1. YAZARLAR

  2. İsmet ÇİĞİT

  3. Hiç değilse haftada iki uçak
İsmet ÇİĞİT

İsmet ÇİĞİT

Yazarın Tüm Yazıları >

Hiç değilse haftada iki uçak

A+A-

16 Nisan referandumu ile ilgili propaganda döneminin son haftasına giriyoruz. Özellikle Başbakan Binali Yıldırım, miting için gittiği her yerde o kentin halkına yeni müjdeler veriyor.

Örneğin Gaziantep konuşmasını izledim. Başbakan, Gaziantep’i yere göğe sığdıramadı. Nasıl geliştiğini, Türkiye ekonomisine neler kattığını anlattı, “Gaziantep’in havaalanı yetmiyor. Yıllık yolcu kapasitesini 5 milyona çıkartan yeni terminal yapacağız” dedi.

Elbette Gaziantep, coğrafi konum olarak bize göre daha kritik bir bölgede. Gaziantep’e yönelik çok yoğun bir “Gurme turizmi ” var. İnsanlar sabah İstanbul’dan uçağa biniyor. Öğlen Gaziantep’te kebap-baklava yiyor. Dolaşıp alışveriş yapıyor, akşam yine uçakla İstanbul’a dönüyorlar. Gaziantep’in Süper Lig’lerde futbol, basketbol takımları var. Bu konularda Kocaeli’den daha önemli bir kent.

Ama bu kentin, Kocaeli’nin de pek çok özelliği var. Bizim şehrimizde yaşayan insanların yüzde 70’inin memleketi yurdun başka köşelerinde bayram seyran gidip geliyorlar. Bu şehir çok üretiyor, çok katma değer sağlıyor. İş dünyasından insanlar akın akın geliyor, gidiyor. 2011’de Cengiz Topel Havaalanı’nı sivilleştirdik. Hâla iki tane uçak getiremedik.

Yarın sabah İzmit’e, Cumhuriyet Parkı Meydanı’na Bodrum Tanıtım TIR’ı gelecek. Önümüz yaz. Bu şehirden insanlar tatile gidecek. Hiç değilse haftanın 2 günü İzmit-Bodrum, haftanın iki günü İzmit-Antalya uçağı olmaz mı? Ayrıca, Trabzon’a, Erzurum’a, Diyarbakır, Gaziantep’e de tarifeli uçaklar olmalı.

THY, her hatta zarar etmeye başladı. Eminim, düzenli bir tarife oturtsun, İzmit’ten Madagaskar’a, Kastamonu’ya bile sefer koysalar, birkaç ay sonra uçaklar tam dolu gitmeye başlar, kâr ederler. Ama yapmıyorlar. Bizim kentimizin siyasi gücü de bir türlü THY’yi etkileyemiyor.

Yazık üzülüyorum. Havaalanımız açıldı, İzmit’ten uçak seferleri başladı diye ne kadar sevinmiş, çocuklar gibi umutlanmıştık. Aradan bunca yıl geçti, hala git-gel Trabzon aşamasındayız. 16 Nisan referandumu öncesinde de havaalanımız için bir vaat, bir söz alamadık.

Ama olsun. Bu referandum öncesi hiç değilse Akmeşe’nin gaz işini hallettik. 2019 seçimlerinden önce de belki Cengiz Topel’e THY ile uçak seferleri konusunu çözmüş oluruz. Tabii, ilimizi daha güçlü, bu şehri daha çok seven siyasetçiler temsil ediyorsa.

Uyku Laboratuvarı’nda bir gece

Değerli dostlar. Bundan üç ay öncesine kadar,  vücudunun her yerinde pek çok araz yaşıyor, yaşam kalitesi her geçen gün biraz daha geriliyor olmasına rağmen, doktora ve hastaneye gitmeyi reddeden,  tedavi kabul etmeyen tuhaf bir adamdım. Hem ailem, hem çevremdeki beni seven insanlar,  vücudumdaki arazlar nedeniyle iki büklüm dolaşırken görüp, “Doktora git” diye ısrar ettiklerinde, “Ne zaman ki elden ayaktan düşer, bilincimi kaybederim. O zaman ambulansla beni hastane götürürsünüz” derdim.

Yılbaşı gecesi kardeşim Nahit’in hastalığı, bu olayın ardından son zamanlarda benim artan sıkıntılarım, artık çağdaş tıptan yardım almam gerektiği konusunda beni yola getirdi. Vücudum şişmeye başlamıştı. Su topluyordu. Uyuyamıyor, nefes alamıyor, iki adım atsam oturup dinlenmek zorunda kalıyordum.

Anlattım size,  güvendiğim insanlara, Özel Cihan Hastanesi’ne, özellikle Dr.Metin Öztürk’e kendimi teslim ettim. Tabii, beklediğim gibi. O tahlil, bu tahlil. Dışkı, idrar, defalarca kan örneği verdim. Bunlarla ilgili çok gırgır hikayelerim var da, bu kadar özelimi de yazsam, çok ayıp olacak. EKG, röntgen, ultrason ne kadar görüntüleme cihazı varsa, hepsine soktular beni. Testler yaptılar. Misal, alerji testine girdim. İki koluma iğneler batırdılar, iğnelerin deldiği yerlere farklı ilaçlar sürdüler. 20 dakika kollarım havada bir yere dokunmadan bekledim.

Testi kontrol eden hekim, “Sadece arı sokmasına alerjin var. Ama küçük bir arı seni boynundan soksa, maazallah ölürsün” dedi. Zaten çocukluğumdan beri arıdan çok korkarım.

