1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Halkın önünde hiç bir güç duramaz…
Halkın önünde hiç bir güç duramaz…

Halkın önünde hiç bir güç duramaz…

Bizim kuşağımız, büyük savaşları görmedi. 1 nci Dünya Savaşını, 2 nci Dünya Savaşı’nı kitaplardan okuduk, filmlerde izledik. Ancak 1980’lerden buyana dünyadaki çok farklı değişime tanıklık ediyor, için

A+A-

Bizim kuşağımız, büyük savaşları görmedi. 1 nci Dünya Savaşını, 2 nci Dünya Savaşı’nı kitaplardan okuduk, filmlerde izledik.

Ancak 1980’lerden buyana dünyadaki çok farklı değişime tanıklık ediyor, içinde yaşıyoruz.

Bu süreçte Berlin Duvarı yıkıldı. SSCB dağıldı. SSCB’yi oluşturan devletler bağımsızlığını ilan etti. Varşova Paktı denilen komünist blok yıkıldı. Doğu Avrupa’da diktatörler -Jivkov, Çavuşevsku-  Arap Baharı’na benzer halk ayaklanmaları ile yıkıldılar. Yugoslavya dağıldı.

Bu devrimlerin, bağımsızlık hareketlerinin bir kısmı çok kanlı oldu. Çok uzun yıllar kendi vatanlarında adeta bir sokak köpeği kadar özgürlük hakları olmadan yaşamaya mahkum edilen insanlar sonunda isyan etmiş, liderlerini devirmişlerdi.

Kimi ülkeler demokrasiyi kurmayı, büyütmeyi ve işletmeyi başardı. Kimileri, eskisinden daha fakir hale geldi.

Ama bir değişim rüzgarı, bir özgürleşme ve demokrasiye geçiş dalgası, 1980’lerden beri devam ediyor.

Bu dalga sonunda Kuzey Afrika’ya, Ortadoğu’ya da ulaştı. Önce Tunus, ardından Mısır’da diktatörler yıkıldı. Libya’yı 42 yıl yöneten, ağzından çıkan her laf kanun olan diktatör Kaddafi’nin sonu geldi.

Yemen ve Suriye’de isyanın, liderler yıkılana kadar devam edeceği görülüyor.

Özellikle Mısır’da Mübarek, Libya’da Kaddafi çok güçlü, “Yıkılmaz” denilen liderlerdi.

Mısır ve Libya, kuşkusuz uzun süre istikrarsızlık içinde yaşayacak. Ama eninde sonunda, en azından bugüne kadar yaşadıkları diktatörlük rejimine oranla çok daha özgür bir düzene kavuşmuş olacaklar.

Mısır’da Mübarek, sırtını orduya dayamış, iktidarını bu şekilde sürdüren bir liderdi. Libya’da ise Kaddafi, ülkesindeki güçler dengesini çok iyi organize etmiş, petrol gelirleri ile halkına refah dağıtmıştı.

Mübarek’i Mısır ordusu; Kaddafi’yi ülkesindeki ekonomik rahatlık kurtaramadı.

Her iki ülkedeki halk isyanının temelinde de din faktörünün çok belirleyici olduğunu da belirtmek gerekiyor.

Hem Mübarek, hem Kaddafi, ülkelerinde Arap toplulukları, laik devlet ilkelerini temel unsur alarak yönetiyorlardı. Mısır’daki devrimin temelinde “Müslüman Kardeşler” örgütünün bulunduğu biliniyor. Kaddafi’ye karşı başlatılan ve giderek büyüyen halk hareketine de El Kaide dahil uluslararası din eksenli örgütlerin payının bulunduğu biliniyor.

Çok büyük olasılıkla, hem Mısır’da, hem Libya’da bundan sonraki dönemde -belki tam anlamıyla şeriat düzeni olmasa bile- İslam dini esaslarını çok daha fazla dikkate alan yönetimler kurulacaktır.

Suriye’de yaşanan olaylar da temelde benzer niteliktedir.

Ortadoğu, Kuzey Afrika, Orta Asya ve Güneydoğu Asya’yı içine alan geniş bir coğrafyada toplumların üzerinde din faktörünün çok önemli rolü bulunduğunu kabul etmek gerekiyor. Bırakın Müslüman ülkelerdeki bu tabloyu, artık Avrupa’da ve ABD’de bile milliyetçilik, “Müslüman karşıtlığı” olarak adlandırılan “Hıristiyan taassubu” ön plana çıkmaya başlamıştır.

