1. YAZARLAR

  2. İsmet ÇİĞİT

  3. Her şey kuralına uygun yürütülüyor
İsmet ÇİĞİT

İsmet ÇİĞİT

Yazarın Tüm Yazıları >

Her şey kuralına uygun yürütülüyor

A+A-

Türkiye’nin parlamenter sistemi terk edip, başkanlık sistemine geçişine külliyen karşı olabilirsiniz. Zaten her haliyle başkan olan, Türkiye’yi başkan gibi yöneten Recep Tayyip Erdoğan’ın, Anayasa değişikliği ile tescil edilecek başkanlığını içinize sindiremiyor da olabilirsiniz.

Ancak en radikal muhaliflerin bile takdir etmesi gereken bir gerçek var: Türkiye’de başkanlık sistemine geçiş konusundaki çalışmalar, en azından şimdilik mevcut parlamenter sistem kuralları ve mevcut anayasa mevzuatı içinde yürütülmektedir. Buna da hiç kimsenin itiraz hakkı bulunmamaktadır.

İŞBİRLİĞİ 7 HAZİRAN GECESİ BAŞLADI
Türkiye’de gerçekten aksayan parlamenter sistem içinde şu sıralar tarihi bir uzlaşma var. İktidar partisi ile muhalefet partilerinden biri, çok önemli bir anayasa değişikliği konusunda, tamamen gözler önünde ve tamamen çağdaş siyaset kuralları içinde pazarlık yapıyorlar.

Hala ısrar ediyorum. Aslında AK Parti’nin başkanlık sistemi ile ilgili anayasa değişikliği tasarısını  “meclisten referandum eşiğinde geçirme” konusunda ciddi bir sıkıntısı olmadığına inanıyorum. Zaten 316 milletvekilleri var. Anayasa referandumu için 330 oy yetiyor. AK Parti tamamen kendi tasarısını hazırlayıp, biraz ahlaki ve siyasi etik kurallarını çiğnemeyi göze alarak bu Meclis’te 330 oya ulaşabilirdi. Ama samimiyetle,  geniş bir uzlaşma aradılar. Bu konuda CHP’ye yaptıkları çağrının da samimi olduğuna inanıyorum.

AK Partililer en baştan beri, “Biz Meclis’te 367’yi bulsak bile (yani referanduma gerek kalmadan kabul edilmesi) bu konuyu halka götüreceğiz” dediler. Konu 15 Temmuz sonrası neredeyse rafa kaldırılırken, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli yeniden ısıtıp, gündeme getirdi, “Getirsinler başkanlık sistemi tasarısını konuşalım” dedi.
Konu, böylece yeniden ülke gündemine geldi.

Bence bütün bu işlerin zemini zaten 7 Haziran seçimleri sonrası atılmıştı. 7 Haziran’da AK Parti tek başına iktidar olacak sonucu alamadı. Ama o seçimden 80 milletvekili ile çıkan MHP’nin Genel Başkanı Bahçeli, AK Partisiz hükümet formüllerinin önünü kapattı, hatta AK Partili olmayan bir meclis başkanı seçilmesini bile engelledi.
Sonra 1 Kasım seçimlerine gidildi. Bahçeli’nin 7 Haziran’daki tavrı partisine büyük oy kaybı getirdi ama AK Parti’ye olan ihtiyacını da arttırdı. Meral Akşener hareketi var. İktidarın çeşitli formüllerle desteği olmasa, Bahçeli Meral Akşener fırtınasını durdurabilir miydi?

Şimdi anayasa taslağı konusunda görüşüyorlar. Zaten AK Parti’nin bugünkü politikaları ile MHP’nin söylemleri arasında ciddi bir fark hiçbir zaman olmamıştı. Özellikle bu dönemde OHAL’e verilen destek, terörle mücadele konusundaki tavırlar, HDP’lilerin tutuklanması falan gibi pek çok konuda AK Parti ile MHP hemen hemen aynı çizgide duruyorlar.

Büyük olasılıkla önümüzdeki hafta, en geç bu yılsonundan önce başkanlık sistemi ile ilgili anayasa değişikliği tasarısı meclise inecek. Belki sistemin adının “başkanlık” yerine “cumhurbaşkanlığı” olması konusunda MHP’nin etkisi oldu. Ama meclise gelecek tasarıda MHP’nin başkaca bir değişiklik yaptırabildiğini de sanmıyorum.
Türkiye’de iki farklı partinin, ülkenin geleceği açısından çok önemli bir konuda oturup pazarlık yapması, birlikte bu hareketi yürütmesi, demokrasi açısından önemlidir.

Bu ittifaka, bu yakınlaşmaya karşın,  Meclis’teki görüşme süreci bir hayli sert geçecektir. Taslağın 330 oya ulaşması konusunda bazı ilginç matematik hesaplar yapılacaktır. Ama AK Parti’nin sanıldığı kadar fire vereceğini hiç sanmıyorum. MHP’deki fire de 10’u bile bulmayacak, taslak 330’u aşarak referandum sınırında meclisten geçecektir.

