1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Haydarpaşa Garı’nı da yaktılar
Haydarpaşa Garı’nı da yaktılar

Haydarpaşa Garı’nı da yaktılar

Önce küçük bir giriş yapacağım ve sözü değerli ağabeyimiz Cemal Turgay’a bırakacağım. Haydarpaşa Garı, biz İzmitliler için de çok değerli ve anlamlıdır. Hangimiz o garın merdivenlerinden

A+A-

Önce küçük bir giriş yapacağım ve sözü değerli ağabeyimiz Cemal Turgay’a bırakacağım. Haydarpaşa Garı, biz İzmitliler için de çok değerli ve anlamlıdır. Hangimiz o garın merdivenlerinden koşarak inip vapura yetişmedik ki… Hangimiz o garın merdivenlerini koşarak çıkıp trene yetişmedik ki…

Haydarpaşa’nın İzmitliler için anlamını en iyi kim anlatabilirdi?

Elbette Cemal Turgay…

Cemal Ağabey, bakın nasıl anlatıyor Haydarpaşa’yı:

1958 yılına kadar biz İzmitliler İstanbul’a vapur veya trenle giderdik. O zamanlar oto ve hava yolları yok denecek kadar azdı. Özellikle tren en gözde ulaşım aracımızdı. Ve o günlerde Haydarpaşa Garı’nın hayatımızda çok önemli bir yeri vardı. İstanbul’a giden tüm Anadolu yolcularına önce o görkemli mimari özelliğiyle hoş geldiniz derdi.

O gar, İstanbul’a gelen yolculara “İstanbul tarihi, güzel bir kenttir” izlenimi veren bir vitrindir.

Ayrılıkların, kavuşmaların ayna anlarda yaşandığı bir yerdir Haydarpaşa.

Kavuşma gösterileri, trenlerin perona girişleriyle başlar, buharla çalışan lokomotif son istimini verip durur durmaz, vagon kapıları bir tiyatro perdesi gibi açılır, ardından bütün Anadolu renkleri perona dökülür.

Zengini, fakiri ile “Hoş geldiniz”lerle başlayan kucaklaşmalar, şık hanımlar, boyalı ayakkabılı, fötr şapkalı beyler, bazı subaylar ellerindeki valiz ve bavulları kopmak için koşuşan istasyon hamalları, o telaşlı kalabalık arasında, içinde yatağı yorganı, birkaç eşyası olan, kırgın bakışlarla etrafı süzenler, İstanbul’un altın(!) olan taşı toprağında kısmetlerini aramaya gelenler…

“Ben Haydarpaşa’yım” filminin en önemli aksesuarı mendillerdir. Şimdiki kağıt mendiller yok o zamanlar… Mendiller ya ipektir ya da keten… Gidenlerin ardından kollar yoruluncaya kadar sallandırılır. Bazı mendiller de yanaklara inen gözyaşlarını kurulardı.

Gelen yolcuların ikinci telaşı başlar: Garın hemen önündeki iskelede bekleyen vapura yetişmek…

Ne kadar telaş içinde olursanız olun, iskeledeki o iriyarı, posbıyıklı, kocaman gövdeli, ama bir o kadar sevimli çımacıya hayranlıkla bakmadan vapura giremezdiniz. Acele etmeyiniz, bu defa sizi emanet alan martı sürüleri eşliğinde 15-20 dakika sonra Karaköy’desiniz.

Gençlik günlerimizin romantik anıları ile dopdolu Haydarpaşa. En sonunda seni de yaktılar. Yıllar öncesinde milyar dolar hesabındaki rantçılar o bölge için planlarını çoktan yapmışlardı.

Ekranlarda içimiz acıyarak izledik. Yanışı bile dev bir meşale gibiydi.

Ne kadar acıdır ki, o büyük ve önemli tarihi eserin çatı onarımını “Hanımın Çiftliği”ndeki teneke mahalle ustalarına vermişler.

Ülkemizde tamir edilmesi gereken öyle kafalar var ki!..

Benzer bir felaketi biz İzmitliler de bir yılı aşkın süredir yaşıyoruz.

Tarihi Saraybahçe duvarları alevi olmayan bir yangınla yanıp duruyor. Tarihi esere saygısızlık, alevden daha tahrip edici oluyor.

Ateş yok, duman yok, ama içimizle birlikte Saraybahçe ve çevresi yanıyor. Çok yazık, keşke kentimizde de “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Korumu Kurulu” olsaydı!?..

Cemal Turgay

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.