1. HABERLER

  2. PERDE ARKASI

  3. Harikasınız(!) Deniz Bey
Harikasınız(!) Deniz Bey

Harikasınız(!) Deniz Bey

Sonunda kendinize yakışanı yaptınız. Yüzde 26’yı başarısızlık olarak gören anlayışınızın mantığını kavrayabilmiş değilim. Siyasi hasmınız olarak bilinmekte olan Önder Sav’la anlaşarak CHP

A+A-

Sonunda kendinize yakışanı yaptınız. Yüzde 26’yı başarısızlık olarak gören anlayışınızın mantığını kavrayabilmiş değilim. Siyasi hasmınız olarak bilinmekte olan Önder Sav’la anlaşarak CHP’yi olağanüstü kurultaya götüreceksiniz demek ki. Ne güzel(!). Tam da zamanı.

Demokratik bir haktır bu. Kullanacaksınız tabii ki. Kılıçdaroğlu’nu bir türlü hazmedemediniz zaten.

“Düşmanımın düşmanı dostumdur” anlayışının insanı her zaman doğru sonuca götüreceğini sanmak gaflettir. Bilinmelidir ki bazen taktik tersine işler.

CHP’de Parti Meclisi değiştirilmek isteniyor. Yani Kılıçdaroğlu’nu dar alana hapsetme ve sonunda genel başkanlığından etme niyeti “arzı endam” etmiştir. Kılıçdaroğlu, Altan Öymen’in düşürüldüğü tuzağa düşmeyecektir kanısındayım. Yoksa yazık olur CHP’ye.

Genel başkanlığı öncesinde Baykal’a “hizipçi” denirdi. Aslında, genel başkanlığı sırasında da hizipçilik yapıp rakiplerinin önünü kesmiştir. Boşuna söylenmemiş demek ki bu söz. CHP yeni bir hizipçilikle karşı karşıyadır ve bunun mimarları Baykal ile Sav’dır.

CHP’de birçok siyasetçiye neler çektirmişti Deniz Baykal. Belleğinizi yoklayın isterseniz. İşte bazıları: Bülent Ecevit, Erdal İnönü, Aydın Güven Gürkan, İsmail Cem, Adnan Keskin, Seyfi Oktay, Celal Doğan, Gülsüm Bilgehan Toker, Altan Öymen, Onur Kumbaracıbaşı, Erol Tuncer, Hasan Fehmi Güneş, Bedri Baykam, Mehmet Moğultay, Erol Çevikce, Hurşit Güneş, Tarhan Erdem, Murat Karayalçın, Gürbüz Çapan, Hikmet Çetin, Fikri Sağlar, Ali Özcan, Ercan Karakaş, Mustafa Sarıgül.

Görüyorsunuz ki masum birisi değildir Baykal. Siyasal çıkarı söz konusu olduğunda, çok katıdır da.

Şimdi Kılıçdaroğlu başını duvara vursa yeridir. Kaset konusunu hepimiz biliyoruz. CHP’de Baykal’ın genel başkanlık koltuğu gitmişti. MHP’deyse istifalar sonucunda ilgililerin olası milletvekillikleri de gerçekleşemedi.

Sayın Kılıçdaroğlu’na bir sorum var: Deniz Baykal’ı Antalya’dan milletvekili adayı göstermek zorunda mıydınız? Devrimci olduğunuzu söylüyorsunuz. Bu konuda devrimci gibi davranmadınız Sayın Kılıçdaroğlu. İyi niyetinizden kuşkum yok; ama taktik hatası bunlar. Kasetteki diğer kişi Baytok milletvekili adayı olamıyor, ama Baykal oluyor. Olmadı bu Sayın Kılıçdaroğlu, hiç olmadı.

Bekleyip göreceğiz. CHP gözden düşmektedir ve bunun baş mimarı, genel başkanlığı kaybeden Baykal’dır. Kılıçdaroğlu da giderse barajın altında bir CHP’den emin olabilirsiniz.

Ama Ankara’daki CHP Genel Merkezi çok güzel, çok şatafatlı. Bu bile yeter bazılarına. Çünkü onların amacı, iktidar olmak değil. Otur koltuğa, gel keyfim gel…

Suriye Konusuna Dikkat

Günlerdir medyamızda Suriye konusu işleniyor, ısıtılıyor. Libya için de böyle çalışılmıştı. Ya Irak için? Irak için de öyle. Sınır komşumuz devletlere, oralardaki yönetime düşman olmak, tarihsel bir yanılgı olur. İran’la da dostluğumuzu korumalıyız, diye düşünmekteyim. Çok özel durumlar nedeniyle verilen Birleşmiş Milletler kararları dışında, devletler birbirlerinin iç işlerine karışamazlar. Devletler hukukunun gereğidir bu. Aksini düşünmek, saldırganlık içine girmek, emperyalizme hizmet olur.

