• BIST 74.462
  • Altın 132,735
  • Dolar 3,5172
  • Euro 3,7848
  • Kocaeli -1 °C

HATA YAPMAK HİLE YAPMAKTAN ONURLUDUR

İbrahim ELGİN

           Hayatımıza bir anlam katmak bizim elimizde ve burada en önemlisi de yaşadığımız hayattan ne anladığımıza bağlı. Hayatta bir gayesi olamayan insanlar bir nehir üzerinde giden saman çöplerine benzerler onlar gitmezler ancak suyun akışına kapılırlar. Herkesin yaşamdan bir beklentisi var deriz hep ama aslında hedefe beklemekle değil yürümekle veya koşmakla ulaşıldığını da hep göz ardı ederiz.

           Kuşkusuz bizler biraz da insanoğlu olarak her şey ayağımıza gelsin istiyoruz galiba. Biz ona doğru gitmediğimiz için ayağımıza gelmeyince de “Ne yapalım kaderimiz bu, böyle yazılmış” deyip geçiştiriyoruz. Belki de ağzımızdan en kolay çıkan laflarımızdan biri bu.

           Hz. Ömer zamanında bir kişi hiç çalışmaz, insanlar ne verirse yer, ne getirirse giyermiş ve hiç çalışmadan hayatını böyle idame ettirirmiş. Bir gün bu zata Hz. Ömer sormuş: “Seni bu halde yaşamaya sevk eden ne?

           O zatta anlatmaya başlamış“Bir gün dağda gezerken kanadı kırık uçamayan bir kuş gördüm. Hayret ederek bu kuş bu halde nasıl yaşar? Diye merak ettim. Baktım ki bir süre sonra başka bir kuş ağzında bir yemle geldi yaralı kuşu beslemeye başladı. Bu besleme akşama kadar defalarca devam etti. Ben de bu olayı izlerken kendi kendime dedim ki rızkı veren Allah nasıl olsa dağın başında da olsam birini vesile eder beni doyurur, fazla uğraşmaya, çalışmaya gerek yok dedim ve ondan sonra böyle yaşamayı seçtim”

            Bu cevaptan sonra Hz. Ömer o zata dönerek şöyle karşılık verir” Sen oradaki kanadı kırık kuşu kendine örnek alacağına, ağzıyla ona yem getiren kuşu niye örnek almadın?” Herhalde bundan daha güzel bir cevap verilemezdi. Çoğu zaman hayatımızda hep risksiz kolay işlere talip oluruz. Ondan sonra da “Arkadaş bu işe de bu ücret verilir mi?” diye hayıflanırız. Kaplumbağaya dikkat edin ancak kafasını çıkarıp risk aldığında ilerleyebiliyor.

            Hayattaki başarıların onda biri hayal gücü ise, onda dokuzu alın teri ve risk almaktır. Hayattan ne beklediğimizi bilmediğimiz için çoğu zaman kendimize bir hedef bile belirleyemiyoruz. Hangi yöne gideceğini bilmeyen bir kaptana rüzgârın faydası nasıl olsun?

           Yaşarken ne aradığını bilmeyen bir insan bulduğunu da anlayamaz zaten. Merak etmeyin yaşadığımız hayatta insanın önünde bir kapı kapandığında diğer bir kapı açılır, hemen yılmamamız lazım. Ama biz genellikle yüzümüze kapanan kapıya doğru uzun süre pişmanlıkla baktığımızdan hangi önümüzde başka hangi kapıların açıldığını bile fark edemiyoruz çoğu zaman.

           Hayat aslında yüksek bir dağa tırmanmak gibidir. Biraz ayaklarımız yorulur, nefesimiz daralır ama görüş açımız genişler, çekilen sıkıntılar, çileler de aslında insanın olgunlaşmasına sebep olur. Bir şeye ne kadar zor sahip olursak bizim için o kadar değerli olur. Zorluklarla kazandığımız o şeyi kaybetmeyi kolay kolay göze alamayız. Bakın bu noktada size yaşanmış hayat hikayesi anlatayım.

Bir zamanlar, bir genç herkes gibi evlenmek istiyordu. Bu niyetini ailesine açtığında, babası ona şöyle dedi:

   “Elbette oğlum, elbette evlenebilirsin. Bana kendi alın terinle kazandığın bir altın getirdiğinde, seni hemen evlendireceğim.”

   Delikanlı babasının bu sözlerine gülümsedi. Ne kadar da kolay bir sınavdı bu böyle! Ertesi gün, istenilen altın lirayı götürüp gururla babasının avucuna koydu. Babası hiçbir şey söylemeden, altını evlerinin yanından akan nehre fırlattı.

