyorlar ki, Bahçeli sanki milleti dövmeye geliyormuş gibi gözüküyor. 
………..
Bütün bunlar seçimin rengi, demokrasinin güzellikleri. Ama Türkiye’deki seçimlerde gerçekten çok haksız rekabet var. Bu seçime tam 20 parti giriyor. Pazar günü oy kullanma odasında önümüze açacağımız çarşaf gibi oy pusulasının üzerinde 20 siyasi partinin amblemini, adını, genel başkanının ismini göreceğiz. Bizim ilimizde 6, Türkiye genelinde de yüzlerce isimsiz bağımsız aday yarışa giriyor. 
Siyasetle yüzeysel olarak ilgilenen vatandaşlar, ya da yurt dışından biri gelse de şu seçimleri gözlemliyor olsa, bu seçime sadece 4 partinin katıldığını zanneder. Tabii bir de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, tek başına yeniden bir başkanlık seçimi yarışı götürdüğünü düşünebilir. 
Siyasete biraz daha fazla ilgi gösteren vatandaşlar, bu sürekli ortalıkta olan, büyük gazeteler ve televizyon haberlerinde iyi ya da kötü ismi geçen 4 partinin dışında, belki Saadet Partisi-BBP ittifakını, bir de Vatan Partisi’nin adını sayabilir. 
Siyasetle çok fazla yakından ilgilenenler, belki DSP’yi, DP’yi, TKP’yi, Anadolu Partisi’ni BTP’yi, Millet Partisi’ne falan da sayabilir. Ama öyle sanıyorum ki, Türkiye’de bir tek kişi bile, pazar günü oy pusulasında amblemlerini ve isimlerini göreceğimiz 20 partinin tamamını bir kenara bırakın, 15’ini sayamaz, söyleyemez. 
Bu tabloyu, haksız rekabet olarak görmekle birlikte, yanlış bir demokrasi tablosu olarak görmek de mümkündür. Türkiye’de aslında 70 civarında siyasi parti var. Basit bir dilekçe hazırlayıp, bir kurucular kurulu yazıp, İçişleri Bakanlığı’na sunarak parti kurabiliyorsunuz. Bir bakkal dükkanı, bir büfe, bir kıraathane açmaya kalksanız, çok daha fazla bürokrasi ile ilgilenmeniz gerekir. İyi ki, seçime girmek için belli sayıda (galiba 40 kadar) ilde örgütlenme şartı var da, bu partilerin hepsi seçime katılamıyor. 
Ama Türkiye’de, üstelik yüzde 10 gibi çok yüksek bir baraj varken, 20 partili bir seçimin  izahı olabilir mi?.. Bir tarafta devletten yüz milyonlarca liralık hazine yardımı alan, bu paralarla medyaya reklamlar verip, bütün mitinglerini de ekranlardan canlı yayınlatan 3-4 parti, diğer tarafta, hazineden 5 kuruş yardım almadan, haber değeri taşımadıkları için, kimse onları tanımadığı ve bilmediği için  medyada hiç yer alamayan, isimleri bile  bilinmeyen  ondan fazla siyasi parti. 
Oy pusulasında bu kadar çok partinin isminin yer alması, oy kullanırken vatandaşa, oylar sayılırken sandık görevlilerine külfettir. Bu seçimi, 30-40 cm.’lik bir oy pusulası ile yapmak mümkünken, 1.5 metrelik oy pusulası kullanmak, üstelik bu oy pusulasının büyük bölümünde hiç isimleri bile bilinmeyen partilerin bulunması, bu seçim için bir yük değil midir?..
Demokrasilerde elbette çok partili sistem önemlidir, gereklidir. Ama “Çok partiden” kasıt,  80-100 parti anlamına gelmez. Türkiye siyasetinde bir merkez sağ, bir merkez sol parti, bir milliyetçi parti, bir dindar, bir ilerici sol parti, belki bir çevreci-Yeşil parti, günümüzde olmazsa olmaz bir Kürt siyasetine yakın parti, hadi belki bir de ulusalcı parti yeter de artar. 
8 Haziran’dan sonra bu ülkede demokrasi adına acil olarak yapılması gereken çok iş var. Yüzde 10’luk barajın kaldırılması, siyasi partilerin adaylarını ön seçimle belirlemesi, siyasi partilere hazine yardımlarının adaletli hale getirilmesi elbette önceliktir. Ama hem siyasi parti kuruluşu ve oluşumu, hem de bütün siyasi partiler için aday adaylığı başvurusu kriterleri konusunda da ciddi düzenlemeler yapılmalıdır. 10 milletvekilinin seçileceği bir seçim bölgesinde iddialı gözüken bir siyasi partiden 100’den fazla meraklının milletvekili aday adayı olması normal olabilir mi?.. Bağımsız milletvekilliği adaylığının bu kadar silik, bu kadar değersiz kalması demokrasi adına hak görülebilir mi?.. 
Şu 7 Haziran’ı hele bir geçelim.. Ekonomik, toplumsal barış, hukuk devleti standartları,  sosyal ve kültürel meseleler, demokrasi standartları konusunda yapmamız gereken gerçekten çok faza önemli iş olacak.
Bu yazı toplam 209 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 6
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKAN MARKALARIMIZ
    • TUANA EVLERİ 3. ETAP
    • TUANA EVLERİ 2. ETAP'TA YÜZDE 5 İNDİRİM
    • ROMATEM Kocaeli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi
    • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
    1/20
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37