Neyse, bütün bu tahliller, görüntüleme işlemleri, gayet güzel tamamlandı. Ben,  kendim için “Kanser” tanısı bekliyorum. Dr.Metin Öztürk, “Maşallah” dedi, “Tahliller çok iyi.” Hatta yıllardır insülin kullanan biri olarak diyabetimde bile ciddi gerileme varmış. Bir kalp sorunu çıktı. Kalbim yetersiz çalışıyor, vücudum bu nedenle su topluyormuş. İdrar söktürücüler falan, o şişlikler de indi.  Ama modern tıp bir araz bulacak. Bulması da lazım, çünkü ben aslında tam iyi değilim. Göğüs uzmanı ile kalp uzmanları, “Uyku testine alalım” dediler.

Dört defa kan vermiş, çıtımı çıkartmamışım. Vücudumda kanser falan yok. Kim korkar uyku testinden.  “Uyku apnesi” diye bir şey varmış. Derin uyku sırasında bir an geliyor, nefes alamıyormuşsunuz. Nefessiz kaldığınız bu süre içinde kalp, beyin tahrip oluyormuş. Uykuda ölebilirmişsiniz. Öyle dediler. Uyku apnesinin en önemli belirtisi, aşırı horlamaymış. Bütün bu tahliller, tetkikler sırasında eşim de bekçi gibi yanımda. Doktorlar bana ne sorsalar “İyiyim” diyorum. Eşim itiraz ediyor. Bayan doktor, eşime döndü, “İsmet Bey gece horlar mı?” diye sordu. Meğer eşim ne dertliymiş. “30 yılda ben alıştım. Ama ne horlamak. Oturduğumuz binada alttaki, üsteki, yandaki dairelerde oturan komşular adına üzülüp, utanıyorum” dedi.  Karar verildi. Ben, uyku laboratuvarına girecek, uyku apnesi testinden geçeceğim.

Bu konuda en küçük bir fikrim yok. Tanıdıklara soruyorum. Bir ağabeyim girmiş, birinci saatin sonunda kabloları söküp, kaçmış. Bir başka arkadaşım, “Sen sıkıntılı adamsın. Dayanamazsın” dedi. Uyku laboratuvarı için randevu günü saat 22.00’de altıma eşofmanımı, üstüme tişörtümü giydim. Yanıma kitap aldım. Boynumu büküp, Cihan Hastanesi’ne gittim. Yine eşim bekçi gibi yanımda. Uyku laboratuvarı hastanenin en üst katında. Çıktık. Geceyi geçireceğim uyku laboratuvarını önce eşim teftiş etti. Çok temiz, geniş, ferah bir oda. Televizyon var. İçeride tuvalet, lavabo mevcut. Baktı ki eşim kaçma imkânım da çok kısıtlı, beni bırakıp döndü.

Genç bir teknisyen. Her yanıma, özellikle başıma abartmıyorum onlarca kablo bağladı. Hala kafamda, saçlarımın içinde o kabloları tutturmak için kullanılan zamklar duruyor. O kadar çok kablo taktılar ki, teknisyen gence, “Siz gece benim ne rüya gördüğümü bile kaydedeceksiniz” dedim. “Yok abi” dedi. “Teknoloji o kadar gelişmedi. Uykunun hangi aşamasında rüya gördüğünü anlıyoruz ama, ne rüya gördüğünü bilemiyoruz”. İçim rahatladı.

Neyse, başımda, göğsümde, ensemde kablolar ben yattım. “Rahat uyu” dediler. Nasıl rahat uyuyacaksınız. Mümkün değil. Gidip kitabımı alayım, yerimden kalkamıyorum. Televizyona baksam, sadece yeri dizi kanalları. Uyumaya çalışıyorum. Ama ben evde, kendi yatağımda kesintisiz uyuyamıyorum da, burada bu halde nasıl uyuyacağım. Odanın dışında, kumanda odasında, bilgisayar başında teknisyen arkadaş da bekliyor. Kayıt tutuyor. Biraz kıpırdasam, “Abi bir şey mi var” diye odaya giriyor. Odada kamera da varmış. Allah’tan abuk sabuk bir şey yapmadım. Neyse sabahı ettim. İki saat falan dalmışım. Sabah vücudumdaki, özellikle başımdaki kabloları söken genç arkadaşa, “Veri alabildiniz mi?” diye sordum. “Bu kadarı bize yeter. Rapor bir hafta içinde çıkar” dedi. Henüz rapor bana ulaşmadı. Ama doktora, hastaneye gitmekten yıllarca kaçan ben, sonunda uyku testine yatmayı bile kabul ettim. Bütün karizmanın çizildiğini düşünüyorum.

Bütün okurlarımın, bu uyku apnesi konusuna önem vermesini dilerim. Uykunuz düzensizse, uyurken çevrenizi rahatsız edecek kadar şiddetli horluyorsanız, bu teste girin. En fazla bir gece sıkıntı çekiyorsunuz. Bedeli 300 TL. Çok fazla korkulacak, öyle kaçıp gitmeyi gerektirecek bir şey de değil. Bakalım bana ilaç mı verecekler, cihaz mı takacaklar. Geceleri şöyle kesintisiz 7 saat uyuyacaksam,  her şeye razıyım. Olup bitenleri yine size anlatırım. İyi pazarlar.

Bu yazı toplam 2473 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.
4 Yorum