Komşumuz Suriye’de demokratik hareketler oluyormuş gibi gösteriyor bazı medya kuruluşlarımız. Yarın bizde de bir ayaklanma olsa “demokratikleşme” mi diyeceğiz buna? Suriye’deki yönetim, reform sözü vermiştir ve bu karar çok anlamlı, çok değerlidir.

Suudi Arabistan’da demokrasi mi var, neden o ülke için bir cümle bile yok medyada? Hadi orayı da karıştıralım. Olmaz. Tabii ki olmaz, olmamalıdır. Ama emperyalizmin istediği bir ülke, ne yazık ki, kan gölüne çevrilebilmektedir. Olay budur. Uyanık olmak gerekir.

Haçlı Seferi’ne kamuoyu oluşturmamalıyız. Anladığım kadarıyla kızıştırılıyoruz. Rusya’nın Suriye’ye müdahaleyi desteklemeyeceği açıklamasını önemsemeliyiz. Bu ülkenin veto hakkı olduğu için, Birleşmiş Milletlerden Suriye’ye müdahale kararı çıkamayacağı kesindir.

TSK’yı Suriye topaklarına göndermeyi, kimse hayal bile etmemelidir. Bu kızıştırma bizi buralara götürebilir, diye kuşkularım var. Güya yeniden Osmanlı İmparatorluğu olacakmışız. Ne tuhaf sözler bunlar. Dilerim kuşkularımda yanılırım.

Oğuz Tümbaş’tan “Küşüm Çınlaması”

Oğuz Tümbaş’ın dördüncü şiir kitabı Küşüm Çınlaması’nı (Nezih-Er Yayınları, 64 sayfa, Şubat 2011) okudum geçen hafta sonu. Üç bölümden (Ayrıntılar Sapağı, Şiirle Öpüşen Dizeler, Aklımdaki Kentler) oluşan kitapta otuz yedi şiir yer almış. Gaziantep yöresinde “kişinin bir topluluk içinde konuşması gerektiği yerde saygıyla susması” anlamına geliyor “küşüm” sözcüğü.

Tümbaş, Gaziantep-Oğuzeli’nde 1946 yılında doğmuş. Ankara Gazetecilik Yüksekokulu mezunu. Diğer şiir kitapları: Yürek Söylencesi (1998), Bellek Pazarı (2002), İnce Oda (2007). Şiir ve düzyazılarının yayımlandığı dergiler: Sanat Dünyası, Çele, Meltem, Defne, Ilgaz, Evrim, Su, Alaz, Akköy, Ardıçkuşu, Afrodisyas Sanat, Beşparmak, Simge, İzmir İzmir, Damar, Agora, Ünlem, Mavi (Gaziantep), Deliler Teknesi, Çini Kitap, Şehir.

Dış dünya, yaşama sevinciyle şiirlerine yansıyor Oğuz Tümbaş’ın. Zor olanı, yalında şiiri bulmayı başarmış. Umut ve sevgiyi dokuyan bir şair olarak belleğimde kalacak olan Tümbaş, imgeyi öyle yerinde kullanıyor ki şiirine yaşamsal anlamı olmayan uyduruk imgeler bulaştırmıyor.

Kitabın arka kapağında, şiirimizin önemli adlarından Ahmet Günbaş’ın “Küşüm Çınlaması” hakkında kısa bir değerlendirmesi var. Aynen alıntılıyorum: “ ‘kalabalığım, anı kentim / elini elimde tuttuğum çocuk / oğuzelim’ dizeleriyle, doğduğu kenti yurtsamanın merkezine oturtur Oğuz Tümbaş. Düşleri hep Allaben kokuludur ve ‘gelincikler tarihi’ne yazılıdır. ‘Güvercin Avlusu’nda palazlanan çocukluğu hiç inmez ‘Küşümlü Salıncak’tan. Dünyayı ‘şiir öpüşü’yle dolaşır. Geldiği son durakta ne Antep kiliminden, ne İzmir mavisinden geçer, ne de ‘Akdenizli İncecik Teyze’sinden.”

