1. HABERLER

  2. MEKTUP

  3. Herkese yetecek kadar haber var
Herkese yetecek kadar haber var

Herkese yetecek kadar haber var

Bu sütunlarda sık sık yazıyorum; yerel gazetecilik zor iş. Hele hele bu şehirde, yerel gazetede her gün altına imza atarak yazı yazmak, olayları yorumlamak çok daha zor, zahmetli ve riskli bir iş. Ancak

A+A-

Bu sütunlarda sık sık yazıyorum; yerel gazetecilik zor iş. Hele hele bu şehirde, yerel gazetede her gün altına imza atarak yazı yazmak, olayları yorumlamak çok daha zor, zahmetli ve riskli bir iş. Ancak bir şeyin hakkını vermemiz gerekiyor: Bu şehir, yerel gazeteler için haber potansiyeli çok yüksek bir şehir.

Kentin her yerinde her gün hareket var. Cinayet var, kaza var. Yaya köprüsü üzerinden otoyola taş atan çocuklar, bu taşlardan ölen insanlar var. İntihar, hırsızlık olayları var. Polisin göz açtırmadığı uyuşturucu kaçakçıları, fuhuş sektörünün ağır işçileri var.

Çok önemli ve çok sert geçmesi kesin olan yerel seçimler için artık bir yıldan geriye sayış başladı. Ama henüz yerel siyasette somut bir gelişme, hareketlilik yok. Siyasi parti temsilcilerinin birbirlerine yönelik genellikle abuk sabuk suçlama ve söylemleri dışında, siyasetin pek haber değeri yok.

Ama belediyelerin yaptıkları, yapamadıkları; yapmaya başlayıp da geciktirdikleri, ellerine yüzlerine bulaştırdıkları pek çok iş var. Akil’ler geliyor, gidiyor; protesto edenler, destekleyenler oluyor. 

Şehir gazetelerinin haber sayfalarının bu kentte boş kalması mümkün değil. Yeni işyerleri açılıyor. Büyük bölümü abuk sabuk da olsa, bu kentte her gün, her akşam onlarca toplantı, etkinlik, konferans falan düzenleniyor. Sonu (SİAD) ile biten derneklerin etkinlikleri, hemşeri derneklerinin toplantıları, kahvaltılar gırla gidiyor.

Geçen hafta içindeki günlerin büyük bölümünde, bu şehirde yayınlanan yerel gazetelerin hemen hepsi, aynı haberleri manşetlerine çekerek çıktılar. Bu haber bolluğu içinde çok fazla özel haber aramanın da gereği kalmıyor.

Ama şehir gazetelerinin asıl önemli görevinin, bu kentin ve bu kent halkının menfaatlerini korumak olduğunu düşünüyorum.

DEMİRYOLU KONUSU ÇOK HASSAS

Gazeteniz ÖZGÜR KOCAELİ’nin son dönemlerde takip ettiği ve çok üzerinde durduğu konulardan biri,  ilimizin trenlerden ne kadar ve nasıl yararlanacağı konusudur. Malum, tren yolu inşaatının yükünü en fazla bizim kentimiz çekiyor. Yaz aylarında toz toprak içinde boğulacağız. İlimizin pek çok bölgesinde, bu devam eden demiryolu inşaatı nedeniyle yazın arabayla sahil kesimine geçiş bile sorun olacak.

Geçtiğimiz hafta bu konudaki çok ciddi ve önemli kaygılarımı yazılarımda ifade etmeye çalışmıştım. Bana gelen bilgi ve iddialara göre, demiryolu inşaatı ile birlikte kaldırılan İstanbul-Adapazarı arasındaki banliyö trenlerinin bir daha çalışmayacağı yolundaydı. Halen yapımı süren üç hatlı demiryolundan iki hattın İstanbul-Ankara arasında çalışacak hızlı trene, bir hattın da limanlar ve lojistik merkezlerinin yük trenlerine ayrılacağı öne sürülmüştü.

Geçen pazartesi günü, bu konudaki yazılar üzerine Vali Ercan Topaca’nın yaptığı önemli açıklamayı gazetenin manşetine çektik. Vali Topaca yaptığı açıklamada, halen yapılan demiryolları içinde banliyö treni için özel hattın bulunmadığını doğrulamış, “Ama hızlı tren için iki hat yapılıyor. Bu hatlardan biri, İstanbul-Adapazarı banliyö trenleri için kullanılacak. 29 Ekim’den itibaren hızlı tren ile birlikte İstanbul-Adapazarı hattında banliyö trenler de yeniden çalışmaya başlayacak” demişti.

Kuşkusuz Vali’nin açıklamalarına güvenmek ve inanmak gerekiyor. Ama benim aklımda hala kuşku var. Kocaeli Milletvekilleri ya da Büyükşehir Başkanı, “Evet, 29 Ekim’den itibaren banliyö tren de çalışacak” diye bir güvence vermediler. Tam tersine, örneğin Fikri Işık, “Mayıs ayında bir toplantı yapılacak. Banliyö trenlerin ne zaman çalışmaya başlayacağı o toplantıda kararlaştırılacak” dedi.

