1. HABERLER

  2. PERDE ARKASI

  3. Hazreti Yusuf’u kuyuya atanlar da kardeşleriydi!
Hazreti Yusuf’u kuyuya atanlar da kardeşleriydi!

Hazreti Yusuf’u kuyuya atanlar da kardeşleriydi!

Evet, kardeş olabilmek, karındaş olmak, kaderde, kıvançta ve tasada bir olabilmek. Birbiri için yeknesak olmak için ne güzel bir şey değil mi kardeşlik? Ama unutmayın ki, Hazreti Yakup’un...

A+A-

Evet, kardeş olabilmek, karındaş olmak, kaderde, kıvançta ve tasada bir olabilmek. Birbiri için yeknesak olmak için ne güzel bir şey değil mi kardeşlik? Ama unutmayın ki, Hazreti Yakup’un çocukları gibi kardeş olmak da var. Hazreti Yusuf’u kuyuya atan da kardeşleri/karındaşlarıydı, biliyorsunuz değil mi? Onlar, belki bir kıskançlığın, bir hasedin ve bir çekememezliğin ürünüydüler. Keza, padişahlık dönemlerinde de koltuk sevdası yüzünden birbirlerini yok eden, öldürenler de kardeşti. Ama birbiri için kendisini ortaya koyan, yeri geldiğinde ciğerini, böbreğini ve dalağını gözünü kırpmadan feda edebilen, hatta işlediği suçu üstlenip de yerine yıllarca hapis yatan kardeşlere de tarih tanıklık etmiştir.

Kardeşin kardeşi kıskandığını, onun itibarından ve toplum içinde hüsn-ü kabul görmesinden hazımsızlık duyduğunu görmek insanı muazzep eder. Farklı dünya görüşüne mensup olan yüzlerce kardeş tanıdım. Birbiriyle siyasi manada tartışan ve birbirini nefy eden kardeşlere de tanık oldum. Ama düşman safında birleşen ve kardeşin acısından zevk alan kardeşleri görmek ise, kahredicidir ve kabul edilebilir bir davranış olmasa gerek.

Her ne olursa olsun kardeş olmak çok farklı bir duygu. Şartlar ne olursa olsun, küslükler ne kadar devam ederse etsin kardeşlikten istifa etmek diye bir şey yoktur.

Bu konuda bir anekdotumu sizlerle paylaşmak isterim.

Adamın iki tane oğlu varmış. Uzun süre bir birleriyle konuşmuyorlarmış. Babaları her ne yaptıysa, bir türlü barıştıramamış onları. Tabiri caiz ise, kanlı/bıçaklıymışlar. Günün birinde baba, bu iki küskün kardeşin ellerine birer balta vererek ormana odun kesmeye göndermiş. İkisi de omuzlarına attıkları baltalarla ormanın ıssız noktalarına kadar birbirleriyle konuşmadan ilerlemişler. Çalışırken de, göz göze gelmemek için birisi bir tarafa, değeri de farklı bir tarafa bakarak balta sallamışlar.  Her nasıl olmuşsa, aniden karşılarına bir “AYI” belirivermiş. Bir anlık gayriihtiyari göz göze gelmişler, bakışmışlar ve sonunda biri diğerine: “-Ağabey, yoksa beni ayıdan yana olacağımı mı zannediyorsun?!” diyerek omuz omuza vermişler ve ayıyı oracıkta yere serivermişler. İşleri bittikten sonra da, eve şen-şakrak dönmüşler ve birlikte babalarının huzuruna çıkmışlar. Babaları, bu manzarayı görünce şaşırmış ve sormuş: -Çocuklar, yıllardır birbirinizle konuşmuyordunuz, kanlı-bıçaklıydınız, sizi bir türlü barıştıramadım, ne oldu da size bir anda gerçek kardeşliğe dönüverdiniz? Çocuklar da, başlarına gelen hadiseyi babalarına birlikte anlatmışlar. Baba da, yılların tecrübelisi, tam da zamanı gelmişti ve taşı gediğine oturtuveriyor ve diyor ki, “-Keratalar, ben yıllardan beridir sizinle uğraşıyorum. Bir türlü sizi barıştıramadım ama bir tane ayı iki dakikada sizi barıştırdı” Deyince, çocukların mahcubiyeti gözlerinden okunur oldu ama mütebessim bir sima ile huzurdan birlikte ayrıldılar.

Cenab-ı Allah gerçek kardeşliği bütün insanlığa tattırsın ve kardeşi kardeşe kırdırmaya ve arasına nifak tohumları ekmeye çalışan fitne fücur yuvasının oyunlarını da başlarına geçirsin.

Evet, Tanık olduğum bir kardeş kavgasına münhasıran faydası olur ümidiyle bir anekdotumu sizlerle paylaşarak hasbıhal etme gereğini duydum.

Bu haber toplam 822 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.