1. YAZARLAR

  2. İbrahim ELGİN

  3. HERKES KENDİNE YAKIŞANI YAPAR
İbrahim ELGİN

İbrahim ELGİN

Yazarın Tüm Yazıları >

HERKES KENDİNE YAKIŞANI YAPAR

A+A-

Hayat için başı belli fakat sonu belli olmayan ve hiç bitmeyecek olan bir yolculuktur derler. Bu yolculukta önünüze ne zaman neyin çıkacağını bilemezsiniz. Bazen öyle bir köşeye sıkıştırır ki insanı adeta elinizi kolunuzu bağlar. Sadece olayların gelişmesini izlersiniz. Bazen de hiç izlemek istemediğiniz bir korku filmini mecburen izlemek gibidir hayat. Çünkü elinizden gelen bir şey olmadığı için çaresizlikten de çıldırır gibi olursunuz. Fakat tam o esnada Allah sığınır ve ellerinizi semaya doğru açarak göz yaşlarıyla yalvarmaya başlar ve olsun be arkadaş inşallah buda geçer deyip gönül hoşluğuyla ellerinizi yüzünüze sürersiniz. Farz edelim ki insanlara hayatlarında bir kerecik kullanabilmek üzere bir mucize bahşedilip yaşam senaryolarımızı tekrar yazabilmeleri için ikinci bir şans verilseydi hayatımızda neleri değiştirirdik acaba.
Değiştirsek bile değiştirdiklerimiz bizler için daha mı iyi olurdu daha mı kötü tabi ki bilemeyiz ama bu soruların cevapları hep meçhul olarak kalacak. Çünkü dünyaya bir kere geliyoruz tek atımlık kurşunumuz var. Doğru veya yanlış verdiğimiz tüm kararların sonuna kadar arkasında durmak zorundayız. Sevaplarımızla, günahlarımızla yani yaptığımız doğru işler veya yanlış işlerle öğreniyoruz hayatı. Hani derler ya. İnsan yanılmadan, elmas yontulmadan mükemmelleşemez diye. Ama maalesef yaşam, silgi kullanmadan yapılan bir yağlı boya resim gibidir. Yaşanan acı veya tatlı geçmiştir artık geri dönüşü de yok. Çünkü hayatın provası yok.
İnsan bazen hayatın kendisine kötü davrandığını sanabilir. Ama maalesef aslında hayatın bir suçu yok. İçinde yaşayan insanların yüzünden hayatın anlamı yitirilip hayat kötü sanılıyor.
İnsanlar yaradılışları itibariyle zaman zaman değişik kişiliklere bürünebilme kabiliyetine sahip. Bu yüzden insanları bazen anlamak ve tanımakta zorlanıyorsunuz.
Bir bakmışsınız bazen çok iyi tanıdığınızı sandığınız sevdiğiniz, güvendiğiniz bir kişi bambaşka biri olarak karşına çıkıvermiş. İşte o an o insanın bilinmeyen yüzü karşısında kendinizi suçlayıp neden onu iyi tanımamışım diyebiliyorsunuz. Oysa sen ne yapabilirsin ki kendini niye suçluyorsun.     
Düşünün mesela çocukluğunuz gençliğiniz birlikte geçmiş, hayatınızın en güzel günlerini birlikte paylaşmışsınız. Gün olmuş birlikte ağlamış gün olmuş birlikte gülmüşsünüz. Siz onun size ihtiyacı olduğu anda hep onun yanında olmuşsunuz. Sonra işler birden değişmiş sizin onun desteğine ilgisine ihtiyacınız olduğu zaman işte o anda dost bildiğiniz kişinin gerçek yüzü ortaya çıkmış. Size söylenmeyecek en ağır sözleri söylemiş ve yapılmayacak davranışlarda bulunmuş. Öyle bir içinizi acıtmış ki onunla geçirdiğiniz bütün günlere lanet etmişsiniz. 
