• BIST 73.391
  • Altın 132,849
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • Kocaeli 8 °C

HAYÂ İMANDANDIR (2)

Mehmet SÖNMEZOĞLU

Hz. Peygamber’in Hayâsı

Hz. Peygamber (s.a.s.) son derece hayâlı, edep ve iffet sahibiydi. O, sadece peygamberlik döneminde değil, bundan önce de ahlâksızlığın bütün insanlığı sardığı cahiliye toplumunda bile hayâ timsali bir insan olmayı başarmıştı. O, hayatının hiçbir döneminde hayâ duygusundan bir lahza bile uzak kalmamıştır.

  Allah Resûlü (s.a.s.), ahlâkı Kur’an’da övülen (Kalem, 68/4) ve bütün insanlığa örnek alınması gereken bir model olarak sunulan (Ahzâb, 33/21), bütün ahlâki faziletleri şahsında toplamış olan Allah’ın en sevgili kulu ve elçisiydi. Dolayısıyla Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in, diğer ahlâkî özellikleri gibi O’nun hayâ duygusu da örnek alınması gereken bir üstün mertebede idi.  

   Peygamber Efendimiz (s.a.s.), sahip olduğu yüksek hayâ duygusu sebebiyle hiçbir zaman yüksek sesle konuşmazdı. Kahkaha ile gülmez, yalnızca tebessüm ederlerdi. Kimsenin yüzüne dikkatlice bakmazdı. Hoşlanmadıkları bir söz veya davranış dolayısıyla muhataplarının yüzüne karşı onları incitecek şekilde hatalarını söylemezdi. Ashabı O’nun hakkında, “Evinde edebiyle oturan bir genç kızdan daha hayâlı idi” demişlerdir. (Buharî, Edeb, 73, 77; Müslim, Fezâil, 67)

  İslam’a yeni giren bazı Müslümanlar bu yeni dinlerinin edeplerini, güzelliklerini henüz yeteri kadar öğrenemediklerinden bazı davranışlarıyla istemeden de olsa Hz. Peygamber (s.a.s.)’e sıkıntı veriyorlardı. Fakat Hz. Peygamber (s.a.s.) engin hayâ duygusundan onlara bir şey söyleyemiyordu. Bunun üzerine Yüce Allah Ahzâb suresi 53. ayeti indirdi. Ayette, Hz. Peygamber (s.a.s.)’e sıkıntı verecek davranışların âdâba aykırı olduğu hatırlatılmış, bu konuda mü’minlere uyarıda bulunulmuştur.

  Allah Resûlü (s.a.s.) kendisi hayâ konusunda örnek tavırlar sergilediği gibi sözleriyle de hayâ duygusunu övmüş ve mü’minleri bu hususta teşvik etmiştir. Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Hayâ imandandır ve hayâlı olan kimse cennettedir. Hayâsızlık ise kalbin katılığındandır; kalbi katı olan da cehennemdedir.” (Buharî, İman, 16) “Hayâ ve edep, girdiği yeri süsler.” (Müslim, Birr, 78) “Hayâ sadece iyilik getirir.” (Buharî, Edeb, 77; Müslim, İman, 60) “Hayâ bütünüyle hayırdır.” (Müslim, İman, 61)

  İslam, neslin muhafazası ve toplumun huzuru için insanlar arasında hayâ ve iffetin hâkim olmasına büyük önem vermiş, bu nedenle her türlü fenalığı, iffetsizlik ve hayâsızlığı yasaklamıştır. Bir toplumda hayâsızlığın yayılıp çoğalması o toplum için çok büyük tehlikedir. Çünkü iffet ve hayânın insanlar arasından yok olup gitmesiyle toplumda ar, namus ve utanma kalmaz, her türlü kötülük çok rahat bir şekilde işlenmeye başlar. Bundan dolayı insanlar arasında hayâsızlığın yayılmasını isteyenler, bunun için faaliyette bulunanlar kadar toplumun felaketine zemin hazırlayan böylesi büyük bir tehlike karşısında duyarsız kalan ve buna mani olmak için çaba sarfetmeyenler de vatan ve milletlerine en büyük ihaneti yapmış olurlar. Bu kişiler bunun cezasını dünya ve ahirette mutlaka çekeceklerdir. Kur’an-ı Kerim’de “İnananlar arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz” (Nûr, 24/19) buyrularak hayâsızlığın yaygınlaşmasına çalışanlar ciddî manada ikaz edilmiştir.

  Bir hadis-i şerifte bildirildiğine göre; Cenâb-ı Hakk, bir kulu helak etmek istediği zaman, ondan hayâyı çekip alır ve o kul gazaba uğrar. Ardından o kimsenin güvenilirliği kaldırılır ve o hain biri olur. Daha sonra bu kişi rahmetten mahrum bırakılır. En sonunda ise lanete uğrar ve kendisinin İslam ile olan bağı koparılır.” (İbn Mâce, Fiten, 27) Bu gibi hayâdan nasibi olmayan bedbaht insanların kendileri helake sürüklenirken vatanlarına, milletlerine ve topyekûn bütün İslam ümmetine karşı ihanetlerde bulunduklarına da defalarca şahit olduk. Allah Resûlü (s.a.s.)’in, “Utanmıyorsan dilediğini yap” (Buharî, Edeb, 78) hadisi de, hayâ duygusunun kişiyi kötülüklerden alıkoymada ne kadar etkili olduğunu açıklamakta, aynı zamanda bu duygudan mahrum olan kimselerden her türlü kötülüğün beklenebileceğini de ortaya koymaktadır.

  Mü’min zor zamanlarda, sıkıntılı anlarda bile kulluk bilincini muhafaza etmeli, hayâlı davranmak konusunda gereken hassasiyeti göstermelidir. Zor zamanlarda hayâ duygusunu muhafaza etmek büyük bir fazilettir. Maalesef son yıllarda insanların ar, namus anlayışları değişti. Yabancı kültürlerin Müslüman toplumlar üzerindeki yoğun tesirlerinin de etkisiyle hayâ konusundaki hassasiyetlerimiz ciddi manada zaafa uğradı. Bu durumda Müslümanlar olarak daha dikkatli olmak mecburiyetindeyiz.  “Ne yapalım, bu zamanda böyle gerekiyor, elimden bu kadar geliyor yahut el âlem ne der” gibi bahanelerin arkasına sığınıp, dinimizin hayâ konusundaki prensiplerine, ar ve namus anlayışımıza ters düşen hal ve hareketlerde bulunmaktan son derece sakınmalıyız. Unutmayalım ki; huzurlu aile hayatının ve huzurlu bir toplumun yolu hayâ duygusunu insanî ilişkilerimize hâkim kılmaktan geçmektedir.

Bu yazı toplam 934 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
  • Her şey kuralına uygun yürütülüyor
  • Zaman Geçiyor, Büyüyoruz
  • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37