Banliyö trenler için ayrı bir hattın yapılmıyor olması, çok ciddi bir durumdur. Bu kente verilen ilk sözlerde, “Hızlı Tren yoluyla birlikte banliyö tren için de ayrı yol yapılacak” denilmişti. Şimdi, “Banliyö tren yolu yok. Banliyö tren de hızlı tren yolunda çalışacak” deniliyor.

TCDD’nin İstanbul-Ankara hattında 15 dakikada bir Hızlı Tren çalıştırma hedefi var. 15 dakikada bir karşılıklı olarak Hızlı Tren hareket ederse, bu iki yoldan birinde banliyö tren çalıştıramazsınız. Ya da çalıştırmaya kalkarsanız, her yerde banliyö tren Hızlı Tren’i beklemek zorunda kalır. İzmit-İstanbul arası tren yolculuğu 2 saati geçer ki, bu tren de bir işe yaramaz.

Bu konuyu, bu kentin yerel basını güç birliği yaparak takip etmelidir. 29 Ekim’de bize Hızlı Tren’den önce banliyö treni lazım. Bu konuda verilmiş siyasi sözler var. Tutulmasını takip etmek lazım.

Ben şahsen, başlayan ya da ihale aşamasına gelen, bu kent trafiği için çok önemli köprülü kavşak inşaatlarının da yakın takipçisiyim. Bu kent insanları için çok büyük sorun ve sıkıntı haline gelen toplu taşıma sisteminin takipçisiyim.

Diğer yerel gazetelerin ve gazeteci arkadaşların da böylesi haber potansiyeli yüksek olan kentimizde buram buram ticari ilişki kokan yapmacık haberler yerine, kent insanını çok yakından ilgilendiren haberlerin peşinden koşmasını dilerim.

ARAMIZDA KAVGA ETMEMELİYİZ

Pazartesi günleri bu sütunları takip eden okurlarım bilir. Genellikle her hafta bu sütunlardan bu kentteki diğer yerel gazeteci meslektaşlarımı açıkça veya üstü kapalı biçimde eleştirirdim. Yaklaşık bir yıldan beri bunu yapmıyorum.

Kuşkusuz, bu kavgayı bitirince, Pazartesi günleri bu sütunlar için konu bulmak biraz zorlaşıyor. Ama bu konuda meslektaşlarıma verdiğim sözün arkasındayım. Yerel gazetelerin ve gazetecilerin birbirlerini sürekli eleştirmesi, kötülemesi, aslında hepimize zarar verdi. Okur nezdindeki itibarımızı zedeledi. Falanca gazetecinin adamı, filanca gazetecinin adamı ayırımı başladı. Birimizin ak dediğine, öbürümüz kara deyince, bu ortamdan yararlanmak isteyen uyanıklar çıktı.

Yerel basında hala kavgayı körüklemek, yeniden başlatmak isteyenler var. Ama itibar görmüyorlar. Bu kentte bunca haber konusu varken, yerel gazetelerin birbiri ile uğraşması,  birbirlerini hedef alması, köşe yazarlarının sürekli birbiri ile çatışır durumda olması anlaşılır değildi. Umuyor ve diliyorum ki, o günlere geri dönmeyiz. Bu konuda ben elimden geleni yapmak konusundaki kararlılığımı bir kez daha belirtmek istiyorum.

Uzun, sıcak ve çok muhtemeldir ki siyasi hareketliliğin giderek yoğunlaştığı bir yaz dönemi geçireceğiz. Ramazan ayı, tam yazın ortasına rastlayacak. Ağustos ayının ikinci haftasında Ramazan Bayramı var. Geçtiğimiz yıllarda Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramında yerel gazetelerin tatil yapması konusunda anlaşamamıştık.

Bu yıl umuyorum ki, bu konudaki sıkıntıyı aşmış olacağız. Güngör Arslan’ın bana sözü var. “Bayramlarda çıkmayalım dersen, ben uyacağım” demişti. Kuşkusuz bu konuda tam mutabakat sağlanması gerekir. Basın İlan Kurumu’nun da bu mutabakat için öncü olmasında yarar var. Basın İlan Kurumu’nun ilimizdeki şubesi yetkilileri şimdiden harekete geçer, kurum genel merkezinin bu yönde bir karar alması, prensip kararı olarak ilan edilmesi ve bayramda yayınlanmayan gazetelerin resmi ilan açısından zarara uğramayacağını açıklanması yeterli olur.

Bütün gazetelerin, gazete binalarının, tesislerinin ve en önemlisi bütün gazetecilerin, gazete yayınlanmadan iki gün tatil yapması, kesinlikle hepimize iyi gelecektir.

Saygılar sunuyor, sağlıklı ve mutlu bir hafta diliyorum.

-İsmet Çiğit-

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.