• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • Kocaeli 1 °C

Hepsi burada, bizim neyimiz var?

İsmet ÇİĞİT

İstanbul Sanayi Odası 2015 yılındaki cirolarını baz alarak Türkiye’nin en büyük şirketlerinin listesini açıkladı.
İlk 100’de 25-30 tane, ilk 500‘de 60-70 tane firma bizim ilimizde bulunuyor. Burada üretiyor. Bu şehri kullanıyor. 
İşte en büyükler listesinden bazı firmalar: Tüpraş, Ford, Hyundai, Çolakoğlu, Yıldız Entegre.. Bunlar, Türkiye’nin en büyük ilk 50 firması arasındaki isimler. Hepsi bu şehirde.
Kabul, siyasiler bastırıyor, cami , okul yapıyorlar. Ama başka?. Bu şehre ne veriyorlar. 
Bandırma’nın Banvit’i yok bu en büyükler listesinde. Uşak’taki Muratbey Peynirleri yok. Giresun’daki Akın Çorap, Akhisar’daki Köfteci Ramiz, Gaziantep’teki Royal Halı yok.. 
Ama bu saydığım firmaların, fabrikalarının olduğu kentlerde basketbol, futbol takımları var. O şehre kattıkları zenginlik var.
Bizim şehrimizdeki dev firmaların büyük bölümü, vergilerini bile bu şehirde ödemiyorlar. Bu şehrin coğrafyasından kaynaklanan avantajları kullanıyorlar. Bu şehirdeki İnsan Kaynaklarını kullanıyorlar. Daha çok liman istiyorlar.. Bu şehrin trafiğini tıkıyor, bu şehri bunaltıyor, kirletiyorlar. 
Bir basketbol takımı, bir voleybol takımı kurun. Kentin futbol takımına biraz omuz verin. Yok. Hiç oralı bile değiller. 
Madem, bir sinema festivali, bir tiyatro festivali için sponsor olun. Bu şehre spor getirmiyorsanız, sanat getirin. Bu şehre biraz kalite getirin. Bu da yok.. Bu şehirde üretiyor, bu şehrin içine ediyorlar. Trafiğimizi TIR’ları ile sıkıştırıyorlar. En büyük ilk 100 firma içine girmişler. Bir tanesinin, bu şehre, bu şehrin insanlarına beş kuruşluk faydası yok. 
Yazık bize.. Yazık benim şehrime.. Bandırma’da tavukçu Banvit’in yaptığını, bu şehirde Çolakoğlu yapamıyorsa, söyleyecek söz mü kalır?

Bütün tuhaflıklar bu şehirde
Bizim yaşadığımız bu topraklar, binlerce yıl öncesinden buyana medeniyet beşiği olmuş. Roma, Bizans imparatorlukları, Osmanlı, bu topraklarda gerçekten olağanüstü eserler bırakmış. Bu şehir, dinlerin birleştiği hoşgörü şehri. Belki de İzmit, binlerce yıllık tarihinin en çok ihmal edildiği,  her şeyin en hoyratça tüketildiği bir dönemden geçiyor.
Çok basit bir örnek.. Çukurbağ Mahallesi’nde Osmanlı’dan kalan Küçük Hamam var. Yüzyıllar ötesinden bu zamana kadar gelmiş. Üstelik kullanılabiliyor. Küçük Hamam, 2011 yılına kadar hamam olarak çalışıyordu. Hamamın suyu odunla ısıtıldığı için, çevrede oturanlar dumandan rahatsız olmuşlar. Belediye gelip, ceza kesmiş. “Odunla ısınma yasak. Doğalgaza geç, hamamı işletin” demiş. Hamamın sahipleri, doğalgaz bağlatmaya kalkmış. Ama Anıtlar Yüksek Kurulu izin vermemiş. Bu nedenle Tarihi Küçük Hamam kullanılamıyor. Şimdi, bu tarihi binanın sahipleri,  Küçük Hamam’ın çöküp, yıkılmasını bekliyorlar. Çünkü, arazisi değerli. Araziyi satacaklar. 
Yakındır, bir gece Çukurbağ’daki Küçük Hamam’ın yandığını duyabiliriz. Başka çare de yok ki. Hamam odun ateşi ile suyu ısıtacak yasak. Doğalgaz bağlatacak bu da yasak. Bu tür tuhaflıklar, kararların sadece masa başında alındığı, çağın gereklerinin hiç umursanmadığı yegane kent, herhalde bizim kentimizdir.
 