   Çocuk, altının düştüğü nehre şaşkınlıkla bir-iki saniye baktıktan sonra, babasına döndü ve sordu:

   “Şimdi evlenebilirim, değil mi babacığım?”  

   Babası başını iki yana salladı:

   “Hayır oğlum. Sana kendi alın terinle ve emeğinle kazandığın bir altın getirmeni söylemiştim. Bu altını sen kazanmamışsın ki.”

   Genç delikanlı babasının gerçeği nasıl keşfettiğini anlayamamıştı. Ertesi gün bu defa annesinden bir altın borç aldı ve parayı babasına götürdü.

   Babası altını aldı ve yine nehre fırlattı. Çocuk bir kez daha şaşırmıştı:

   “Bunu niye yapıyorsun baba, anlamadım. Ama işte sana bir altın getirdim, artık evlenebilir miyim?”

   Babası bu defa da izin vermedi oğluna: 

   “Bu altını da sen kazanmamışsın!”

   Delikanlı babasının yanından ayrıldıktan sonra, uzun uzun düşündü. Başkasından borç alıp getirdiğinde babası parayı yine nehre atacaktı ve bu gidişle de evlenemeyecekti. O yüzden, genç adam bir iş bulup çalışmaya ve altını kendi emeğiyle kazanmaya karar verdi.

   Günler geçti ve kazandığı bir altını babasına götürdü. Babası her zamanki gibi parayı nehre atmaya hazırlanıyordu ki, oğlu can havliyle babasının kolunu tuttu ve bağırmaya başladı! :

   “Hayır baba! O altını nehre atamazsın! Onu kazanmak için günlerce çalışayım ve sırtım ağrılar içinde kaldı!”

   Babası, yüzünde ışıltılı bir gülümseme ile elini oğlunun omzuna koydu ve:

            “Oğlum işte şimdi evlenebilirsin” dedi. “Çünkü emeğinin karşılığı olan bu paranın değerini artık biliyorsun ve eminim ki onu akıllıca harcayacaksın.”

           İnsanlara anadan babadan kalan mirasları kolay çarçur etmeleri kalan miras üzerinde bir emekleri olmadığı içindir. Aslında kendimize göre belirlediğimiz bir hedefe doğru yürüdüğümüzde çekilen çileler kutsaldır sanırım. Ama çekilecek bu çilelere değer şeyleri yapmamız lazım. Derler ya akılsız bir insan hayatının dörtte üçünü yapamayacağı şeyleri istemekle geçirirmiş. Yaşarken hatada yapabiliriz ama önemli olan o hatadan ne ders çıkardığımızdır, çünkü hayat ileriye doğru yaşanır fakat geriye doğru anlaşılır.

           Yalnız şunu çok iyi bilelim ki; bir mesleğin hilelerini öğrenmek yerine o mesleği iyi öğrenelim. İnanın hata yapmak hile yapmaktan çok daha onurludur. Önemli olan yapılan hatayı tekrarlamamaktır. Yaşantımızda ki hatalarımızın çoğu zaten istişaresizlikten ileri geliyor. Yapacağımız her önemli işimizde istişareyi kesinlikle ihmal etmemeliyiz diye düşünüyorum. Akıllı adam aklını kullanır ama daha akıllı adam başkalarının da aklını kullanır. Tabii hangi konuyu kiminle istişare edeceğimiz de çok önemli. İstişare ederken insanları dinleyelim fakat tüm dinlediklerimizi gerçeğin eleğinden geçirelim ve sadece iyi olanları almasını bilelim.

            İnsanın yaşlanması kendi elinde değildir ama ihtiyarlamaması elindedir. Hayatı çalışmak ve uğraşmakla geçen eski insanlarımıza bir bakın inanın görünüşleri bile bizden dinç, “Oğlum ben çalışırken dinleniyorum” diyor. İnsan bedenen çalışamaz duruma gelse bile gözleri ve beyni çalışmalı, yani okuyup araştırmalı. Edebiyatçı bir büyüğüm bir gün bana; “İbrahim oğlum insanın karnı acıktığında nasıl midesi kazınıyorsa benimde bir iki gün kitap okumadığım zaman beynim kazınmaya başlıyor” demişti. Böyle güzel bir sözden sonra daha ne yazılabilir ki?...    

Bu yazı toplam 1043 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    • Heyecan verici bir proje
    • Zaman Geçiyor, Büyüyoruz
    • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
    1/20
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37