 Onun için yaptıklarınızı ve iyi niyetinizi düşündükçe her gün biraz daha kendinizi yiyip bitirmişsiniz. Ama yine de onun bunca yaptıklarından sonra ona kin tutmamışsınız sizde onun gibi davranarak onun seviyesine düşmemişsiniz, yani siz kişiliğinizi değiştirmeden eskisi gibi kalıp bir gün onun hatasını anlayacağını düşünerek beklemişsiniz. Hayat maalesef böyle bir taraf her zaman sabredip karşı tarafı idare etmek zorunda.  Çünkü yaşamdaki dostluklar iki kişinin kusursuz olmasıyla değil, birbirlerinin kusurlarını hoş görmesiyle devam eder. Hayatta bazen olgunlaşmak için incinmek. Tecrübe kazanmak için de kaybetmek gerekebilir.  İşte gerçek insan ve tek kişilik bu, saflık masumiyet nezaket kendin gibi olmak bu.
 İşte karşılıklı insan ilişkilerinde her zaman böyle karşı tarafı idare edecek insanlar olursa dünya da çok kişilikli insanlar küslükler, düşmanlıklar, suistimaller, bencillikler biraz zor ama belkide hiç kalmayacak. Can dersin canın yanar. Gül dersin gülün solar. Dost dersin yalan çıkar. Uzun lafın kısası herkes kendine yakışanı yapar. Gelin artık iki yüzlü olup insanları kandırmayın unutmayın başkasını kandıran aslında kendini kandırır. Ne olacak yani insanları ne zamana kadar kandıracaksınız. Birgün mutlaka gerçek yüzünüz ortaya çıkacaktır.
      Bu konuyla ilgili bir hikaye geldi aklıma gelin isterseniz size anlatayım.
   Padişah birgün vezirine sormuş; 
- Vezir ! demiş.
- Eğitim mi önemli ? Cibilliyet (soy, sop, nesep) mi ? 
  Vezir düşünmeden cevap vermiş, 
- Cibilliyet önemli padişahım demiş ! 
- Padişah da bence eğitim demiş,
  Padişah memleketin dört bir yanındaki tellallara çağrı yaptırmış,
"Duyduk duymadık demeyin ! En iyi hayvan eğiticisine yüz kese altın !"veriyorum kendine güvenen varsa gelsin diyerek her yere haber salmış.
 Nihayet ülkensinin en iyi hayvan eğiticisi padişahın karşısına çıkartılmış; 
  Padişah hayvan eğiticisine sormuş;
- Bir kediye tepsiyle servis yapmayı ne kadar zamanda öğretebilirsin ? 
- Altı ayda öğretirim padişahım demiş eğitici...
 Altı ay süre geçtikten sonra eğitici huzura alınmış. sormuş padişah; 
- Eğittin mi ? 
- Evet padişahım eğittim ve öğrettim demiş eğitmen.
 Saray erkanı toplanmış; kedi elinde tepsiyle servis yapmaya başlamış. Tam vezirin önüne gelmiş padişah yine sormuş vezire, 
- Vezir ! demiş, eğitim mi önemli cibilliyet mi ? 
 Vezir henüz padişahın sorusuna cevap vermeden önce cebinde sakladığı fareyi yere bırakmış... 
  Kedi elindeki tepsiyi fırlattığı gibi farenin peşinde koşmaya başlamış... 
  Tabii ki altı aylık eğitim de boşa gitmiş... 
  Vezir cevap vermiş;
- Ben demedim mi ! Cibilliyet Padişahım ! 
   İşte burada demek lazım ki önüne bir fare çıktığında, yani eline bir fırsat geçtiğinde çıkarları için Ülkesini ,kişiliğini, bütün öz değerlerini, ve hatta kutsalı olan her şeyini satmaktan, harcamaktan, tereddüt etmeyecek, iki yüzlü, cibiliyeti bozuk  kedilerden Allah bizi muhafaza etsin.
  Herkese iyi pazarlar…

Bu yazı toplam 1948 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.