Bitmiş köprüyü kullanamamak
Bu şehirdeki saçmalıklar karşısında şaşırıp kalıyorum. D-100’de büyük sıkıntı, büyük sıkışıklık var. 
Symbol Yaşam Merkezi önüne bir köprülü kavşak yapıldı. Kavşağın köprüsünü, Kavanlar firması yaptırdı.  Köprü inşaatı başladı, yolda bir süre sıkıntı çekildi. Ama açıklanan süre içinde, zamanında bitti. Sonra aylarca bekledik. Büyükşehir Belediyesi kendi üzerine düşen işleri tamamladı. Çok uzun sürdü bu işler. Ama sonunda bitti. Bu yılın başlarında Symbol Köprülü Kavşağı araçlara açılmıştı. 
Sonra, 1 Mayıs’ta  bu köprünün İzmit’e geliş yönü  kapatıldı. O tarihten beri kapalı.  Köprünün iki yanında yollar asfaltlanıyor. Sözde 22 Mayıs’ta bu iş bitecekti. Bitmedi. Kolay kolay bitecek gibi de gözükmüyor. 
Soruyorum: Neden Köprülü Kavşak açılmadan önce bütün bu işler bitirilmedi. Şimdi, koca köprünün üzeri boş. Araçlar buradan geçemiyor. Daracık yan yollara sıkıştırılıyor. Bir işi tam bitirip açsaydınız daha iyi olmaz mıydı?.. 
Bir de net tarih bekliyorum: Bu D_100 karayolu üzerinde, Symbol Köprülü Kavşağı bölgesindeki işler tam olarak ne zaman bitecek?.. Biz bu çileyi daha ne kadar çekeceğiz? 
 

Kılıçdaroğlu’nu yetersiz buldum
Salı gecesi, CNN Türk’de Ahmet Hakan’ın “Tarafsız Bölge” programında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu konuktu. Kılıçdaroğlu için, kendisini, partisini ifade etmek adına çok önemli bir fırsattı. 
Zaman zaman Fenerbahçe-Anadolu Efes maçını, zaman zaman CNN Türk’teki Kılıçdaroğlu röportajını izledim. Bence, Türkiye’nin içinden geçtiği bu süreçte, Ana Muhalefet Lideri olarak Kılıçdaroğlu yetersiz kalıyor. 
Kılıçdaroğlu’nun çok dürüst bir siyasetçi olduğundan kuşkum yok. Söylediği pekçok şey de doğru. Ama çözüm konusunda çok yetersiz. Türkiye’de pekçok insan-bugünkü siyasi kadroları değiştirebilecek kadar çok- mevcut iktidarın yanlışlar yaptığını biliyor. Ama bütün bu insanlar, “Bu iktidar gitse, ülkeyi kim yönetecek?” sorusunu kendisine soruyor.
7 Haziran’da ortaya çıkan tablodan sonra, 1 Kasım’da her şeyin değişmesinin nedeni de bu durumdur. Ana muhalefet liderinin, halka  “Ben bu ülkeyi daha iyi yönetebilirim” mesajını vermesi gerekiyor. Kılıçdaroğlu buna yapamıyor. 
Terör konusunda takılıp kalmış: ”Bunlar 2002’de iktidara geldiğinde terör yoktu. Bu iktidar yüzünden terör bu hale geldi” diyor. Doğru olabilir. Ama asıl soru şu: ”Sen gelirsen nasıl önleyeceksin?. Terörü nasıl bitireceksin?” CNN Türk’te programın izlediğim bölümlerinde Ahmet Hakan aslında Kılıçdaroğlu’na bunu söyletmek istedi. Ama yok, Kılıçdaroğlu’ndan somut çözüm fikirleri gelmiyor..
Herhalde, MHP’de lider bu yaz bitmeden değişecek. CHP’nin de 2019’a kadar mutlaka değişmesi gerektiğini düşünüyorum. Elbette CHP’yi değiştirecek, iktidara taşıyacak kişi, Yalova Milletvekili Muharrem İnce değil. Ama CHP kadroları içinden, Kemal Kılıçdaroğlu’ndan çok daha iyi, halka umut verebilen, halkı peşinden sürükleyebilecek bir yeni lider çıkabilir. 
Bir yana Türk toplumunun genel yapısını, öbür tarafa Recep Tayyip Erdoğan’ı koyduğunuz zaman, bu ülkede siyasi iktidar değişiminin kolay kolay olmayacağını düşünenlerden olabilirsiniz. Ama bu millet, bir umut arıyor. İnanacağı, peşinden gidebileceği yeni lider arıyor. Bu isim Kemal Kılıçdaroğlu değil. Kılıçdaroğlu başında kaldığı sürece CHP’nin “Uzak ara geride kalmış ana muhalefet” olmak ötesinde bir hedefi de gözükmüyor. 


