1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Herkes elinin kirini yer
Herkes elinin kirini yer

Herkes elinin kirini yer

Henüz 20 yaşında, gencecik bir köy öğretmeni olarak Bitlis’e gidişimi, oradaki iki öğretim yılımı zaman zaman yazmışımdır. Şu kadarını bir kez daha söylemeliyim ki, Hizan’da, Hizan’ın en

A+A-

Henüz 20 yaşında, gencecik bir köy öğretmeni olarak Bitlis’e gidişimi, oradaki iki öğretim yılımı zaman zaman yazmışımdır. Şu kadarını bir kez daha söylemeliyim ki, Hizan’da, Hizan’ın en uzak köyünde geçirdiğim günler bana çok şey öğretti. Hani kimilerinin “köylü”, “dağlı”, “cahil” diye suçladığı o insanlardan çok şey öğrendim ben. Hem de bu yakışıksız suçlamaları yapanların aklının yetmeyeceği kadar çok şey. Sizlere bir iki örnek vereyim de görün isterseniz! Görün bakalım o garibim insanların mantığını, terbiyesini, insanlığını!..

20 yaşında, çocuk denecek bir yaşta olmama karşın, köyün öğretmeni olmam nedeniyle büyük bir saygı görüyordum köylülerden. Evlerinin pencerelerinde cam olmayan, çocukları o kış kıyamette okula çorapsız gelen insanlar, bir dilim kuru ekmeği, bir parça otlu peyniri benimle paylaşabilmek için çaba harcıyorlardı.

O yıllarda sigara da içiyordum ve Bitlis’in tütünü, deyim yerindeyse ipek gibiydi. Kehribar renginde bir sarılık, yaktığınızda çok hoş bir koku derken, sigara içmeyeni bile etkileyebiliyordu.

Suriye’den gelen kaçak sigara kâğıtları kullanılıyordu. Herkesin cebinde de bir tütün kutusu (tabaka) vardı. Sohbetlerdeki ikramlar birbirlerine tütün (tabaka) sunmak biçimindeydi.

Başlarda ben saramıyordum sigarayı. Onların elleri ustalaşmıştı ve benim sigaramı da onlar sarıyorlardı. O güne kadar dikkat etmemiştim demek ki. Yine bir sohbette sigaramı saran köylüyü dikkatle inceledim. Ateşin değmesi gereken yeri ustalıkla sardıktan sonra diliyle ıslatıp yapıştırdı. Ne ki, benim ağzıma gelecek olan bölümü kıvırıp açık bıraktı ve bana uzattı sigarayı. Ben neden böyle yaptığını düşünürken, ne düşündüğümü anlamıştı bile. Bana döndü ve;

“Hocam, o bölümü kendin ıslat ve yapıştır” dedi…

Bir başka çarpıcı örnek anlatmak istiyorum sizlere şimdi.

Konuk olduğum evlerden birinde, yemek sonrası çay faslı başlamıştı. Hac’a gidip gelenlerin getirdiği Seylan çayı çok kullanılıyordu yörede. Bizim Erzurum yöremizde olduğu gibi, orada da çay kaşığı kullanılmıyor, şeker yandan, “kıtlama” denen biçimde tüketiliyordu. Ben onu da istemiyor, çayıma şeker atıyordum.

Çaylar kondu ve konuk olduğum için önce bana sunuldu. Daha sonra ev sahipleri çaylarını aldılar. Şeker kasesi bana uzak kalmıştı biraz. Ev sahibine, bana bir şeker vermesini söyledim. Adam kaseyi bütünüyle uzattı bana. Ben yine bir tek şeker vermesini rica ettim ama dinlemedi ve kaseyi iyice yaklaştırdı bana. Benim;

“Bir şeker verseydin ya!” demem üzerine, çok saygılı bir biçimde;

“Hocam, herkes kendi elinin kirini yesin” diye yanıt verdi…

Bu anlattığım 43 yıl öncesinin küçük bir olayı. Ne ki, asla unutmadım, unutmayacağım da. Benim yaşamımın önemli bir deneyimi olarak benimle birlikte yaşayacak…

Geldik günümüze!

Haziran’da kurulacak sandıklarda herkes elinin kirini yiyecek biliyor musunuz?..

Bu haber toplam 1082 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.