Türkiye’nin elitleri, bu ülkenin gerçeklerini çok uzun yıllar kavrayamadılar. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda, kuşkusuz Kemalizm olmazsa olmaz bir olguydu. Mustafa Kemal Atatürk gibi, çok önemli bir savaşı kazanarak halkın önderi olduğunu kanıtlamış, üstelik kendi nefsi için beklentileri olmadığı bilinen bir liderin oluşturduğu model, bu çok zor coğrafyada, çok farklı mozayiklerden oluşan toplumu tek bir devlet bünyesinde, tek bir bayrak altında toplayabilirdi.

Mustafa Kemal Atatürk dünyada benzeri olmayan mükemmel bir örnek, Kemalizm o dönem için alternatifi olmayan Türkiye seçeneğiydi.

Atatürk’ü iyi okumak, iyi anlamak lazım. Sağlığında Kürt toplumuna yönelik söylemleri çok önemliydi. Atatürk,  daha 1930’lu yıllarda, kendi sağlığında Türkiye’ye çok partili sistemi getirmeyi samimiyetle istemişti.

Sonraki yıllarda elitler, bu ülkenin, bu devletin, bu coğrafyada Kemalizm modeli bir rejimle yola devam edemeyeceğini göremediler. Atatürk sonrası ülkeyi yönetenler de halkı tam olarak tatmin edemedi. Ekonomik krizler insanları yıprattı, devlete olan inançlarını kaybetti.

Türkiye’nin elitleri, “Bu devlet bizim. Rejim riske girerse, topuyla, tüfeğiyle askerimiz var. Onlar gelir, ihtilal yapar” rahatlığı içine girdiler. Hem kendilerini geliştiremediler, hem bu ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan geniş kitleleri anlamaya çalışmadılar.

Başörtülü kadınları, İmam Hatipli öğrencileri, inançlı insanları kendilerinden farklı ve kendilerinin dışında gördüler.

İnsanları ötelediler, itelediler, dışladılar.

Türkiye çok tehlikeli bir süreçten geçti. Kendilerini dışlanmış gören insanlar, bu ortamı tahrik unsuru olarak kullanan din ulemalarının etki alanı içine girdiler. “İmam Hatip mezunu üniversiteye neden giremez?”, “Başörtülü kızlar üniversite kapısından neden geri çevrilir” diye sormaya başladılar.

Ne mutlu ki, Kemalizm, Türkiye Cumhuriyetinin temellerini iyi atmıştı. Arap dünyasına, Kuzey Afrika ülkelerine oranla bizim ülkemizde çok daha sağlıklı işleyen bir demokrasi ortamı vardı.

Devletin tüm unsurlarının -yargı, asker, sağlık, eğitim vs- kendilerine karşı olduğunu düşünmeye ve buna inanmaya başlayan geniş kitleler,  Türkiye’de siyaset yoluyla iktidara gelebilmenin çabası içine girdiler.

Milli Görüş, bu arayışın ürünü olarak doğdu. Rahmetli Erbakan bu arayışın bir sonucu olarak partisini 1 nci parti yaptı, Başbakan olabildi. 12 Eylül darbesinin ardından siyasete bir askerci, bir hafif solcu parti de girmişken, dindar kesime daha yakın olduğu açıkça görülen Turgut Özal bu sayede iktidara geldi.

Sonra, bir Recep Tayyip Erdoğan çıktı. Erdoğan’ın partisi iktidara gelemese, Türkiye elit azınlığın istediği kişiler tarafından sıkı bir Kemalist sistem içinde yönetilmeye devam etse, bir de üstüne üstlük halk daha fazla yoksullaşıp, ekonomik kriz içinde bunalsa, emin olun bugünler veya yakın gelecekteki bir takvimde Türkiye’nin bir Mısır, bir Libya olması da kaçınılmazdı.

Ben Başbakan Erdoğan’ı biraz da böyle düşündüğüm için seviyorum. Türkiye’de rejim için, demokrasi için bir tehlike değil, tam tersine bir sübap olduğunu düşünüyorum. Her halk hareketi, çok ciddi bunalım demektir. Kurunun yanında yaş da yanar. Halk hareketinin yaşandığı ülkeler uzun süre istikrar bulamaz, sistemler çöker.

Türkiye, elitlerin bir türlü fark edemediği, görmezden geldiği çok ciddi bir tehlikeden, tıkır tıkır işleyen demokrasisi sayesinde kurtulmuş, hatta belki direkten dönmüştür. Türkiye gerçeğini, bu coğrafyanın gerçeklerinden farklı yerde tutamazsınız.

Halkın önünde hiçbir güç duramaz. Halk ayaklandığında top, tüfek durduramaz. Türkiye iyi ki demokrasidir. Atatürk iyi ki böyle bir devlet kurmuştur. Bunun kıymetini şimdi çok daha iyi anlayabiliyoruz.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.