Emekliye promosyon herhalde Kurban’da 
Şu sıralar, memur emeklilerinin, kısıtlanmış ikramiyelerinden doğan farklarla ilgili umutları var. İşçi ve Bağkur emeklileri ise, aylardır hükümetin söz verdiği “Promosyon” paralarını bekliyorlar.
İlgili bakanlar birkaç kez, bankalarla anlaşmanın yapıldığını, bütün emeklilere maaş aldıkları bankalar tarafından promosyon ödeneceğini açıkladılar. Ancak bu açıklamalar yapılıyor, emekliler umutlandırılıyor, sonra ses çıkmıyor. 
Öyle sanıyorum ki, bu iş Kurban Bayramı öncesi gerçekleşmiş olacak.  Emekli maaşı dağıtan bankalar,  Kurban Bayramı öncesinde, emeklilerin hesaplarına 600 TL civarında promosyon parası yatıracak. Bu paraları da siyasi iktidar, “Kurban parası” olarak değerlendirecek. Keşke emekliye, Ramazan Bayramı öncesinde bu promosyon paralarını ödeselerdi. İsteyen Kurban için saklar, isteyen şu yaz başlangıcında birkaç gün tatile giderdi.
Okullar açık, ama ders yok 
Bu yıl, ilk, ortaokul ve liselerde yaz tatili 17 Haziran’da başlayacak.  Yani okullar halen açık. Ama okulların büyük bölümünde eğitim yapılmıyor. Dersler tamamlandı, bütün sınavlar yapıldı. 
Öğrenciler, mecburen okullara gidiyor, yoklamaya katılıyorlar. Ama dersler boş. Ya da derslerle işlenecek konu yok. Özellikle lise son sınıf öğrencileri, kendilerini bekleyen büyük sınavın da stresi içindeler. Okulda boşa geçen zamanlarına üzülüyorlar. 17 Haziran’a kadar olan dönemde, öğrenciler için eğitimle de bağdaşan farklı etkinlikler planlansa, herhalde çok daha iyi olurdu. Devamsızlık haklarını doldurdukları için mecburen okula giden, ama boş boş oturan öğrenciler gerçekten çok sıkılıyorlar. Öğrencilerin ders yok diye okuldan ayrılmalarına da izin verilmiyor. Kuşkusuz bu doğru bir hareket. Ama bu genç insanların zamanını böylesine boşa harcamamak lazım. Başka bazı formüller düşünülebilir. Ya da dersleri boş olan öğrenciler okul tarafından izinli sayılabilir. 