Şairle iletişim kurmak isteyenler, elektronik adresine ([email protected]) yazabilirler.

Yazımı, şairin kitapta yer alan güzel bir şiiriyle noktalamak istiyorum:

Düzen

karıncaların kuralı şaşmıyor

bir çizgide hep

adımları düzgün

evlerine bağlı aileler gibi

yolları çalışkan

sözüm

karıncayı incitmeyene

ah siz insan

sahi insan gibi

hoş geldiniz kalbime

Oğuz TÜMBAŞ

Fıkra

Yaşlı çift, evliliklerinin kırkıncı yıl dönümünde paraya kıyıp Avustralya’da tatil yapmaya karar vermişlerdi. Uçağın penceresinden saatlerdir okyanusu seyrediyorlardı. Sessizliği pilotun anonsu bozdu:

- Sayın yolcularımız! Korkarım size kötü bir haberim var. Motorlarımızdan biri sustu, diğeri de susmak üzere. Acil iniş yapmak zorundayız. Neyse ki altımızda haritada görülmeyen bir ada var ve sahiline inmeye çalışacağız. Bunu başarabilirsek, tek sorunumuz bizi bulabilmeleri için dua etmek olacak.    Uçak minik adanın kumsalına başarılı bir iniş yaptı, kimsenin burnu bile kanamadı. Uzun bir rahatlama sessizliğinden sonra, adam karısının ellerini tuttu, gözlerine endişeyle baktı:    - Mona! Bu ayki kredi kartı borcunu ödemiş miydin?

- Hayır, sevgilim. Unutmuşum. Kızdın mı?    Adam endişeyle yine sordu:

- Araba kredisinin taksitini ödemiş miydin?

- Özür dilerim canım, onu da ödememiştim.    Yaşlı adam karısının ellerini bıraktı ve kırk yıldır yapmadığı şekilde, ona sımsıkı sarıldı:

- Aferin!

Karısı şaşkın, korkarak sordu:

- İyi misin tatlım?    - Hiç olmadığım kadar. Çünkü bankacılar bizi mutlaka bulur!

Sağlık

Yaz ayları ile birlikte kısa sürede bronzlaşmak isteyenler ve dört mevsim bronz kalmayı sevenlerin tercih ettiği solaryumun yan etkileri tehlikeli boyutlara ulaşıyor. Uzun süreli ultraviyole (UV) ışınlarına maruz kalmak, kişilerde erken yaşlanma, ciltte deformasyon, leke ve cilt kanseri riskinin arttırıyor.     “Floresan lambalar, spotlar, tasarruflu ampuller, bilgisayar ekranları gibi suni UV kaynaklarının da özellikle deri ve göz sağlığımızı olumsuz etkileyebileceği” dikkat çeken Bayındır Hastanesi Kavaklıdere Dermatoloji Uzmanı Dr. Aslı Kaptanoğlu, kısa sürede bronzlaşma isteği olanlar ve dört mevsim bronz kalmak isteyenlerin tercih ettiği  Solaryumun tehlikeli boyutlara ulaştığını belirtti.     Son yıllarda özellikle gençler tarafından büyük ilgi gören solaryum salonlarının kansere davetiye çıkardığını ifade eden Kaptanoğlu, “Solaryum makineleri, ultraviyole (UV) ışını üreten lambalardan oluşan yapay bronzlaştırıcılardır. Suni UV lambaları da güneş ışınlarına göre 26 kat daha fazla zararlı ışınlar içerir.  Solaryum kronik güneş etkileri olan foto yaşlanma ve deri kanseri oluşumuna neden olur. Küçük yaşta  solaryuma girmenin zararlı etkileri uzun vadede ortaya çıkmakta olup; cildin yaşlanmasını hızlandırdığı, direncini kaybettirdiği, yanıklara, deri kanseri ve gözde katarakta yol açtığı tespit edilmiştir” dedi.    Solaryumdan ölçülü olmak kaydıyla yararlanılabileceğini ancak hassas ciltlerde solaryumun, uzmanların denetimi altında ve daha sınırlı süre uygulanması gerekli olduğunu vurgulayan Kaptanoğlu, “Bronzlaşma tutkusu kısa sürede çok cazip görülse bile uzun dönemde güzelliğin en büyük düşmanıdır” dedi.

(Kaynak: www.gazeteport.com.tr, 16 Haziran 2011)

Bu haber toplam 1329 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.