1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Hekimlik mesleği ölüyor mu?
Hekimlik mesleği ölüyor mu?

Hekimlik mesleği ölüyor mu?

Son yıllarda devlet hastanelerinde belirgin bir düzelme var. Her yer pırıl pırıl ve uzun hasta kuyrukları yok. Bir yandan da acaba doktorların üzerine çok fazla mı yükleniyorlar diye düşünü

A+A-

Son yıllarda devlet hastanelerinde belirgin bir düzelme var. Her yer pırıl pırıl ve uzun hasta kuyrukları yok. Bir yandan da acaba doktorların üzerine çok fazla mı yükleniyorlar diye düşünüyor insan. Geçenlerde internette rastladığım ve genç bir doktorun acı dolu yakarışını ve hüzünlü iç dünyasını içeren bir mektubunu aşağıya aynen alıyorum. Durum gerçekten bu kadar acıklı ise Sağlık Bakanlığını bir defa daha düşünmeye davet etmekte fayda var. Doktorlarımız kuşkusuz ki kölelerimiz ve esirlerimiz değildir.

Kuklayız hepimiz…

Henüz genç sayılabilecek bir doktor olarak yazıyorum bu yazıyı size. İzmir’de bir devlet hastanesinde nöroloji asistanıyım. 2 dil bilen, fen lisesi mezunu, Hacettepe’de tıp okumuş ama elinde bir tıp fakültesi diploması bile olmayan, yıllarca bir sürü insanın üzerine emek harcadığı, Atatürk’ün hitap ettiği genç nesilim. Bilim adamı yetiştirmek amacıyla kurulmuş bir lisede okuyup, bilimle ilgisi olmayan bir üniversite sınavıyla bir tıp fakültesi kazandım. Mezun olmadan hemen önce çıkan bir yasa ile mecburi hizmete tabi oldum ve diplomamı alamadım. İlkokul mezunlarının bile 6 yıl okumuş pratisyen hekimleri hor gördüğü bir ülkede uzman hekim olmayı tercih ettim ama bunun için de bir sınavı daha geçmem gerekti.

Asistan olarak ayda 7-8 nöbet yanında son 7 aydır haftanın 5 günü aynı poliklinik odasında günde 70 ila 80 hasta bakıyorum. MR çektirmek için gelenler, yazdığım ilacı daha kullanmadan beğenmeyenler, sırası gelmeden içeri girmeye çalışanlar, yaşlı ya da sakat olduğu için öncelik tanınanlardan dolayı kızanlar, internetten okuduğu yada sabah programında dinlediği hastalığın tanısını kendine koymuş olan ve bunda ısrar edenler… Hepsini anlayışla karşılamaya hazırım. Anlamadığım neden ben ya da benim gibi meslektaşlarımın anlayışla karşılanamadığı.

Bu yazıyı bir nöbette, sabah 05. 30’da yazıyorum. Bu gece 2. 30’da yoğun bakımda bir hastamı kaybettim. 11 gündür derin komadaydı ve bu gece benim nöbetimde öldü. Ölümünü ben belgeledim. Yakınlarına ben haber verdim. Ve gece 4 buçukta hiç görmediğim bir yakını doktor odasına gelip hastanın nabzının morgda attığını, kendisine öyle geldiğini söyledi. Öldüğünü kesin olarak bildiğim – ki benim işim bu- bir hastanın öldüğünü tekrar doğrulamak için bir sürü hasta yakını ve idari amirle birlikte morga indim ve bir kez daha bakıp, dinleyip ölmüş dedim –ki bu benim işim değil-. Nabzı var diyen hasta yakını morga giderken bana “ölürken bilinci açık mıydı?” diye sordu. 11 gündür bilinci hiç açılmamış olan ve her gün yakınlarına bu şekilde bilgi verilmiş olan hastanın “uzak” yakını acaba doktorlar hata mı yapmıştır dedi diye ben adeta ben öldürmüşüm bakışları arasında bir morgta ikinci kez öldü dedim hastama.

Daha önce dayak da yedim ben. Bir hastayı 1 saatlik kalp masajına rağmen kurtaramadık. Ölüm haberini verdiğimde hasta yakınını üzerimden zor ayırdılar. Müdahaleyi birlikte yaptığımız hemşire arkadaş hamileydi ve ertesi gün kanaması oldu. Ama kimsenin bunlardan haberi olmaz. Haber olması için ya doktor hatası olmalıydı ölüm ya da canlı olmalıydı morgdaki ceset.

Hasta haklarının olduğu ama sağlık çalışanı hakkının olmadığı bir ülkede yaşıyoruz. Poliklinikte hastalar bize bağırdığında ya da küfrettiğinde arayacak yerimiz yoktur bizim, en fazla bir tutanak tutabiliriz, ki onu da ya hastadır der yapmayız ya da onu yazacağıma iki hasta bakarım deriz. Ama asılsız yere siz bir hasta olarak SABİM’i arayıp falanca doktor bana gerekli ilgiyi göstermedi, 10 dakikadır sıra ilerlemiyor, doktor odayı terk etti dediğiniz anda sağlık bakanlığı yarım saat içerisinde hastaneye döner ve falancayı bulur ve sorar. Denemesi bedava. Ne tuvalete gitme hakkı vardır doktorun, ne iki hasta arasında durma, ne de bir hastaya diğerinden daha fazla vakit ayırma, haşa!

Tüm sağlık çalışanları birer kuklayız bu ülkede; siyasetçilerin elinde, (kimi) basının elinde, (kimi) hastaların elinde ve (kimi) meslektaşlarımızın elinde…

Bir kukla olarak benim görevim, her gün 80 hasta görüp hastalara onların istedikleri tetkikleri istemek, onların istedikleri ilaçları yazmak, bilgisayara kodlama yapmak, basında çıkan “tü’ kaka doktorlar” haberlerine “ bi tü’ de benden” demek, siyasetçilerimizin olur olmaz kışkırtıcı açıklamalarını da görmezden gelmek…mi acaba!!!

Artık hiçbirimizin içinden bu işi yapmak gelmiyor. Konuştuğum tüm diğer kuklalar gibi, ben de gerçek bir çocuk olmayı istiyorum yeniden tıp fakültesine girerkenki hevesimle. Ya da bırakmak bu mesleği yolun başında.

Ailemin ve hocalarımın harcadığı bunca emek, benim verdiğim bunca yıl hatırına hiç değilse şu tıp fakültesi diplomamı verselerdi de evimin duvarına olsun asabilseydim.

Dr. H. Kübra Özkeşkek

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.