Burada da olacak
Geçen salı günü.. Türkiye’nin dikkati, İstanbul  Vezneciler’de patlayan terör bombasına çevrilmişti. Aynı gün İstanbul Küçükçekmece’de sarı damperli bir hafriyat kamyonu dehşet saçtı. Çok hızlı ve kontrolsüz giden hafriyat kamyonu, Metrobüs yoluna girdi. Metrobüs şoförünün son andaki manevrası büyük faciayı önledi ama, ortaya çıkan tablo dehşet vericiydi.
Bir gün, “İsmet Çiğit demişti” dersiniz. Böyle bir facia, belki daha büyüğü, bizim buralarda da olacak. Sarı damperli hafriyat kamyonları, bu şehrin sıkışık trafiği içinde küstahça kullanılıyor. Özellikle bazı hafriyat-nakliyat firmalarının torpilli olduğunu düşünmeye başladım. D-100 trafiğinde makas atıyorlar. Şehir içi caddelerinde aşırı hız yapıyorlar. Herhalde bu hafriyat kamyonlarının şirketleri, yaptıkları sefer sayısı kadar para kazanıyor. İnşaat alanından yükledikleri hafriyatı, büyük bir hızla biran önce döküm alanına götürüp, yine biran önce inşaat alanına dönmek için adeta yarışıyorlar. Çok küstahça. Çok tehlikeli.. Bazıları, kırmızı ışıkta bile durmuyor. O kadar kamera sistemi var. Hiç birini mi görmüyorlar. 
Sarı damperli hafriyat kamyonlarına karşı bu şehri, bu şehrin insanlarını korumak lazım.. Facia olursa, bu kentin yöneticileri, bunun altından kalkamaz.

Depremin ayak sesleri 
17 Ağustos 1999’un yıldönümü yaklaşıyor. O günü, 17 Ağustos 1999’u bu şehirde yaşamamış olanlara, facianın büyüklüğünü anlatmanız mümkün değildir. Siz anlatsanız bile, o günü burada yaşamamış birinin o felaketi anlayabilmesi, kafasında canlandırabilmesi mümkün değildir. 
Çok ağır, çok acı bir dersti 17 Ağustos 1999.. Bizim buralarda, depremle ilgili periyod aslında 30-35 yıldır. 1967 Adapazarı depremi vardı.  32 yıl sonra, 17 Ağustos 1999 yaşandı. Periyod yine doluyor.. Dahası, bütün uzmanlar İstanbul’da büyük deprem için periyodun dolduğunu, her an İstanbul depreminin olabileceğini söylüyorlar.
Geçen gün, önce Ege’de bir deprem fırtınası yaşandı. Salı günü sabahı Bursa merkezli küçük bir deprem oldu. Bizim şehrimizdeki tabloya bakalım. Hala 17 Ağustos 1999 felaketinde hasar görmüş,  İstanbul’da meydana gelebilecek bırakın 7 ve üstü şiddeti, 5-6 büyüklüğündeki bir depremde yıkılabilecek durumda binlerce bina var şehrimizde, Resmi kayıtlara göre,  yıkılması gerekirken yıkılmayan 3 binden fazla konut var. İçlerinde yaşayan insanlar, kiracılar var. 
Hala bu şehir Kentsel Dönüşüm Yasasını bile kullanamadı. Hala bu şehir, devletin resmi kayıtlarında “Hasarlı” gözüken binalara çözüm bulamadı. Yeni bir depremin ayak sesleri duyuluyor.  Periyod dolmak üzere.. 17 Ağustos 1999 gibi çok büyük bir felaketi, “Yüzyılın felaketi”ni yaşamış bir kentte, hala kimsenin kılı kıpırdamıyor. 
Bu büyük tehlikeden, her akşam lüks ve kalabalık iftar sofralarında dua ederek sakınamazsınız. Hiç değilse, kayıtlı hasarlı binaları yıkmak, şu Kentsel Dönüşüm Yasasının bu kentte de uygulanmasını sağlamak gerekiyor.
Haydi, biraz hareket. Lütfen.. 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 2455 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKAN MARKALARIMIZ
    • TUANA EVLERİ 2. ETAP'TA YÜZDE 5 İNDİRİM
    • ROMATEM Kocaeli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi
    • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
    1/20
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37