CHP, HDP İLE BİRLİKTE GİBİ GÖSTERİLECEK
Başkanlık sistemi teklifinin referanduma gitmesi kesinleşince, Mart sonu ile Ramazan ayı arasındaki bir yerde konu halkın önüne gelecek. İşte bu sürecin de çok sert geçeceğini, Türkiye’deki kutuplaşmayı çok daha keskinleştireceğini öngörmek de hiç zor olmasa gerektir.

Bu süreçte AK Partililer “başkanlık” sistemini değil, “Erdoğan’ın tam yetkili başkan olmasının Türkiye’yi nasıl uçuracağını” halka anlatmaya çalışacaklar. CHP bu süreçte muhalefetin tek temsilcisi gibi kalacağını, bundan siyaseten nemalanacağını zannediyor.

Ama öyle olmayacak. AK Parti ve MHP meydanlarda, CHP’nin HDP ile teröristlerle iş birliği içinde olduğunu söyleyecekler. CHP bir kez daha kendini ifade etmekte zorlanacak.

2017 yılını bu tartışmalarla, bu gerilimle, bu yeni ve daha keskin kutuplaşmalarla geçireceğiz. 3.50’yi geçen Dolar nerelere gider, düşünemiyorum. Türkiye’yi çalkantılı, huzursuz ve tehlikeli günler bekliyor. Ama bu süreci aşmamız için bir şekilde bu başkanlık sistemi konusuna açıklık getirmek, bu süreci öyle veya böyle tamamlamak da şarttır.
Olası bir referandumda, Recep Tayyip Erdoğan için hazırlanan başkanlık sistemi modelinin yüzde 60’ın üzerinde bir oyla halktan destek alacağını öngörmek de yanlış bir tahmin olmasa gerektir. Ama ekonomideki gidişat ülkede geniş kitleleri daha fazla yoksul, daha büyük kitleleri işsiz hale getirirse, işte o zaman referandum sonucu kritik hale gelebilir.

Başkanlık sistemini, Erdoğan’ın ülkeyi tek başına karar alarak yöneteceği bir modeli destekliyor veya desteklemiyor olmak ayrı bir şeydir. Ama ben bir vatandaş olarak, 2017 yılının ikinci yarısından itibaren Türkiye’de sistemin değişeceğini, Erdoğan’ın hedeflediği konuma çıkacağını öngörüyorum. Sonrası neler olur, nasıl bir ülkede yaşarız, bunu kestiremem. Ama bu gidişat için şimdilerde izlenen yöntemin, yaşananların ahlaka, demokrasiye, mevcut yasa ve kurallara aykırı olduğunu söylemek doğru değildir.
Bu kuşağın kaderinde Türkiye’nin bu hallerini görmek varmış. Bekleyelim, görelim. Bakalım neler olacak.

Yangın ve öğrenci yurtları
Adana’nın Aladağ ilçesinde bir cemaate ait kız öğrenci yurdunda çakın ve 11’i, 12 yaşından küçük kız çocuğu 12 kişinin yanarak ölmesine neden olan korkunç olay, Türkiye’nin ne hallerde olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Bu olay üzerine açıklama yapan Milli Eğitim Bakanı, “Ders alacağız” diye açıklama yaptı. Bu zamana kadar ders alınmamış da, bundan sonra ne dersi alınacak merak ediyorum.
Olayın iki ayrı boyutu var. Birincisi, insanların barındığı binaların yangın açısından önlemlerinin seviyesi.
İkincisi, Türkiye’deki  tarikat-cemaat yurtlarına çocukların ve ailelerinin muhtaç bırakılması.. Her iki açıdan ilimizdeki duruma kabaca bakalım. Büyükşehir Belediyesi’nin binalardaki yangın önlemleri konusunda, yangın merdivenleri konusunda çok hassas olduğunu biliyorum. İtfaiyenin kuralları var ve bunlardan hiç taviz verilmiyor.
Ama Adana’daki o korkunç olayın ertesi günü bir arkadaşım aradı. İzmit’teki bazı sinema salonlarında ikinci bir çıkış kapısının olmadığını söyledi. Sinema salonlarında ikinci bir çıkış kapası mutlaka olmalı. Umalım ki, bizim ilimizde bu konuya da özen gösterilir.
İkincisi.. Bizim ilimizde hala öğrenci yurdu sıkıntısı var. Köy okullarının kapanması, taşımalı sistemin genişlemesi, küçük çocukların da tarikat-cemaat yurtlarına mahkumiyetine neden oluyor. Ama bizim ilimizde yurtlar konusunda “yangın” riski kadar önemli risk, depremden hasarlı çıkmış kimi binaların hala kullanılıyor olmasıdır. Adana Aladağ’daki olaydan gerçekten ders alınmışsa, bütün yurtları bir kez daha gözden geçirmek de şarttır.

Bu yazı toplam 1347 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.
2 Yorum